Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Hou'yu Anlamak: İmkansız Değil Üstelik Gerekli

10. İstanbul Bienali'nin siyasal alanın genişlemesi ile sanat arasında köprü kuran geçen bienalden miras kalan projeyi tamamladığını düşünüyorum. Bienal fundamantalist modernleşmenin bugün yol açtığı yıkımlara karşı duruşun yalnızca iktidar alanında gerçekleşemeyeceğine işaret ediyor.

BirGün Gazetesi/Korhan GÜMÜŞ



10. İstanbul Bienali'nin siyasal alanın genişlemesi ile sanat arasında köprü kuran geçen bienalden miras kalan projeyi tamamladığını düşünüyorum. Bienal fundamantalist modernleşmenin bugün yol açtığı yıkımlara karşı duruşun yalnızca iktidar alanında gerçekleşemeyeceğine işaret ediyor. Öznelliklerin çoğulluğu ile kamu fikrinin tikelleşmesini sorgulayan, simgesel bir şiddet yoluyla oluşturulan hakikatleri çözmeye çalışan güncel sanat ile eylemsel bir iyimserliğin mümkün olduğunu gösteriyor. Daha önceki bienallerden biri 'EgofugaP teması ile sanatçının kendisini merkeze almasını sorgulamıştı.

Yıldızlaşma yoluyla yok olmanın karşısında sanatçının entelektüel bir çabayla kendi egosunu yok etmesinin, kendisinden bağımsızlaşmasının nasıl bir var olma diyalektiği yarattığını göstermişti. Bir önceki 'Şiirsel Adalet' teması ise yıkımlara, sefalete, savaşlara karşı yaratıcı uğraşın sorumluluğuna ve gücüne işaret etmişti. Bu dizi içinde 10. Bienal de bugün söylenmesi gerekeni yerinde ve zamanında söylüyor.

'Elit'in tasarladığı gelecek
Modernleşmenin operasyonel alanında kültür merkezden çevreye doğru işlev gördü. İktidarla bütünleşik bir işlev gören kültür elitleri bir toplumsal ilerleme düşüncesi yarattılar. Simgesel uğraşlar toplumsal ilişkileri disipline etti, iktidara eklemledi ve düzenleyici kamu fikrinin ortaya çıkmasını sağladı. Sağlık, eğitim, şehircilik, mimarlık, kültür, konu ne olursa olsun ulusdevletin idealleri de bu sembolik alanda inşa edilen modern bir siyasal topluma işaret ediyordu. Bu sınırlı olduğu ölçüde kapsayıcı olan ve kültür eliti tarafından tasarlanacak bir geleceğin temsiliydi.

Hou Hanru

Umutsuz ya da kötümser değil
Siyasal alanın genişlemesi ile beklenen olmadı ve ütopyalar sanıldığı gibi kamusal düzeni geliştireceğine ters yüz etti. 'Batılı toplumlar' bir ölçüde ulus devletlerin sınırlarını açarak, simgesel alanı demokratikleştirerek, müzakere alanını genişleterek bu çelişkinin üstesinden gelmeye çalıştılar. Siyasetin merkeze kilitlendiği, elitin bağımlı olduğu toplumlarda bu sorunu aşmak kolay olmadı. Kamusal alanda karşı-entelektüel süreçler güçlendi ve yaratıcılık özel alana izole edildi. Bunun bedeli ise bir savaş kadar ağır bir yıkım oldu. Yolsuzluklar, haksızlıklar ola-ğanlaştı, kamu gücü gasp edildi, hukuk sistemleri çöktü, çok kültürlü yaşam sona erdi, kültür ve sanat patronaj altına alındı. Ancak bugün Hou Hanru umutsuz ya da kötümser olmadığını, güncel sanatın sorunun yaşandığı ortamlarda ortaya çıkmasının umut verici olduğunu söylüyor. Ona göre günümüzde en heyecan verici olan durum güncel sanatın sınır tanımaması, her yerde olması. (*)

2007 Avrupa Kültür Başkenti olan Lüksemburg'daki etkinliklerin de küratörü olan Hanru ile işbirliği yapan mimar Rem Koolhaas 'Döküntü Uzam' (Junk Space) kavramı altında düzenlediği 'Urbanlab' adlı etkinlikte bu 'iyimserlik' önermesinin neye işaret ettiğini tartışmak için bazı ipuçları sunuyor. Koolhaas'a göre ütopyaların itirazla karşılaştığı bir dönemde totalitarizm piyasa ideallerinin arkasına saklanıyor. Bunu da ideallerini sürdürmek adına yapıyor. Bu bir bakıma 19. yüzyılın ideallerini 21. yüzyılın gerçekleri içine gizleme projesi.

Ütopyayı korumak adına ideolojinin geriye çekilmesi, neoliberal düzenin içinde çıkarları geliştirmeye yönelik olarak kullanımı. Örneğin Çin Komünist Partisi yeni bir reform ideolojisinin arkasına gizleniyor. Piyasa mekanizmalarını bu idealleri korumak adına, yandaşlarını ikna etmek için kullanıyor. Türkiye'de de benzer bir durum var. Fundamantalizmin dönüşümü gibi algılanan bu 'infrared reform ideolojisi', iktidar sınıfının hukuki düzenleri yok etmesine, kendi varlığını himayeci bir toplum düzeni ile yeniden üretmesine yol açıyor.

Tepeden inmeci kamu fikri
Karmaşık ve baskıcı olan bu yeni neoliberal sistem, düzen ve idealler adına toplulukları bir kaosa doğru sürüklüyor. Bunun bedeli ise ağır. Hukuk sistemleri çöküyor. Kamu otoritesi kural koyma vasfını kaybediyor. Kamu düzeni hem kaotik, hem de baskıcı bir karakter kazanıyor. Koolhaas bu noktada mimarlığa referans yapıyor ve kamusallıktan arındırılmış, 'ayrıksı' mekân düzenleme arayışları ile, bütünü tasarlama iddiasını ortaya koyan ütopyaların türdeş olduklarına işaret ediyor: 'Döküntü Uzam (Junk Space)'da masalar tersine dönmüştür. Yalnızca alt sistemler olan, bir üst yapısı olmayan bir çerçeve, şablon arayışındaki yetim parçalardır..." (**)

'Döküntü Uzam' kavramı tasarım düşlerinin imkânsızlığına gönderme yaptığı kadar, kamusallık izlenimi verilmiş hakikatlerin de yapıçözümünü sağlıyor. Bu dönüşüme, yani 'devlet merkezli' modernleşmenin çöküşüne, neoliberal sistemin yarattığı yıkıma aynı yollarla ve araçlarla itiraz etmenin bir anlamı kalmıyor. Çünkü iktidarın kendiliğinden farklı bir işleyiş üretmesi mümkün değil. Tepeden inmeci kamu fikrinin demokratikleştirilmesi için daha yenilikçi bir eylem biçimlerine ihtiyaç duyuluyor.

Kent: İkinci sınıf bir nesne
Kamusal gücün ideallerin arkasına gizlenerek kullanımından doğan bu 'diktatörsüz diktatörlük'ten, baskıcı kaostan kurtulmanın ya da ütopyayı saklandığı kovuktan çıkarmanın yolu artık 'pratik' bir durumdan geçiyor. Kenti ikinci sınıf bir nesne olarak gören, onu başka hakikatlerin gölgesinde okuyan, kendisini gizleyerek uygulama ile özdeşleştiren bu metaforların tahakkümünden kurtulmak imkânsız değil. Tersinden düşünürsek: Korkulması gereken yaratıcılığın olmamasıdır, bağımlılıktır. Formül gayet basit: Yaratıcılık eşittir 'iyimserlik'. Bağımlılık eşittir 'kötümserlik'. İyimserliği tercih etmek -laf aramızda- polyannacı-lık oynamak değil, kamu fikrini öznelliklerin çoğulluğuna açmak için mücadele etmektir. Bu açıdan eylemsel bir iyimserlikten söz eden 10. Bienal'i hak ettiği gibi değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

(*) 10. İstanbul Bienali katalogu, sayfa 17 (**) Aktaran Frederic Jameson, Geleceğin kenti başlıklı makale içinde, NLR 2003 Türkiye Seçkisi, sayfa 253

http://www.yapi.com.tr/haberler/houyu-anlamak-imkansiz-degil-ustelik-gerekli_56856.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!