Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Engelliler Dışarı Çıksın; ama Nasıl?

Yarın, sakatlığı olan kişilerin yaşadıkları problemlere dikkat çekmeyi amaçlayan Dünya Özürlüler Günü. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir haftadır, üzerinde “3 Aralık Dünya Özürlüler Günü Kutlu Olsun?” yazılı bilbordlarla kent halkını haberdar ediyor.

Evrensel Hayat/Serpil İlgün
Engelliler Dışarı Çıksın; ama Nasıl?

arın, sakatlığı olan kişilerin yaşadıkları problemlere dikkat çekmeyi amaçlayan Dünya Özürlüler Günü. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir haftadır, üzerinde “3 Aralık Dünya Özürlüler Günü Kutlu Olsun?” yazılı bilbordlarla kent halkını haberdar ediyor.

Yarın, sakatlığı olan kişilerin yaşadıkları problemlere dikkat çekmeyi amaçlayan Dünya Özürlüler Günü. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir haftadır, üzerinde “3 Aralık Dünya Özürlüler Günü Kutlu Olsun?” yazılı bilbordlarla kent halkını haberdar ediyor. “Özrün kutlaması mı olur” ya da “Onlardan söz ederken engelli, özürlü, yoksa sakat mı diyeceğiz?” gibi tartışmalar arasında, yarın ve belki önümüzdeki birkaç gün yöneticilerin o klasik çağrısı gelecek kulaklarımıza: “Engelliler evlerine kapanmamalı, dışarı çıkıp hayata katılmalı!” Evet, beş yıl önce yapılan ilk ve tek kapsamlı araştırmaya göre, Türkiye nüfusunun 8 milyon 431 bin 937’sini oluşturan engelliler hayata katılmalı. Ama nasıl?

Sorunun yanıtını 3 yaşından beri yürüyemeyen genç bir kadınla, Fındık Hazar’la küçük bir şehir gezintisi yaparak aramaya çalıştık. Küçük bir gezinti; zira, daha kapsamlısına enerjimiz yetmedi. Fındık’la birlikte gün içinde “sağlam” insanların gözünden kaçan birçok fiziki koşulun, özellikle yürüme engelliler için ne kadar büyük bir ıstıraba dönüştüğüne tanıklık ettik. Ve engellileri yok sayan fiziksel, çevresel, mekansal koşulların toplumsal tutumlarla birleşince, elbette ki bütün bir engelli nüfus için ama özellikle kadın engelliler için hayatı nasıl dört beş kat zorlaştırdığını gördük… Bir de şikayet edilenin aksine, ülke insanın yardımseverliğinin ölmediğini, hâlâ dipdiri olduğunu!..

Metroya varılır ama girilemez!
Zeytinburnu’ndaki işyerinden bizim için izin alan 32 yaşındaki Fındık Hazar’la, öğle saatlerinde üyesi olduğu Türkiye Sakatlar Derneği’nin Fındıkzade’deki merkezinde buluşuyoruz. GOP kadın derneğinden Şirvan Işık da yardım için bizimle. Fındık en çok deniz kenarına gitmeyi sevdiğini söylüyor. Bu nedenle, soğuk olsa da güneşli havadan yararlanarak önce Eminönü, ardından Sultanahmet’te dolaşıp, yeniden dernek binasına dönme planını yapıyoruz ayaküstü.

Daha dernek binasından çıkar çıkmaz bu küçük gezi boyunca nasıl zorlanacağımızı anlıyoruz. Tekerlekli sandalyenin desteklerle bile inip çıkmakta zorlandığı kaldırımlara çıkmayı başarsak bile; bazen darlaşmaları, bazen zaten çok genişmiş gibi üzerlerine ağaç ya da çiçekler dikilmesi, bazen de gelişigüzel park edilen arabalar nedeniyle kullanamıyoruz. Fındık, planımızda olmadığı halde Aksaray Metrosu’nu görmemizi istiyor. Çünkü, İstanbul’daki en önemli bağlantı ve geçiş noktalarından biri olan Aksaray Metrosu’nda engellilerin kullanacağı bir yürüyen merdiven ya da asansör yok. Esenler’de oturduğu için derneğe gelip giderken sürekli metroyu kullanan Fındık’la, metronun dik merdivenleri başında kalakalıyoruz. “Buraya kadar” diyor Fındık. “Metroya kadar kendi başımıza geliyoruz ama buradan sonrasında asansör olmadığı için yardım istemeliyiz.” O yardım hemen geliyor ve üç erkek, Şirvan’la birlikte Fındık’ı metronun uzun merdivenlerinden aşağıya indiriyorlar. 10 dakika sonra başka üç erkek de yukarı.

Basamağı çalışmayan otobüs
Metro çilesinin ardından, planımız gereği Eminönü’ne gitmek için otobüs durağında beklemeye başlıyoruz. Eminönü otobüsleri sıklıkla geçiyor, ancak tekerlekli sandalye ile sadece yeşil otobüslere binilebildiğinden, 15 dakika beklemek zorunda kalıyoruz. Üzerinde tekerlekli sandalye işareti olan yeşil otobüs durağa yanaştığında, tekerlekli sandalyenin yardıma ihtiyaç duyulmadan binebileceği orta kapısına doğru yöneliyoruz ve kapının otomatik basamağının açılmasını bekliyoruz. Ancak olmuyor. Basamak açılmıyor. Yine yardımla binebiliyoruz otobüse.

Gün ortası olduğundan otobüsün içi kalabalık değil. Dışarıdaysa yoğun bir trafik var. Fındık, sabah ve akşam yoğunluklarında otobüsleri kullanmanın kendileri için daha da sıkıntılı olduğunu söylüyor. Yeşil otobüslerin, İstanbul’un kenar semtlerine verilmediğini zaten biliyoruz. Normal otobüslere binmenin oldukça eziyetli olduğunu anlatıyor. Hele bir de akülü tekerlekli sandalyedelerse, otobüslere binmenin neredeyse imkansız olduğunu ekliyor. Çünkü biniş ve iniş kapılarına konulan demirler, kalan alanı o kadar daraltıyor ki, akülü arabanın geçmesi mümkün olmuyor. Zaten bazı şoförler almak istemiyormuş tekerlekli sandalyeli insanları. Aynı tavrı taksiciler de gösteriyormuş. Yol boyunca, engellilerin nasıl yok sayıldığını, her gün yaşadığı pratik örnekler üzerinden anlatıyor Fındık. Sorunları konuşmaktan yol nasıl bitiyor anlamıyoruz. 45 dakika sonra yine yardımla indiğimiz otobüsten, Eminönü’nün günün her saatinde yoğun olan kalabalığına karışmaya çalışıyoruz. Otobüs durağı ile iskele meydanı arasındaki alana rampalar da yapıldığından, Eminönü meydanı en rahat dolaştığımız alan oluyor. Türlü seslerin birbirine karıştığı iskeleden bir süre denizi seyrediyor Fındık.

Tramvaya binmek ya da binmemek!

Sultanahmet’e gitmek için tramvaya bineceğiz. Ancak tramvaya ulaşmanın Eminönü’ndeki tek yolu olan altgeçidin başına geldiğimizde, tıpkı metroda olduğu gibi kalakalıyoruz. Zira, burada da yürüyen merdiven ya da asansör yok. Yardım isteyen çağrımız hemen karşılık buluyor ve Şirvan’ın da dahil olduğu üç kişi, Fındık’ı aşağıya indiriyor. Sadece 20 metre sonra bu kez yukarı çıkabilmek için yeniden yardım istiyoruz. Merdivenler dar olduğu için daha zorlu bir çıkış oluyor bu. Tramvaya giriş turnikelerinin hemen yanında, darlığından tekerlekli sandalye geçişlerinden çok, görevli giriş çıkışı için yapıldığını düşündüren korkuluklar arasındaki kapıdan güçlükle geçtikten sonra, nihayet tramvaydayız.

Sultanahmet, yılın her mevsiminde binlerce turist ağırladığından İstanbul’un en göz önündeki semtlerinden biri. Bu nedenle tekerlekli sandalyeli birinin en çok bu semtte rahat dolaşacağını düşünüyoruz. Bu düşüncemiz kısmen doğrulanıyor. Meydana inebilmek için ilerlerken karşılaştığımız merdivenlerden yine yardımla inebiliyoruz. Çünkü işgal edilen kaldırımlarda ilerlemek güç. Çünkü, tramvay raylarının kestiği yoldan karşıdan karşıya geçmek o kadar uzun sürüyor ki, tramvayın altında kalmamak mucize. Sultanahmet’in en önemli farkı, gezimiz boyunca Fındık üzerinde toplanan merak ve acımayla karışık bakışların “normalleşmesi” oluyor.

Trafiğin ortasında…
Çay molası için yüksek kaldırımlar çıkmayacağımız, basamaklarını aşmamız gerekmeyen bir yer baktığımızdan epeyce dolanmak zorunda kalıyoruz. Bir de tabii mekanın girişinin tekerlekli sandalye için uygun olması gerekiyor. Diğerleri ile karşılaştırıldığında, belki kıyaslanamaz ama sonuçta yine yardımla girebildiğimiz kafeteryaya oturduğumuzda, ne kadar yorulduğumuz da ortaya çıkıyor. Bu bir saati aşan molamızda Fındık’ın zorlu hayat hikayesini dinliyoruz.
Dışarıda hava kararmaya başlıyor. Karanlıkta tekerlekli sandalye ile sokaklarda ilerlemek daha zor olacağından kalkıyoruz. Güçlükle bindiğimiz tramvayın içi, mesai çıkışları başladığından oldukça yoğun. İnebilmek için Yusufpaşa’dan itibaren hazırlık yapmamız gerekiyor. Yardımla, ama bu kez daha zorlanarak indiğimiz Fındıkzade durağında yine kalakalıyoruz. Çünkü üstgeçidi çıkabilmek için yardım edecek kimse yok. Görevli bize tek alternatifimizi gösteriyor: Tramvay durağının, ana caddenin tam ortasında sona eren rampasını takip etmemizi. Çaresiz bu yolu kullanıyoruz. Halimize üzülen yaşlıca bir bey, destek için bizimle aynı yolu kullanıyor. Kollarıyla durmalarını işaret ettiği araçların kimisi, karanlık olduğu için son anda fark ediyor bizi. Karşıya güçlükle geçiyoruz. Kaldırımlar dar olduğundan ve sağlı sollu araçlar park ettiğinden derneğe gitmek için araçlarla aynı yolu kullanıyoruz. Yani risk devam ediyor. Ve normalde 10 dakikada varacağımız mesafe, yarım saatten fazla sürüyor. Derneğe vardığımızda yorgunluktan çok, sağ salim gelebilmenin huzurunu duyumsuyoruz. Dernekteki herkes soruyor: “Nasıl, neler yaşadığımızı anlayabildiniz mi?” “Evet” diyoruz. Sağlam olan herkesin bu empatiyi kurmasını istiyorlar. Ve sokakların fiziki şartlarının “dışarı çıkılabilir” hale getirilmesini. Bu ve başka birçok talep için yarın saat 12.00’de Taksim’de olacaklar. Bütün sağlamları bekliyorlar!

http://www.yapi.com.tr/haberler/engelliler-disari-ciksin-ama-nasil_57763.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!