Tarihe 'Koruma Barajları'

Seuthopolis kentini göl ortasında<br> yeniden gün ışığına çıkartan proje.

Bir ay süren 'Dikili Barış, Demokrasi ve Emek Şenlikleri'nin son haftası 'Yeni Umutlar, Yeni Ufuklar'a ayrılmıştı. 25 Ağustos'taki 'Allianoi ve Hasankeyf Buluşması' da Anadolu'nun batısında ve doğusundaki binyılların uygarlık birikimlerini 'baraj gölleri'ne kurban etmemek için direnen iki kentin umutlarını ve ufuklarını aydınlattı.

Nitekim böylesi bir 'kara yazgı birliği'ni aslında 'yasa dışı' kılan 'yasal karar'lar da var. Örneğin, Allianoi için İzmir Koruma Kurulu '1. derece arkeolojik SİT'e dokunulamaz' deyince; antik kenti boğacak Yortanlı Barajı'ndaki 'su tutma' işlemi durduruldu. Ne var ki projedeki siyasi imzalar 'dokunulmaz' olduklarından, DSİ'nin, 'onayı bulunmayan' baraj inşaatına trilyonlar harcamasına, ne bir inceleme var; ne de bir soruşturma...

Benzer durum Hasankeyf'te de yaşanıyor. Tarihsel başkenti suya gömecek Ilısu Barajı'nın temelini, Başbakan atmasına rağmen, yasal zorunluluk olan 'Koruma Kurulu izni' hâlâ yok! Üstelik, yüklenicilere 'ihalesiz' verilmiş; hatta 'kredi'si bile kesinleşmemiş.

'Bankacı'lar incelemede
İşte bu gerçeklerin de sorgulandığı panelde, Allianoi'nin kazı başkanı Doç. Dr. Ahmet Yaraş , İzmirli gönüllülerden Dr. Oya Otyıldız , hukuksal mücadeleyi yürütenlerden Av. Arif Ali Cangı , kurtarma çabalarını ve 'mahkemelerdeki koruma süreci'ni anlattılar.

Hasankeyf'teki durumu da Ilısu Barajı için İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne başvuranlardan Prof. Dr. Zeynep Ahunbay , yerel çalışma grubundan Ercan Ayboğa , EMO Diyarbakır Şubesi Başkanı Mehmet Nedim Tüzün ile Dicle Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Neslihan Dalkıran dile getirdiler.

Ayrıca, hükümetin kredi beklediği Alman, Avusturya ve İsviçre bankalarından yaklaşık 20 kişilik bir 'ön inceleme grubu' nun da temel atma tarihinden '15 gün sonra' bölgeye gelerek, ödeyecekleri parayla yok edilecek 'insanlık mirası'nı yerinde incelediklerini; belediyeler ve sivil kuruluşlarla da görüşmeler yaptıklarını anlattılar.

Özellikle Hasankeyf'te öne sürülen, 'tarihi anıtlar taşınacak' sözleri ile Allianoi'yi 'su altında bırakmayacak yeni bir proje olamaz' dayatmalarına karşı 'alternatif çözüm'ler için aklın ve bilimin 'tükenmiş olamayacağı'nı da biz vurguladık. Çünkü, Yortanlı Barajı'nın, antik yerleşim gözetilerek de yapılabileceği öteden beri söylenirken; bu 'arayış' hem Koruma Kurulu kararlarında, hem de doğrudan Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın aynı amaçla görevlendirdiği 'Allianoi İnceleme Komisyonu'nun raporlarında yer aldı.

Yapı malzemesi, mimari çeşitliliği ve özgün topoğrafyası, bütünleşmiş bir 'kentsel ve doğal doku' oluşturduğu için, asla taşınamayacak Hasankeyf içinse 'su kotunun düşürülmesi' ; 'suyun tünellerden geçirildiği baraj tekniği' ; 'dev bir baraj yerine daha küçük üç baraj' gibi değişik seçeneklere aldırmayan DSİ, 50 yıl öncenin 'ilkel' projesinde ısrardan başka bir tutum içinde değil.

Seuthopolis'ten esinlenebilmek
Oysa mimarlık ve mühendisliğin akıl ve yaratıcılıkla buluşmasına 'ara verilmeyen' ülkelerde artık, 'tarihi yutan baraj'lar yerine, geçmişi gözeten projeler geliştiriliyor. Buna çarpıcı bir örnek de komşumuz Bulgaristan'daki 2400 yıllık 'Seuthopolis' kentinin 'baraj gölü ortasında kalmasına rağmen yaşatılması'nı öngören proje. Üstelik mayıs ayında, Dünya Mimarlık Trienali kapsamındaki 'Küreselleşme ve Mimari Değerler' yarışmasında ödül de kazandı.

Bulgar mimar Prof. Jeco Tilev'in UNESCO büyük ödülünü aldığı proje, YAPI dergisinin ağustos sayısında da tanıtılıyor... M.Ö. 4. yüzyılda antik Odrissia devletinin başkenti olan Seuthopolis, 1950'lerin başlarında Filibe yakınlarında inşa edilen 'Koprinca' barajına kurban edilmiş. Yani, Ilısu projesinin de tasarlandığı, 'tarih bilinci yoksunu yıllar'da!..

Nitekim mimar Tilev de 55 yıl öncenin bu tavrını 'ulusal nihilizm anlayışına dayalı hata' olarak tanımlıyor. Şimdi de bu ilkel projeye, 'çağdaş koruma düşüncesi' ışığında müdahale ederek, 'tarihi kurtaran çözüm'ünü tasarlamış. Göl içinde yapılacak 20 m. yükseklikteki duvarlarla çevrili havuzda korunacak antik kent; hem yeni araştırmalar için, hem de çekici bir turizmin merkezi olarak yaşamını sürdürebilecek.

Seuthopolis'i koruma duvarlarındaki iskelelere teknelerle ulaşacak turistler, panoramik asansörlerle aşağıya inerken tarihi de yukardan seyredebilecekler...

Dikili'ye hazırlanırken tartıştığımız 'mimar dostlar' da işte bu 'fikir'den esinlenerek hemen kolları sıvadılar. Hasankeyf ve Allianoi için de benzer çözümler üretilemez miydi?.. Yanıtın 'hayır' olmadığı ilk etütlerde ortaya çıkmıştı bile.

Bakalım Türkiye'yi yönetenler ve DSİ'nin sorumluları, tarihimizi kurtarmak için 'görev' bekleyen mimarlık ve mühendislik gücümüzü ne zaman anımsayacaklar?