Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Bienal'in 'Şan'ına Yakışır

Gözden ırak bir şekilde, İstanbul kültür ve sanat yaşantısına gizliden gizliye dahil olan Şan Tiyatrosu yıkıldıktan sonra uzun süre kimsenin uğramadığı boş bir salon oldu. Hastanenin otoparkını ziyaret edenlerin gördükleri dekor, adeta, 'Opera'daki Hayalet' gibiydi.

Birgün Gazetesi/Aris NALCI



özden ırak bir şekilde, İstanbul kültür ve sanat yaşantısına gizliden gizliye dahil olan Şan Tiyatrosu yıkıldıktan sonra uzun süre kimsenin uğramadığı boş bir salon oldu. Hastanenin otoparkını ziyaret edenlerin gördükleri dekor, adeta, 'Opera'daki Hayalet' gibiydi.

Ancak Şan Tiyatrosu veya Sineması sanatseverlerden uzun süre ayrı kalamadı. Birkaç yıl önce, Ani Haddeler'in bir oyunu sayesinde yeniden içine girme ve sahneye arkamızı dönerek de olsa bir eser seyretme şansına erişmiştik. Ara sıra yıkık haldeki mekânın konserler ve defile çekimleri için kullanıldığı da çalınıyordu kulağımıza. Şu anda Surp Agop Hastanesi'nin otoparkı olarak kullanılan harabe temmuzdan bu yana erdemli bir ressam tarafından ziyaret ediliyor: Zira Haydar Özay'ın 5 xi2 metrelik koca resim çalışması geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Özay'ın tek parça tuval üzerine yaptığı İstanbul resmi, çalışmalar sırasında hastane sakinlerinin de ilgi odağı olmuş. Surp Agop Hastanesi'nin yaşlılar bölümünün deneyimli sakinleri, sık sık Özay'a arkadaşlık etmişler. Her geçen gün daha da genişleyen resim, sanatçının İstanbul'dan edindiği izlenimler ve Şan Tiyatrosu'nun harabe halinden esinlenerek yarattığı motiflerle dolu. 60 metrekarelik resmin bir köşesinde Şan Tiyatrosu'nun merdivenlerinden bir parça, bir başka köşesinde bir tramvay veya Beyoğ-lu'ndaki kalabalığı bulabiliyorsunuz.

Çalışma koşullarının zorluğu
Çeşitli vesilelerle otoparkı ziyaret eden taksiciler, ambulans şoförlerinin anlattıkları ve arada sırada olsa da hastaneye gelen ve Şan Tiyatrosu'nda sahneye çıkmış kişilerin mekânla ilgili anılarını bir oya gibi 60 metrekarelik somut hayal alanına işleyen ressam Özay'ın, resmi gören izleyici tepkilerinden çıkardığı sonuç; resme bakan her izleyicinin kendi zihninde, farklı biçimlerde tanımlanmaya elverişli bir resim ortaya çıkmış olduğu. Bu anlamda eseri için ağırlıklı olarak ağustos ve eylül aylarında çalışan Haydar Özay mevsimin değişmesiyle gelen yağışlar ya da her gün ışığın biraz daha azalması gibi unsurların, çalışma koşullarını daha da zorlaştırdığını belirtiyor. Zaten, biz resmi görmeye gittiğimizde de tavandan düşmüş olan molozlar resmin üzerine gerilen liflerde takılı kalmıştı. Haydar Özay da çalışırken, bu tip çökmeler sık sık olmuş.

Bu da Şan Tiyatrosu'nun göz göre göre nasıl yok olduğunu ve eridiğini gösteriyor.

Yaklaşık yirmi yıldır kullanılmayan bir sahnede, parlak müzikallerin, oyun ve konserlerin gerçekleştiği bir sahnede yaratılan bu resim seyircisiz gerçekleşmemiş. Seyirci koltukları yokmuş, ama izleyiciler her zaman var olmuş. Tamirat için bulunan işçiler, kamyoncular, hastaneye müşteri getiren taksiciler, doktorlar, mimar ve mühendisler; hatta bir anne kediyle dört yavrusu; bir nedenle yolu bu mekâna düşen sayısız insan ve bu insanların çocukluk ve gençliklerinden 'Şan'a ait aktardıkları anılar.

Ressamın içinde bulunduğu atmosferi ve eserinin gelişimini, dört ay boyunca Yusuf Aslan fotoğraflamış, 2000 fotoğrafı aşan üç aylık bir zamana yayılmış bir tür döküman-ter çalışma diyebileceğimiz önemli bir arşiv oluşmuş. Ayrıca birbirinden farklı sanatçılar tarafından fotoğraflanmış, mekanla bütünleşen görsel çeşitlemeler de ortaya çıkmış. Farklı anlara ait dijital ve analog video görüntüleri de bu toplamda önemli bir yer oluşturmuş.

Özay: "Resmi çalıştığım bu üç ay zarfında, içinde bulunduğum ortamda; geçmiş resimlerimden edindiğim deneyimler kadar, geçmişten aktarılmış ayrıntılar, kendi duygularımın gücü kadar mimari yapının yarattığı ışık-gölge değişimleri, tuğla duvarlar, bazen sesler ve hatta şehrin karmaşasından yalıtılmış bir tür antik sessizlik, yapının kendine özgülüğü resme başlarken düşünemeyeceğim kadar etkilemiş oldu.

Özay: Küratöre ulaşamıyorum
Yıllarca doğa koşullarının etkilediği bu mimari eserin bir sanat yapıtını, bir resmi değiştirebileceğini en güçlü bir biçimde anlamış oldum. Bir 'İstanbul Resmi' olarak başladığım bu çalışma mimari mekanın karak-terindenve ruhundan kaynaklanan, başlangıçta hiç düşünemediğim ayrıntılar ve ardı ardına beliren tesadüfler resmimde belirmeye başladı" diyor.

Çin asıllı küratör Hou Hanru'nun gelecek yıl eylülde düzenleyeceği, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın imzasını taşıyan 10. Uluslararası İstanbul Bienali'ne katılmayı hedefleyen Haydar Özay, bu anlamda küratöre ulaşamadığından yakınıyor. Eski Şan Tiyatoro-su sahnesine tuvali kurarak Bienal'e katılmak isteyen Özay'ın çalışma süresi boyunca çekilen fotoğraf ve videolardan oluşan bir de belgesel hazırlanıyor.

Haydar Özay eğer amacına ulaşırsa, Şan Tiyatrosu yıkılmaya yüz tutmuş haliyle sanata kapılarını resmen kapadıktan yıllar sonra yeniden büyük bir organziasyonun (umarız Bienal'in) içerisinde yer alacak. Dileğimiz ise Şan Tiyatrosu'nun bu şekilde ilgi çekip birilerinin mekanı yeniden sürekli bir sanat mekanı olarak restore etmesi.

Meçhul yangın
Bilindiği gibi, İstanbul Harbiye'deki Şan Tiyatrosu, tiyatrocu Ferhan Şensoy ve Orta-oyucular'ın gericileri eleştidikleri Muzır Müzikal'i sahneledikleri 7 Şubat 1987'de nedeni bilinmeyen bir şekilde alevler içinde kalıp kullanılmaz hale gelmişti. Ve Şan Tiyatrosu 16 yıl sonra perdelerini değil ama kapılarını bir defile için yeniden açmıştı. Toplumun bir kesimden büyük tepki alan oyunun bitiminden 10 dakika sonra çıkan yangın ardında birçok soru işareti bıraktı. Olayın belki de en yakın tanıklarından Ferhan Şensoy olayla ilgili yangından sonra yaptığı bir açıklamada şöyle demişti: "20 dakikada yandı koca salon. Sürekli tehdit alıyorduk. Özal dönemiydi. O zaman Hasan Celal Güzel başbakan yardımcısıydı...

Konuyla şiddetli ilgili, oyunda da şöyle bir espri vardı: 'Senin anan Hasan Celal güzel mi' diyorum. Bunlardan alınmış... Yangından bir hafta önce bizi koruyan polis timi değiştirildi. Yeni gelenler selam bile vermiyorlardı. Bir hafta sonra da yangın çıktı. Ben bu polislerin yaktığından eminim. Üstü kapandı gitti.

İstanbul Valisi Nevzat Ayaz gelmiş, 'Yangın elektrik kontağından çıkmış' diye televizyonculara demeç veriyor. Programlanmış herşey. 'Daha içeri girilmemiş, nereden biliyorsunuz elektrik kontağı olduğunu Vali Bey' dedim. Sonra kapattırdı kameraları. Bu ciddi bir organizasyondu. Ecevit başbakan olunca o polisler hakkında yeniden soruşturma açıldı. İfadem tekrar alındı. Ama sonucu bilmiyorum.

Şimdi buradan soruyorum: Ne oldu o soruşturmanın sonu?"

http://www.yapi.com.tr/haberler/bienalin-sanina-yakisir_49876.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın
Haftanın ürünü MAS IP Interkom Sistemleri

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!