Yeşiller Partisi’nin merkez yönetim
kurulu üyelerinden Ahmet Atıl Aşıcı ile Taksim Balo Sokak’taki
“Yeşil Ev”de buluştuğumuzda önceki gecenin “nöbetçi
eylemcileri” evi yeni terk etmişlerdi. Duvarlarında nükleer enerji
karşıtı sloganlar, karikatürler ve posterler asılı bu evde 24
Eylül’de yani nükleer santral ihalesi sonuçlanana kadar birçok etkinlik
yapılacak. Bilinçlendirici sohbetler, akademisyenlerden nükleer santrallerin
risklerine dair dersler, film gösterileri ve paneller gibi etkinliklere
sanatçıların da katılımı bekleniyor. Aşıcı bu konuda “Pelin Batu, Harun Tekin,
Leman Sam, Zeynep Casalini gibi sanatçılar bizi önceki eylemlerimizde de yalnız
bırakmadı; şimdi de yanımızda olacaklardır” diyor ve ekliyor: “Ama biz
esas olarak halkın desteğine ihtiyaç duyuyoruz. Ne kadar çok kişi bize katılırsa
sesimiz o kadar çok duyulur.”
Bu ilk direnişleri değil!
Yeşiller bundan önce de Kyoto’nun imzalanması için de uzun
süreli bir çalışma gerçekleştirmiş ve toplanan 180 bin imza sonucunda başarıya
ulaşmış. Şimdi de aynı inatla nükleer santral projesinin karşısına
dikiliyorlar.
Türkiye’de nükleer santral yapılması proje haline ilk kez
1970’lerde getirildi ve o günden bu güne de değişen iktidarlar boyunca hep
gündemde kaldı. En son 2001 yılındaki koalisyon hükümeti tarafından uzun bir
süre için askıya alındığı söylenen proje AKP iktidarı sırasında yine gündeme
oturdu.
Aşıcı bu konuda “Santralin yapılması istenilen bölge Mersin’in Akkuyu İlçesi.
İlçe fay hattı üzerinde yer almasına rağmen TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu)
tarafından seçildi. Deprem konusunda bu derece ihmalkar bir tavır içinde ve
hazırlıksız iken nasıl böyle bir şeye kalkışılıyor anlamıyoruz. Bölge daha önce
gündeme geldiğinde oraya gittik, bir ev tutup bölge halkını bu konuda
bilinçlendirdik. Sonra ilçe sakinleri ile birlikte otobüslere binip eylemimizi
Ankara’ya kadar taşıdık” diyor.
Yeşiller Partisi’nin bu projesinin bir özelliği daha var. Eylem 24 saat
internet üzerinden seyredilebiliyor. www.uyumuyoruz.org adresinden Yeşil Ev’de
neler olduğunu istediğiniz an seyredebilirsiniz. Aşıcı bu konuya biraz esprili
yaklaşıyor ve “Sabahın köründe gelen gazeteci arkadaşlar oldu. Uyuyup
uyumadığımızı görmek için sahurda bir sürü insan geldi. Yeni duymuşlar, ne
yapıyoruz diye merak etmişler. Ben de buradan herkese seslenmek istiyorum:
Sahurda da açığız bekleriz.”
“1989 çok uzak bir tarih değil”
Aşıcı “Bir nükleer santralimiz olursa bu ne gibi riskleri beraberinde
getirir? Yani olası bir aksilikte bu işin faturası ne olur?” sorusunu biraz
önceki esprili tavrından çok uzak bir ciddiyetle cevaplıyor: “Biz toplum olarak
unutmaya meyilliyiz. 1989’daki Çernobil felaketinin üzerinden çok fazla zaman
geçmedi. O bölge hâlâ ıssız bir çöl gibi ve hâlâ bölgedeki sakat çocuk
doğumlarının sayısı çok yüksek” diyor.
Aşıcı küresel ısınma açısından bakıldığında nükleer santrallerin daha zararlı
olduğunun ortaya çıktığını anlatıyor: “1 kilovat saat elektrik üretmek için
salınan karbondioksit gazı oranı nükleer santralde 31 ile 130 gram,
hidroelektrik santralde 40 gram, güneş panelinde 27 gram, rüzgârgülünde ise
sadece 23 gramdır. Ortada böylesi bilimsel gerçekler varken bu projenin hâlâ
konuşuluyor olması ise bize göre tam anlamıyla Türkiye’ye ihanettir!”
Nükleer enerji pahalı
1 kilovatsaat elektrik üretmenin maliyeti:
Nükleer santralde 7,9 sent.
Hidroelektrik santralde 5,5 sent.
Rüzgârgülünde 5 sent.
Dünyada nükleer gerileme
ABD, Fransa ve Finlandiya’da yapımı süren reaktör sayısı sadece üç.
İsveç,
Almanya, İspanya ve Belçika nükleer santrallerini kapatmaya
başladı.
Avusturya hükümeti, yapımı bitmiş santrali hiç açmadı.
İtalya
Çernobil’den sonra dört reaktörünü de kapattı.