Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

"Fotoğraf Bir Teknolojidir, Sözkonusu Olan Bu Teknolojiyi Nerede Nasıl Kullandığınızdır..."

Mehmet Bayhan, fotoğraf dünyasının duayenlerinden ve Türk Fotoğrafı'nın önemli kurumları olan İFSAK, Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü ve Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi'nin kurucularından. Bayhan, Türk fotoğrafına düzenleyici, örgütleyici ve eğitici olarak uzun yıllardır hizmet veriyor. Mimar kökenli

Mehmet BAYHAN
"Fotoğraf Bir Teknolojidir, Sözkonusu Olan Bu Teknolojiyi Nerede Nasıl Kullandığınızdır..."

b>Mehmet Bayhan, fotoğraf dünyasının duayenlerinden ve Türk Fotoğrafı'nın önemli kurumları olan İFSAK, Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü ve Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi'nin kurucularından. Bayhan, Türk fotoğrafına düzenleyici, örgütleyici ve eğitici olarak uzun yıllardır hizmet veriyor.
Mimar kökenli fotoğraf sanatçılarımız arasında yer alan Mehmet Bayhan'la Türk Fotoğraf tarihinin satırbaşlarına değindik...

Mehmet Bey, bize öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

1940 Malatya doğumluyum. Doğdum, Anadolu’yu epey dolaştım sonra döndüm liseyi Malatya’da bitirdim. Aklımda hep resim vardı. Hep resim yapmayı düşünüyordum ama yetiştiğimiz yörelerde resmin sosyal itibarı yoktu. Önce adam olacaktın, ben de adam olmak için mimarlığı buldum. Güzel Sanatlar Akademisi’ne geldim. Mimarlık öğrencileri erken başlar çalışmaya, ünlü mimarlarımızdan biridir Harun Özer abimiz. O da okulu bitirmiş, askerliğini yapmış büro açacaktı. Beraber açtık büroyu. Ben çalışan o patron. Peynir ekmek yiyerek. 62’de bir yarışma kazanıldı. Zeytinburnu’ndaki Atatürk Öğrenci Yurtları, Topkapı’nın dışında. O yarışmadan bana düşen pirimle ilk makinamı aldım ve fotoğraf çalışmaya başladım.

Peki ilk makinanızı alma isteği nasıl oluşmuştu? Resime olan yatkınlığınızdan dolayı mı?

Evet resim ve görsel malzemeyle ilgim, bir de tabii okula gidiyorsunuz, mimarlık bürosunda çalışıyorsunuz, zaman kalmıyor. İçinizde görsel konularla uğraşmak heyecanı var. Bir de fotoğraf olsun demiştim basit bir makinayla. Uzun süre o makinayla çalıştım. Sonra mimar oldum, serbest çalışacağız diye direndik, büro açtık. Birine iş yaptık, parasını bir yıl geciktirip verdi. O ekstra bir paraydı. “Ne yapayım bu parayla, iyi bir makina alayım” dedim. Gittim, 6x7 Pentax, masanın üstüne koydular. Vuruldum o zaman, sonuçlarını görünce de şaşırdım. Benim yapageldiklerimden farklı bir fotoğraf alanı olabilir diye. Bir sıçrama anıdır o fotoğrafta. Fotoğrafın sosyal, estetik, artistik konularının peşine düştük. O zaman Türkiye’de tek bir dernek vardı, İFSAK, onun başkanı oldum. Çalıştım, ulusal uluslararası pek çok iş yaptık. Güzel Sanatlar Akademisi bir mektupla davet etti, “fotoğraf bölümü kurmak istiyoruz gel bize yardım et” diye. Gittim, bir yıl çalıştık.

Hangi yıl?

1978. Aklım fikrim fotoğrafta, yoğunlaşmışım tüm gücümle. “Bölüm açıyorsanız elemana ihtiyacınız olur” dedim. Tabi gel dediler. Bıraktım mimarlığı Akademi’ye girdim. Oradan başlayarak öğretim üyesi olarak geldim.

Peki fotoğrafla ilgilenmeye başladığınız yıllarda fotoğraf gündemini nasıl takip ediyordunuz? Herhalde çok az yayın ya da kitap vardı bu alanda.

Hiç yoktu hemen hemen. Hatırlıyorum, 1962’de ilk makinamı aldığım zaman sahaflara gidip- o zaman sahaflar iyiydi şimdi bozuldu- bir İngilizce kitap bulmuştum karanlık odanın temel bilgilerini anlatan. Onunla bekar odasında pencerelere siyah amerikan bezi çekip öyle başladım. Bir agrandizör buldum. O da bir öyküdür. Sirkeci’de bir fotoğrafçıya yaptırıyordum fotoğraflarımı, hep de ukalalık ediyordum “bu niye koyu bu niye açık bu niye çizilmiş” diye. Bir hafta gittim yapmamış, “nasıl yapmazsın ben heyecanla bekliyorum” dedim. Masanın üzerinde eski püskü bir agrandizör, “bu senin al git kendin yap” dedi.. Böylece bekar odasında başladım o bulduğum İngilizce kitapla. Dergi almaya başladım, dışarıdan yarışmaları olayları takip etmeye, kitaplık edinmeye başladım. Teknik bilgiler, fotoğraf tarihi, antoloji, monografi, tahmin ediyorum birkaç kişide daha vardır benimki kadar zengin bir kişisel kitaplık. Onlarla haşır neşir olarak, özellikle dışarıyla ilişkileri koruyarak, dernekçiliğin getirdiği yurtiçi ilişkileri, Hakkari’den Edirne’ye Erzurum’dan Antalya’ya koruyarak, hepsi bana birşeyler kattı. Hem sosyal ve kültürel hem de estetik ve fotoğraf anlayışı olarak.

Peki ilk yıllarda ne tür fotoğraflar çekiyordunuz daha çok. Ne tür fotoğraflar ilginizi çekiyordu fotoğrafik olarak?

İlk dönemlerde Türkiye’deki geleneklere de bağlı olarak biraz sosyal belgesel gibi çalışıyorduk. İçinde insan olan konular. Anlamlı an ya da içeriği sosyal olan konular. Benim kişisel olarak fotoğraf üretmekte yoğunlaşmamı engelleyen bir etken oldu, çalışmaların yönetim sorumluluğunu üstlenmek, yazmak çizmek vs. Bu benim kişisel fotoğraf çalışmalarımı biraz azalttı. Son 10 yıldır bir köyüm var, orayı fotoğraflıyorum bir albüm düşleyerek. Balıkesir yakınlarında “Karakol” köyü. İşte bir “Karakol” albümü yapabilirsem. Yine insan ağırlıklı fotoğraflarla.

Ağırlıklı olarak o zaman belgesel fotoğraf çalışmaları yaptınız diyebiliriz.

Benimki biraz öyle gitti ama fotoğraf dünyasında benden kıdemlileri de kızdıran bir tavrım oldu, yeni, öncü çalışmaları desteklemek. Soyut fotoğraf ya da alışılmışın dışındaki çalışmaları, 70’lerden başlayarak, desteklemek tavrım oldu. Onda da iyi ettiğimi zannediyorum. Şimdi epey soluklu işler yapan arkadaşlarımız var.

Sizin öğrenciniz olmuş şu anda bildiğimiz isimler var mı?

Çok var. Aslında sergi de açan, profesyonel çalışan epey öğrencimiz var.

Mimarlık eğitimi almanızın fotoğrafınıza etkisi ne düzeyde oldu? Ortak bir altyapı var ama...

Ben mimarlık eğitimine nasıl geldiğimi söylemiştim, aslında bir anlamda yanlış eğitimdir benim için. Ama mimarlık eğitiminde bulduklarım doğrusu beni çok zenginleştirdi. Bunların içerisinde sanat tarihi, mimarlık tarihi derslerini en önde heyecanla izlerdim. Bugün bile aklımdadır. Hocalarımız rahmetli oldu, nur içinde yatsınlar. İnce Yapı bile, konuların irdelenmesini soyut düşünceden somut 1/1 ölçeğe kadar gitmeyi insana kavratan, o da nur içinde yatsın, Utarit İzgi hocamız, ne kadar disiplinli ne kadar saygıdeğer bir öğretim üyesiydi. Çok şey kavrattı bize, genel olarak mimarlık çok şey kavrattı. Sonraki uygulamalar da, bir proje çizmek, genel fikirden ayrıntıya kadar girmek, bir kapının yönünde takılmak, hadi geri dönmek. Makinayı elinize aldığınız zaman içindeki biçimler, lekeler, çizgilerin istiflenmesiyle bir paftanın düzeni, yazısı vs. arasında çok da fark yok. Benim yoğun olarak mimarlıkta çalıştığım yıllar, yeni sistemlerin olmadığı yıllar. Şablonla, grafozla yazılırdı. Eziyetli işleri sabırla yaptığım için, mesela yarışmalarda bana verirlerdi, üç gün sabaha kadar. Ama hala söylerler Harun ve Tekin ağabeyler, “çiziyorduk, senin eline gelip yazıldıktan sonra pafta başka türlü oluyordu”. Çünkü süsler gibi, mobilya gibi yazıları yerleştiriyorsunuz. Makinayı elinize alınca da içindeki lekelere razı olmuyorsunuz. Şu direk niye orda? Zaten fotoğraftaki kompozisyonun kritik noktası bu. Şurada bir leke var, bir insan bir kutu bir yol var, bunun anlamı ne? Diğeriyle bağlantısı ne? Bu perspektife razı mıyım? Bunu düşünmeye başladığınız zaman fotoğrafta gelişmeye başlıyorsunuz.

Bir hocamız “fotoğrafta içinize sinmeyen bir şey varsa o fotoğrafı çekmeyin” demişti bir zamanlar. Siz buna inanır mısınız, yoksa çok çekmek daha mı doğrudur?

Ben şöyle düşünürüm. Aklında kalacağına filmde kalsın. Bir de ünlü ustamız Ersin Alok’un bir sözü vardır. Der ki, “bir konuya yakınlık duyduğunda filmi orada bitir”. Bu söylediğimizin dışında fotoğrafçılar da var, mesela Nusret Nurdan Eren, o kadar zor fotoğraf çeker ki, beraber Yedigöllere gitmiştik birkaç kere, ben inanın iki makarayı bitirene kadar o iki kare çekmemiştir. Işık, geri plan, ön plan, lekeler, yatar, sehpayla uğraşır, kalkar, oflar, uğraşır; makinasının sesini duyunca rahatlarsınız.

Ama çektiği fotoğraflar da tabii...

Dört başı mağmur, çok niteliklidir. Nusret’in özelliği odur. Olağanüstüdür bütün kompozisyonları.

Orta formata geçtiniz sanırım 35 mm.den sonra. Teknik olarak genelde ne kullanıyorsunuz? Neyi seviyorsunuz?

6x7’yi taşıyamaz olunca 4,5x6’ya indim, onu sevdim hala 4,5x6 kullanıyorum ama bu sayısal sistemler çıktı, şimdi bu yılbaşında bir tane sayısal makine alacağım. Kaçınılmaz artık.

Dijital fotoğrafın fotoğrafa katkısını nasıl görüyorsunuz?

Katkısı olağanüstü, saklama, taşıma, çoğaltma, işleme gibi sorunlar ortadan kalkıyor artık, düzeltme renk vs. Ama negatifin ya da pozitifin önceliği ağırlığı olan durumlar da var. Ama öylesine hızlı gelişiyor ki herhalde önümüzdeki 1-2 sene içerisinde filmi ezip geçecek. Zaten film endüstrisi bocaladı.

Mesela sinemada da Kodak belli bir süre sonra renkli negatif üretmeyeceğini açıkladı. Siz fotoğraf tercihinizi renkliden yana mı kullanıyorsunuz daha çok yoksa siyah- beyaz size daha mı çok keyif veriyor?

70’li yılların sonunda renkliyi eledim ben kişisel olarak, siyah beyazda odaklandım. Sayısal sistemler çıkana kadar sadece siyah-beyaz çalıştım. Karanlık oda, siyah-beyaz negatif. Ama şimdi kolaylık da getirdi. Sayısal renkliyi kolaylıkla siyah-beyaz da yapabiliyorsunuz. Galiba bu yeni teknolojiyle azıcık renkli de giriyor benim dağarcığıma. Ama hep siyah beyaz ağırlıklı geldim, renkli hemen hemen hiç yapmadım.

Siz Türkiye’nin fotoğraf gündemine hakim olan bir isimsiniz. Bu alanda ürün veren sanatçıların büyük bölümünü tanıyorsunuz. Sizce Türkiye fotoğrafta ne aşamada dünyayla karşılaştırıldığında. Ve Türk fotoğrafının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bir kere ben Türk insanına güvenirim. Bizim Türk ulusunun bireyinin dünyada pek kolay bulunmayan bir aydınlık tarafı vardır. İşlenirse pırıl pırıl olur, ama işlenirse. İkinci vurgulamam gereken önemli nokta, Anadolu’nun taa 200 yıl önceden başlayarak yeryüzündeki bazı gelişmeleri kaçırmış olduğudur. Benim okulda verdiğim derslerden biri “fotoğraf tarihi”dir, elimde bu konuda çok malzeme var, çok haşır neşir oldum. Orada apaçık görüyoruz ki 1839’dan başlayarak yapılan tartışmaların, yayınların, sergilerin, akımların, didişmelerin, sevişmelerin hiçbiri Anadolu toprağına yansımamış. Bu bir birikim eksikliği getiriyor. Başlıyorsunuz sizden öncekiler yok. Yetişenler 50 sene önce Türk fotoğrafçıları şunları yaptı şunları tartıştı diye bir şey göremiyorlar. Hala böyle eksiklik var ama bireysel olarak dünya kültürünü, daha öncekileri biraz eşeleyip, özümseyip, daha iyi işler yapan arkadaşlarımız var. Ama genel olarak, istisnaları dışarıda bırakırsak, bu kültür eksikliğini, felsefe eksikliğini, bakış açısının darlığını görüyorum fotoğrafta da. Diğer alanlarda da öyle, sadece fotoğrafa özgü değil.

Dolayısıyla aslında fotoğrafı başka bir eğitim üzerine koyan- mesela mimarlık buna bir örnek- daha başarılı olabileceğini söylemek mümkün müdür, kültür anlamında?

Tabii mümkün. Benim öğrenciliğimden saygıyla anımsadığım bir hocamız daha var Safa Erkün, hukuk-sosyoloji anlatırdı. Tartıştırırdı konuları, kitap özetletip tartışmalar açardı. Mesela bir felsefe eğitiminden geçmek de bu birikimi sağlayabilir, ya da sosyal bilgilerin bir alanında derinlemesine bir eğitim de bunu sağlayabilir. Öyle bir tarama, beslenme olmadan fotoğrafı da anlamak mümkün değildir, şiiri de edebiyatı da müziği de. Belki mimarlık eğitiminin yararlarından biri budur.

Peki fotoğrafın diğer disiplinler tarafından araç olarak kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz? Çünkü çok disiplinlerarası bir özelliği var fotoğrafın, pek çok profesyonel alanda aktif olarak kullanılıyor. Bunların arasında sosyoloji var, mimarlık var. Fotoğraf aynı zamanda kanıt olarak da kullanılabiliyor, sosyal bir gerçekliği yansıtması açısından. Sanatın da bir aracı olarak kullanılabiliyor.

Benim öğrencim olmuş kişiler bilir, klasik bir fotoğraf tanımım vardır, bütün öğrencilerim de benimsemiştir. Fotoğraf bir teknolojidir, başka bir şey değildir. Sözkonusu olan bu teknolojiyi nerede nasıl kullandığınızdır. Bilimsel fotoğraf, astronomi, fizik, hatta kimya fotoğrafsız olabilir mi? Tıpta, iletişimde, tanıtımda, eğitimde, belgelemede, haberleşmede, aklınıza gelebilen her alanda, endüstride bir takım küçük parçaların üretiminde vs. fotoğraf bir teknoloji olarak insanlığın hizmetindedir. Ama biz sanat yapmaya kalktığımızda ayrı bir kanal açılır. İşte o zaman gündeme gelir sanat olarak fotoğraf. Dediğiniz doğru, fotoğraf pekçok disiplin tarafından bir araç olarak, yazmak gibi ya da ses kaydı gibi kullanılıyor, iyi de ediliyor. İnsanlığın algılayışı, görme yeteneğimiz sınırlıdır çünkü. Onu açıyor fotoğraf. İşte kızılötesi, uydular vs. Ama sanat yapmaya kalktığımızda başka bir şey. Hep şunu söylerim, öğrencilerim onu kavrar. Teknoloji geliştiğinde fotoğrafın olanakları da gelişir. Öyle bir teknolojik gelişme olduğunda fotoğrafta, fotoğraf düşüncesi, konuları, yorumu da değişir ve yeni fotoğrafçı tipleri çıkar ortaya. Onların aktardığı fotoğraflar toplumu etkiler, düşünceleri, düşleri, algılayışı değiştirir. En çarpıcı örnek dünyanın uzaydan fotoğraflanmasıdır. Benim çocukluğumda kitaplarda vardı, deniz kıyısında uzaktan geminin dumanı görünür, sonra bacası görünür, sonra güvertesi görünür. Şimdi çocuklar artık bunu bilmiyor. Çünkü hepsi biliyorlar ki dünya yuvarlak, 69’da görüldü uzaydan çekilen fotoğrafla. Fotoğraf tarihini inceleyin, 1950’lerden sonra başlar yaratıcı dediğimiz fotoğraf çalışmaları. Fotoğrafın gerçeği anlatmanın ötesinde plastik bir malzeme olarak kullanılması. İşte onun da sosyal kültürel hatta teknolojik nedenleri vardır. Bugün artık Türkiye’de de epey yoğun sergi açılıyor, gösteri yapılıyor. Gerçekçi fotoğrafların ötesinde o yaratıcı çalışmalara da hiç değilse toplumun bir kesimi alışmak üzere. O tür işleri gördükleri zaman yadırgamıyorlar artık, bu bir aşama.

Dolayısıyla siz fotoğrafın bir sanat alanı olabileceğini kabul edenlerdensiniz.

Başlıbaşına hem de ağırlığı olan, öylesine büyük fotoğrafçılar gelip geçmişler, öylesine görkemli işler bırakmışlardır ki nasıl karşı çıkabilirsiniz?

Ara Güler Bey bilirsiniz “fotoğraf sanat değildir” der...

Ara Güler’i isterseniz açıklayabilirim. Kendisini çok severim, sayarım. İki yıl önce önerimle onursal doktora verildi Yıldız’da. Ara Güler büyük ustadır. 1925’de makinaların küçülmesi ve matbaa teknolojisinin gelişip fotoğrafların günlük gazetelere basılabilmesiyle başlayan bir basın fotoğrafı dönemi vardır. Bu 1970’e kadar sürmüştür. Coşkulu bir dönemdir bu. Toplum ilk defa ünlüleri, olayları vs. günlük basında fotoğraflarla görmektedir. Ondan önceki yüzyılların yazılı sözel kültürleri görsel kültüre dönüşür o yıllarda. İşte Ara Güler 1950’de katılarak o dönemin gerçekten yetenekli büyük işler yapmış bir sosyal belegesel, görsel avcısıdır. Ama o dönem bitmiştir, çünkü televizyon çıkmıştır. Basında artık fotoğraf pek de önemli değildir. Ara Güler hep o dönemi özler, haklıdır da. Artık Ara Güler’in fotoğraflarına dergilerde gazetelerde rastlamak mümkün değildir. Ya da o tür fotoğraf yapan insan pek yoktur. Çünkü video, canlı yayın girmiştir devreye. Ara Güler haklı olarak biz fotoğrafçı değil tarihçiyiz der. Kendisini de fotoğraf muhabiri olarak tanımlar. Evet öyledir, çok görkemli bir dönemdir, büyük işler yapmışlardır ama bitmiştir. O bitmiş olmanın hüznüyle de rahat konuşma üslubu içerisinde sanat deyince kızar. Oturun konuşun, Ara Güler sanatı çok iyi bilir. Fotoğrafın sanat olduğunu kabul eder, “şunu yapıyorsunuz sanat diyorsunuz bizim yaptığımız daha önemli” der. Doğru önemlidir, insanlığın kültürünü oluşturur o fotoğraflar. Ama artık video ve uydu var.

Hiç mimari fotoğraf çektiniz mi?

Bir ara denedim ama çok az. Hani böyle yaptım diyecek kadar değil.

Bundan keyif aldınız mı peki?

Tabii ki. Geçen sene de okulda seçmeli ders olarak mimari fotoğrafı verdiler. Onu yürüttüm. Oradan kısacık bir anı anlatayım size. Mimari fotoğraf çekeceksiniz, teknik makina, perspektif düzeltme, makina hareketleri vs. Örnekler gösterdik, işte etik değerler, hazırlıklar, makinayı da tanıttık, sonra dedik herkese makine verilemez beraber çekim yaparız, ama siz hazırlık olarak elinizdeki makinayla- 35 mm. SLR’ler- verdiğim ödevleri yüksek binalar çekin gelin. Bekliyorum, hepsinde perspektifler bozuk olacak ve üstünde konuşacağız. Geldi fotoğraflar, hepsi düzgün. “Keratalar nasıl yaptınız bunları”, “hocam” dediler “photoshopda bir düğmeye basınca hepsi düzeliyor”. Teknoloji uçmuş, bizim bilgiler de çöpe gitmiş, bir düğmeye basınca hepsi düzeliyor. Çağdaş teknoloji çok kolaylıklar getirdi gerçekten. Ama neyi nasıl nerden yapacağınız bilmeniz gerek.

Siz bu birikiminizle pekçok fotoğraf yarışmasına da gerek danışman gerek jüri üyesi olarak katılıyorsunuz. Türkiye’deki fotoğraf yarışmalarının durumunu nasıl görüyorsunuz. Bu konuda bir tartışma var fotoğraf camiasında. Bazı yarışmaların formatı hakkında. Bu konuda bir yazı okumuştum, dünyadaki yarışmalarla Türkiye’deki yarışmalar arasında uçurum olduğu gibi yorumlar vardı.

Öyle çok da uçurum olduğunu düşünmüyorum. Dışarıyı izliyorum çünkü dışarıda da jüri üyelikleri yaptım. Bir kere yarışmalara kalburüstü fotoğrafçılarımız katılmaz, amatörler katılır genelde. Onlar için de bir heyecandır, yeni birşeyler üretmek değerlendirmek, “sergilendi- sergilenmedi, ödül aldı- almadı”, o dünya için bir heyecandır. Bunları neden eksik bırakalım? Yarışmaların da olağanüstü bir değeri, işlevi olduğunu düşünmüyorum. Ama bir çalışmadır, heyecandır, sürükleyici katkısı vardır. Ben dernekçilikle de yoğun olarak uğraşageldiğim için- hala derneklerin içindeyim- o derneklerde yarışma heyecanıyla fotoğrafı aşamalardan geçen çok insan gördüm. Önce kızarlar “niye elendi niye benimki ödül almadı” diye, sonra gider sergiye ya da kataloğa bakarlar. Tartışırlar, daha iyisini yapmaya çalışırlar. Bence önemli ve yararlı bir etkinlik ama çok da büyütmemek lazım.

Mehmet Bey çok teşekkürler, bize vakit ayırdığınız ve konuğumuz olduğunuz için.

Ben teşekkür ederim.

(Bu röportaj 16 Aralık 2005 tarihinde yapılmıştır)

Mehmet Bayhan ve mimar kökenli diğer fotoğraf sanatçılarıyla ilgili daha detaylı bilginin de yer aldığı "Mimar Fotoğraf Sanatçıları" haber dosyasına buradan ulaşabilirsiniz.


http://www.yapi.com.tr/haberler/fotograf-bir-teknolojidir-sozkonusu-olan-bu-teknolojiyi-nerede-nasil-kullandiginizdir-_61087.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!