Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Don Kişot ve Adana Savaşları

2006 yılının son ayında gündeme oturan ve yoğun tartışmalara yol açan en önemli olaylardan birisi İstanbul'daki orman alanlarında gerçekleştirilen yapılaşmalara karşı açılan savaş oldu. Bu gelişmeler; yerel-merkezi hükümetin çeşitli ilişkiler çerçevesinde gerçekleştirdiği plan değişiklikleriyle kentlerin mutlak korunması gereken alanlarının

Birgün Gazetesi/Özge YILDIRIM



006 yılının son ayında gündeme oturan ve yoğun tartışmalara yol açan en önemli olaylardan birisi İstanbul'daki orman alanlarında gerçekleştirilen yapılaşmalara karşı açılan savaş oldu. Bu gelişmeler; yerel-merkezi hükümetin çeşitli ilişkiler çerçevesinde gerçekleştirdiği plan değişiklikleriyle kentlerin mutlak korunması gereken alanlarının yapılaşmaya açılması sorununa da dikkati çekti.

Üç maymun
Birdenbire patlak veren bu savaş, yıllardan beri ayan beyan devam eden ve merkezi-yerel hükümetin bir şekilde göz yumduğu yapılaşmalar olan Acarkent, Beykoz Konakları gibi lüks kaçak konut gelişmelerine odaklanırken, yönetimler bu kaçak konut yapılanmalarının durdurulması için yasal her türlü işlemin yapılacağını da gururla ifade ettiler. Oysa başta İstanbul olmak üzere pek çok kentte bu tarz yapılaşmalara karşı sesler defalarca yükselirken, yönetimler her seferinde bunlara karşı duyarsız kalarak kulaklarını tıkarken, görmezden gelmeye devam etti. Ve en nihayetinde bu kaynaklar teker teker herkesin gözü önünde yok edildi.

Şimdiyse bir başka kentte bir grup insan kentlerinde kalan son doğal kaynakların tüketilmesini engellemek için seslerini yükseltiyor ama görünen o ki, ne medya ne de yerel-merkezi hükümet bu sese kulak vermeye niyetli görünüyor.

Geçtiğimiz haftalar içerisinde Adana'da bir grup meslek odası ve üniversite sessiz sedasız, ulusal basının pek ilgilenmediği bir basın açıklamasında bulundu ve kentin içinde kalan son tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasını ve bizzat devlet eliyle gerçekleştirilecek olan kıyımın durdurulması için imza kampanyası başlattı.

İşini bilen belediyeler
Adana, 1980'den beri kentsel göçün yarattığı sosyal, ekonomik ve mekânsal sorunlarla boğuşurken, "toprağa kuru sopa dikseniz yeşerecek kadar verimli" diye anlatılan tarım toprakları da kentleşme baskısı altında hızla tahrip oldu. Ama pek çok kentimizde de söz konusu olduğu gibi, Adana'da hızlı kentleşmenin getirdiği sorunlar kadar vahim bir başka sorun, "işini bilen" belediye başkanlarının hiçbir "bilimsel" temele oturmayan ve "keyfiliğin" diz boyu olduğu kararlarla kentsel gelişmeyi yönlendirmesi.

Önce kuzeye kaydırılan kentsel gelişme, sonra batıya yönlendirilmiş, eş zamanlı olarak kenti sınırlayan doğal eşik Seyhan Baraj Gölü aşılarak buradaki alanlarda lüks konut gelişimine açıldı. En nihayetinde Adana; kuzeyde eski bağ ve bahçelik alanlarında, imarlı kent adı altında mantar gibi bitiveren apartmanlara sahip, kent içinde yeşil alanı olmayan, olanlarında kamu güvenliği kisvesi adı altında ağaçsız bir peyzaja kavuşturularak yok edildiği ve yaşam kalitesinin plansız ve keyfi uygulamalarla her geçen gün daha da bozulduğu bir yapılanmaya kavuştu. Seyhan Nehrinin doğusunda yer alan Yüreğir ise, nedeni tam olarak bilinmeden yıllarca her türlü kamusal hizmetten mahrum bırakıldıktan sonra, yine bilinmeyen bir sebeple birden bire geliştirilmesi gereken bir kentsel bölge olarak ön plana çıkartılarak, bu apartman yerleşimlerinden nasibini almaya başladı.

Kentte kalan son tarım arazileri
Kentsel gelişme bu şekilde önce kuzeye, sonra kuzey batıya ve daha sonrada doğuya yönlendirilirken kent; verimli tarım arazileri üzerinde bitiveren apartmanlarla ihtiyacı olandan çok daha fazla konut stokuna kavuştu ancak, yaşam kalitesini oluşturan yeşil alanlar, kentsel hizmet alanları açısından geliştirilmedi. Kent içinde kalan yetersiz yeşil alanlar, bazen bir benzinci kondurul-masıyla ve bazen de son örnekte olduğu gibi sağlık kompleksi yapımımın gündeme getirilmesiyle birlikte, yine itinayla tırtıklanmaya başlamıştır. Ancak bu tırtıklama çabaları yerel yönetimi bu alanların yok edilmesine karşı çıkan meslek odaları ve üniversiteyle karşı karşıya da getirdi.

Son birkaç yıldır kentin doğusunu geliştirmeye kendini adayan belediye, bu uğurda üniversitenin arazilerini gözüne kestirmiş durumda. İşte bu sebepledir ki, geçtiğimiz günlerde bir grup Adanalı bir araya gelerek kentte kalan son tarım arazilerinin korunması için çağrıda bulundu.

Üniversitenin 30 yıldır bilimsel araştırmalarını devam ettirdiği ve sulanabilir I. Sınıf Tarım Arazisi olan alan; Adana Büyükşehir Belediyenin nazım planda gerçekleştirdiği bir revizyonla sağlık tesisi alanı olarak gösterildi ve hemen akabinde de TOKİ'ye devredildi.

Kamu yararı gerçek amaç mı?
Büyükşehir Belediyesinin Üniversitenin tarım arazilerini yapılaşmaya açması, bu uğurda çok sayıda Ali Cengiz oyununu sahneye koyması ve Üniversitenin sürekli mahkemeye başvurarak Belediye'yi engellemesi Adana için yeni bir olgu değil. Ancak, bu kez tarafsız olması gereken yerel basının büyük çoğunluğunu da arkasına alan Belediye, Üniversiteyi kentsel gelişmeyi engellemeye çalışan bir loırum olarak lanse ederek ve arkasını "kamusal yarar"a dayayarak saldırılarına devam etmekte.

Yürütmeyi durdurma amacıyla yasal süreç başlarken, Büyükşehir Belediyesi; Yüreğir İlçesinin yeterli devlet hastanesi gereksiniminden yararlanamadığını, bu nedenle alanın Nazım Planda Sağlık Tesisi Alanı olarak gösterildiğini söyleyerek bu tarım arazilerini yapılaşmaya açma çabasını ve hatta hırsını mazur göstermeye çalışmakta. Oysaki sağlık kompleksi olarak gösterilen bu alanın çok yakınında Çukurova Üniversitesi'nin 900 yatak kapasiteli hastanesi ve Başkent Üniversitesi'nin 500 yatak kapasiteli Kışla Hastanesi yer almakta.

Üstelik TOKİ'nin 15 Kasım'da gerçekleştirdiği ihaleyle birlikte burada sadece hastane yapılmayacağı, hastanenin yanı sıra; otel, çarşı ve cami yapılacağı da ortaya çıkmıştır ve ne büyük tesadüftür ki, bu alanın hemen yanı başında TOKİ'nin gerçekleştirmekte olduğu bir başka konut projesi daha var. Ayrıca söz konusu yapılaşmanın gerçekleşmesi halinde hâlihazırda yapılaşma tehdidi altında bulunan bu araştırma alanları daha yoğun bir baskı ile de baş başa bırakılırken, üniversitenin hem toprak bütünlüğü parçalanacak hem de bu alanlarda yürütmekte olduğu bilimsel çalışmalar da yarım kalacak.

Rant için arazi kavgası
Günümüzde pek çok kent sosyal ve ekonomik gelişmesini sağlayabilmek adına üniversiteleri kendi kentlerine çekmeye çalışırken, Adana gibi Türkiye'nin önde gelen üniversitelerinden birine sahip bir kent, kentin gelişmesinde bu kurumla işbirliği yapmak yerine, onunla savaşmayı tercih etmekte. Kent için önemli olan bu doğal kaynaklar, kimlere rant sağlayacağı belli olmadan fütursuzca yapılaşmaya açarken, üniversite ile olan arazi kavgalarından vazgeçeceğe de benzememekte.

Kentlerin gelişmesini yönlendirecek olan planlar, bilimsellikten uzak, kentlilerin katılımına sırtını dönmüş bir şekilde adeta onların ihtiyaçlarına karşı çıkarak ve çoğu zaman gereksi-nimleriyle savaşarak, toplum değil kişisel çıkar eksenli hazırlandıkça; kentliler, meslek odaları ve üniversiteler de, Don Kişot'un yeldeğirmenle-riyle savaşması gibi bu yanlış uygulamalarla savaşmaya devam edecek. Tıpkı Adana'da uzun yıllardan beri üniversitenin yaptığı gibi.

http://www.yapi.com.tr/haberler/don-kisot-ve-adana-savaslari_50649.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!