Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Bir Paradoks Olarak Türkiye'de Kentsel Dönüşüm ve Toplu Konut Politikaları

Umarız ki son dönem dönüşüm ve toplu konut politikaları daha fazla mekânsal ve sosyal ayrışma, gettolaşma, fakirleşme ve ekolojik yıkımlar yaratmadan, uygulamalarda değişiklikler gerçekleştirilir ve kamu kaynakları sosyal politikalar aracılığıyla kamu yararına kullanılır.

BirGün Gazetesi/Tuna KUYUCU
Bir Paradoks Olarak Türkiye'de Kentsel Dönüşüm ve Toplu Konut Politikaları

i>Sosyal politikalar, piyasanın işleyişinden doğan eşitsizliklerin ve aşırılıkların, devlet müdahaleleriyle yumuşatılmasını amaçlar. Bireylerin piyasa ekonomisine eşit koşullarla giremedikleri ve bu 'asimetrik' konum-landırmaların piyasanın işleyişi ile giderilemeyeceği gerçeklerini temel alan sosyal politikalar, bireylerin yaşama koşullarını kabul edilebilir düzeylere getirmesi için devleti sorumlu tutar. Başka bir deyişle birey, politik bir topluma vatandaşlık statüsünde dahil olduğunda, piyasanın eşitsizliklerinden deulet müdahaleleri aracılığıyla korunma hakkına sahiptir. Konut harcamaları bir hanenin toplam gelirinin en yüksek payını oluşturmakta, ancak çok sayıda hane bu büyük harcamalara rağmen sağlıklı ve güvenli çevrelerde yaşamamaktadır.

Devlete düşen görev, piyasa ekonomisi içinde yaşanabilir konut elde edemeyen vatandaşlarına bu hizmeti 'sosyal' politikalar ekseninde sunmaktır. Birleşmiş Milletlerce 1948'de ilan edilen Uluslararası İnsan Haklan Sö'zleşmesi'nin 25.1'inci maddesinde ve T.C'nin 1082 Anayasası'mn 57. maddesinde de konut hakkı tanınmış ve güvence altına alınmıştır.

Türkiye'de toplu konut bilmecesi ve kentsel dönüşüm projeleri

Türkiye'de son 50 yılın çarpık kentleşme ve niteliksiz konut üretiminin temelinde kentleşmenin tamamen piyasa dinamiklerine bırakılması yatmaktadır. Serbest piyasa koşullarında büyük oranda yap-sat'çılık metodu ve kooperatiflerce üretilen konutlar (ki bunların da sağlıksız şehirleşmeye katkıları göz ardı edilmemelidir) alt gelir grupları için ulaşılmaz kalmışlardır. Bu durumun sonucu olarak gecekondular şehirlere yayılmışlardır. Bu hızlı kentleşme ve gecekondulaşma dönemi boyunca devletin bazı memurlara ve askeri personele yönelik küçük çaplı projeleri dışında herhangi bir toplu konut projesi olmamıştır.

1984 yılında kurulan Toplu Konut İdaresi'nin temel amacı (özellikle dar gelirliler için) konut sorununu çözmek ve sağlıklı kentsel alanların yaratılmasını sağlamaktır. Ancak TOKİ kaynakları, özellikle kooperatifler aracılığıyla, uzun süre orta ve üst-orta sınıflara aktarılmıştır. TOKİ 90'lı yıllar boyunca, bir sosyal devlet aygıtı olarak kurulmasına rağmen misyonunu yerine getirmemiş, tersine, eşitsizliklerin ve gerilimlerin artmasına sebep olmuştur.

Son dönemde şehirleşme açısından gündemi en çok belirleyen konu kentsel dönüşüm ve bu bağlamda gerçekleştirilen gecekondu dönüşüm projeleridir. 50 yıl kadar gecekondulaşmaya göz yuman ve destekleyen yerel ve merkezi yönetimler, kent topraklarından elde edilebilecek rantın ve spekülatif kazançların 90'h yıllarda artmasıyla beraber gecekondulaşmaya karşı politikalar geliştirmeye başladılar. 20oo'li yıllarda neoliberal kendeşme dinamikleri, özellikle AKP hükümederi dönemlerinde hız kazandı. Kentsel arazilerin ve yapıların 'kullanım değerleri' yerine 'değişim değerleri'ni temel alan bu politikalar, daha çok kazanç sağlayacak ve rant getirecek 'prestijli' projelerin uygulanmasını hedefledi.

Bu projelerde anahtar kurum olan TOKİ finansman, arazi sunumları ve altyapı yatırımları sağlamakta ve bazı inşaatları yürütmektedir. Özellikle 2002 sonrasında inşaat faaliyetlerini büyüten TOKİ, orta ve üst gelir gruplarına kâr amaçlı konut üretimini hızlandırarak, elde ettiği kazançla düşük gelir gruplarına yönelik konut üretimini sübvanse etmektedir. Kurum, 2002 yılına kadar 43.000, son 5 yılda ise 285.649 konut inşa etmiştir. TOKİ'nin kentsel dönüşüm ve gecekondu dönüşüm projelerindeki amacı, kendi söylemine göre, çöküntü alanlarını yaşanabilir hale getirmek, dar gelirli vatandaşlara konut sahip olma imkânları yaratmak ve bu kişileri sağlıksız ve plansız gecekondu bölgelerinden çıkarmaktır. Bir başka deyişle TOKİ bir sosyal politika uygulaması başlattığını açıklamaktadır. Ancak yakından incelendiğinde gecekondu dönüşüm projeleri, enformel konut alanlarında tutunmaya çalışan yoksul kesimlere -ki bunların büyük çoğunluğu artık bu bölgelerde kiracı olarak yaşamaktadır- erişebilir ve yaşanabilir konut sunmak yerine mülkiyet statüsü üzerinden hareket eden yalnızca 'fiziksel iyileştir-me'ye odaklanan projelerdir ve dolayısıyla varolan eşitsizlikleri perçinlemektedir. Kent sorunlarını çözeceği umulan dönüşüm projeleri esasen yoksulları rantı yükselen bölgelerden uzaklaştırmakta ve bu bölgeleri prestijli konut alanları, iş merkezleri ve turizm bölgelerine dönüştürmektedir.

Hak ve mülk sahibi olmayanlara karşı TOKİ

Dönüşüm alanı ilan edilen bölgelerde ilk gerçekleştirilen hak sahiplerinin tespitidir. TOKİ yetkililerinin ve belediyelerin ısrarla vurguladıkları bu projelerin kesinlikle bölgedeki hak sahiplerini mağdur etmeyecek olmasıdır. Ancak asıl sorun, hak sahipliği temelinde işleyen bu projelerin hak ve mülk sahibi olmayan kiracıları dışlamasıdır. Kiracılara sunulan 'altın fırsat', TOKİ'nin şehrin çeperlerinde inşa ettirdiği 'kâr amacı gütmeyen' toplu konut alanlarında kira öder gibi 20 küsur senede konut sahibi olma şansıdır. Kiracılara sunulan bu opsiyon esasen söylemsel olarak yumuşatılmış bir yerinden etmedir ve kiracılar bunun açıkça farkındadırlar. Ve şunu da çok iyi biliyorlar ki senelerdir (hatta, bazıları için kuşaklardır) yaşadıkları yaşam alanlarından 'sürülmek', aslında varolan biçimiyle yaşamlarının da bir nevi sona ermesi demek olacaktır. Çünkü kent yoksullularının yaşamlarını devam ettirmeleri yaşam alanlarında ve yaşam alanlarıyla kurmuş oldukları ilişkilere bağlıdır.

Eğer bu yoksul toplulukları şehrin 30-40 kilometre uzağında, daha önce hiç alışık olmadıkları bir mekâna (ve hayata) sokarsanız, onların iş olanaklarıyla, sosyal ağlarıyla, kültürel pratikleriyle ve mekânsal örüntüleriyle ilişkilerini tamamen koparmış olursunuz. Yerinden edilmek bu insanlara altından kalkamayacakları maddi, sosyal, kültürel ve manevi yük getirecektir. Çok zor koşullarda yaşayan gecekondu kiracılarının 20 sene boyunca düzenli olarak konut ödemesi yapmalarını beklemek ise Türkiye gerçeklerinden bihaber olmak demektir.

Bu koşullarda TOKİ'nin son dönemdeki 'görkemli' projelerini 'sosyal politika' araçları olarak tanımlamak mümkün değildir. Sosyal politikalar, piyasa koşullarında ulaşılamayan servis ve metaların, bunlara ulaşamayan kesimlere, devletin finanse etmesiyle sunulması demektir. TOKİ, kentsel dönüşüm ve gecekondu dönüşüm projeleriyle büyük bir rant yaratmakta, ancak bu rantın şehir yoksullarına adil ve kabul edilebilir bir biçimde geri dönüşümünü sağlayamamaktadır.

Çözüm, sosyal boyutun projelerin merkezine alınmasıdır

TOKİ ve belediyeler, toplu konut ve dönüşüm projelerini gerçek sosyal politika araçlarına döndürmek için projelerin hak sahipliği üzerinden yürüyen 'mekânsal iyileştirme' projeleri olarak kurgulanmasına son vermelidir. Ülkemiz kentlerinin 'dönüşüm' ve 'iyileştirme' gereksinimi reddedilemeyecek gerçeklerdir; ancak dönüşümün sosyal boyutu projelerin merkezinde yer almadığı sürece, bu kamu destekli ve finansmanlı projelerin sonucu kamu kaynaklarının varsıl kesimlere transferi olacaktır. Dönüşümden yaratılan rant, bölgelerde yaşayan yoksul kesim için kullanılmalıdır. Amaç, bu insanlarla beraber bölgenin iyileştirilmesi olmalı ve yerinden edilmeler son bulmalıdır.

TOKİ'nin ve belediyelerin uyguladıkları projeler şehirlerin potansiyel rant alanlarını 'dönüşüm' adı altında mevcut nüfuslarından arındırmak ve yerlerine daha varsıl kesimleri çekmek amaçlarına hizmet etmektedir. Yani TOKİ piyasa dinamiklerine alternatif geliştirmek yerine bu dinamiklerin kamu kaynaklarıyla önlerini açmakta, rantın çapını büyütecek projeler gerçekleştirmektedir. Neoliberal prensipleri temel alan bir şehri pazarlama/satma stratejisi devlet eliyle yürütülmektedir. Bunun orta ve uzun vadede yaratacağı sorunlar zaten yönetilemez hale gelmiştir ve sür-dürülebilirliliklerini yitiren şehirlerimiz için çok tehlikeli olacaktır.

Yoksul kesimleri yerlerinden etmek ve/veya onları şehrin çeperlerinde, şehrin geri kalanına entegre olmamış toplu konut alanlarına yerleştirmek, sorunları şehrin başka alanlarına ve mekânlarına 'konsantre olmuş' biçimde transfer etmek demektir. Umarız ki son dönem dönüşüm ve toplu konut politikaları daha fazla mekânsal ve sosyal ayrışma, gettolaşma, fakirleşme ve ekolojik yıkımlar yaratmadan, uygulamalarda değişiklikler gerçekleştirilir ve kamu kaynakları sosyal politikalar aracılığıyla kamu yararına kullanılır.

ETİKETLER: yeşil
http://www.yapi.com.tr/haberler/bir-paradoks-olarak-turkiyede-kentsel-donusum-ve-toplu-konut-politikalari_58690.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!