Başbakan ve Anayasa Mahkemesi
Başkanı kızsalar bile, eğer Danıştay, nüfusu azaldı
diye kapatılan belediyelere “itiraz haklarını kullanma” olanağı tanımasaydı,
2008 demokrasi tarihimize “yerel yönetim kıyımı”yla
geçecekti... Bu nedenle 2009’u, “yargının kurtardığı” yüzlerce belediyenin
sevinci ve de yerel yönetim seçimleri telaşıyla karşılıyoruz.
Nitekim duyduğumuza göre kimi adaylar yılbaşında bile “oy” peşinde
olacaklarmış; dostları yerine “seçmen”lerle eğleneceklermiş... Aday adayları ise
yeni yıla parti yöneticileriyle girme çabası içindelermiş. Gece yarısı il
başkanıyla kucaklaşırken, kulaklarına “Genel başkan da seni istiyor” denmesini
bekliyorlarmış...
Yerel krallıklar
Kentlere demokrasinin “beşiği”, belediyelere de “kalesi” deniyor.. Çünkü
demokrasi gerçekten kentlerde doğdu ve kent yaşamıyla gelişti. Belediyeler de
aynı gelişmenin demokratik yönetimleri olarak kurumsallaşıp yaygınlaştılar...
Ancak, tıpkı siyasal partilerin “lider monarşizmi”yle demokrasiden uzaklaşmaları
gibi belediyeler de “başkan monarşizmi”yle demokratikliklerini unuttular.
Hele bizdeki gibi belediye kavramı ile siyaset arasındaki ilişki “fikir”
yerine “çıkar” birliğine dönüşünce, yerel demokrasi sadece başkanların
“kişiliği”ne kalıverdi. Başkanı demokrat olan kentte demokrasi işliyor;
diğerlerinde ise “yerel krallık”lar yaşanıyor... Çünkü başkanı doğrudan “halk”
seçince, parti rozetine göre “solcu kral”, “liberal kral”, “muhafazakâr kral” ya
da “sağcı kral” olması için “Ben sadece halka hesap veririm” demesi
yetiyor...
Oysa şu haksız yere örselenen “tek parti” dönemine ait 1930 tarihli belediye
yasasında, halk önce meclisini seçer, sonra da meclis kendi içinden başkanını
belirlerdi. Aynı başkan, her yılın sonunda “halkın yerel meclisi”ne hesap verir,
aklanmazsa yerine başkası getirilirdi... 1960’lardan sonra Küba’nın örnek aldığı
bu en demokratik kuralı da çok partili dönemde yok ettik. Halkın “keşke oy
vermeseydik” dediklerine bile “seçildi” diye 5 yıl katlanmayı çağdaşlık kabul
ettik...
Demokrasi, “pişman olunan seçimler”in güvencesi olabilir mi?
İş bitirici meclisler
Bir de belediye meclis üyelikleri var ki adayların dışında önemseyen yok.
Kamuoyu başkan adaylarıyla meşgulken, partilerin içinde de meclislere
girebilmenin çekişmesi yaşanıyor. Çünkü bu üyelikler il ve ilçe yönetimlerince
belirleniyor. Kentin geleceğini belirleyecek yatırımların ve her türlü
yapılaşmanın kararlarını verecekler merak bile edilmiyor.
Yine o uygar tek parti döneminde, şairlerin, yazarların, sanatçıların, meslek
ve bilim insanlarının özel kotalarla yerel meclislere girmesi sağlanırdı. Kent
yönetimine ressamların, bestekârların duyarlılıkları yansırdı. Bu kültür
zenginliğimiz de çok partili demokrasimizin kurbanı olurken, özellikle
“şehircilik” gibi yaşamsal bir bilim dalı, “şehir” denince, sadece arsa ve
inşaatı anlayanların yetkisine terk edildi... Böylece sorun çözen değil “iş
bitiren” meclis üyeleri türedi...
Sonuç; işte kentlerimizin hali... Yarısından çoğu kaçak, gerisi de özensiz
imar kararlarıyla biçimlenen tam bir mimari felaket niteliğindeki apartman
yığınları, her boş alana rant tesisi, alışveriş merkezi...
Kalkınma adına “soygun gökdelenleri”, adalet adına da “ayrıcalıklı yağma
siteleri” belediye meclislerinden oybirliğiyle geçen imar değişiklikleriyle
kentlerimizin “karabasan”ları oldular.
‘Azınlıktaki’ler çoğalsın...
Çocukluğumuzda “bana bak” diyenlere yanıtımız hazırdı: “Sana belediye
baksın...”
Çünkü dedelerimizin “şehremanet”leri bizler için de “şehrin en emin”
kurumuydu; şefkat yuvasıydı, halkın evi gibiydi... Şimdi ise belediyelerin çoğu,
tıpkı hastane misali “Allah ne düşürsün, ne de onsuz bıraksın” denilen
türden...
Eskisi gibi halkla bütünleşebilenlerin, ranta değil kente sevdalı olanların
ortak özelliği ise çıkar çevrelerine yüz vermeyen başkanlar... 2009, işte o
azınlıkta kalan başkanlarımızın, artık çoğunluğu oluşturacakları bir yıl olsun
diliyorum...