Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
SONRAKİ HABER: Bu da "Çöp Taksi"
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Marmaray mı, Metropolis mi?

Marmaray Projesi arkeoloji ve mimarlık aracılığıyla kentin yeniden keşfedilmesine olanak tanıyacak bir girişime sahne olmalı.

Radikal İKİ/Korhan GÜMÜŞ
Marmaray mı, Metropolis mi?

enikapı'da yapılacak olan metro istasyonun projelerinin tanıtıldığı panoları gördüm. "Aman!" dedim kendi kendime. "Bu muazzam proje için ortaya çıkan şu fikirlere bak!" Yenikapı'da vasat bir alışveriş merkezi ilanı gibi duran bu zavallı panoları gördükten sonra aklıma 10. Venedik Bienali'nde yer alan "Metro-Polis" adlı sergideki metro istasyonları projeleri geldi. Bu sergide İtalya'nın Napoli ve Campania bölgesi için düşünülen metro istasyonları tanıtılıyordu. Metro istasyonlarının tasarımı için birçok yenilikçi kavramdan yola çıkılıyor ve her biri başlı başına bir sanat eseri olan çok fonksiyonlu istasyon projeleri tasarlanması isteniyordu mimarlardan.

Sergide kimler yoktu ki? Arkitera Mimarlık Merkezi'nin davetlisi olarak İstanbul'a gelen Dominique Perrault hiçbir dikey kolonu, yatay kirişi olmayan ve son derece karmaşık taşıyıcılardan oluşan göz kamaştırıcı bir strüktür tasarlamıştı. Proje içinde yer aldığı kentsel alanı yoğun bir geometrik örgüyle karakterize etmeyi ve meydanın bu heykelimsi strüktür aracılığıyla yeniden tanımlanmasını amaçlıyordu. Geçirgen bir örtü olarak başlayan dev bir çelik pergola, birbirlerinin üzerinden kayan kirişlerle güçlü bir mimari formla istasyonun çatısına dönüşüyordu. Zaha Hadid yaptığı çalışmada mevcut karayolu ulaşım sisteminin üstüne dökülmüş esnek bir nesne izlenimini veren ve hareket alanlarının geçiş aksları ile biçimlendiren çok etkileyici iç mekânlara sahip bir bina canlandırmıştı. Bina geometrisiyle mevcut ulaşım sistemin üstünde yeni bir teknoloji parkının mesnedi olan bir köprü gibi tasarlanmıştı. Karim Rashid iç mekânları yapaylaştırılmış, sentetik görüntü imgeleri ile doldurmuştu.

Pergolalar, büyük boşluklar ve trafikten korunan dinlenme alanlarıyla istasyon girişindeki kamusal meydan renkli imajlar ve plastik öğelerle hareketlendirilmişti. Yeraltı katmanları ise dijital çağı vurguluyordu. Massimiliano Fuksas mekânları içten dışa uzanan formlarla parçalamıştı. Bu formlarla yüzeyden derinliklere günışığını yakalayıp yeraltına yaymayı ve bu hareket boyunca arkeolojik buluntuların yüzeyden aşağılara kadar katman katman görülebilir olmasını sağlıyordu. Mario Botta sınırları belli olmayan yatay hacimlerle istasyonu sanki mevcut kentsel morfolojiye dahil etmişti. İki önemli istasyon arasında kalan bir kilometre uzunluğundaki alanı yeni bir park tasarımıyla, bu ulaşım mekânını değerli bir kentsel alan olarak kamusal kullanıma kazandırılmasını amaçlayan bir yaklaşımla değerlendirmişti. Bu amaçla her iki istasyonu da birer kentsel simge olarak kullanmıştı. Richard Rogers heykelimsi bir strüktür-bina ve içinde olağanüstü mimarı formlara sahip parçalardan oluşan iç mekânlar yaratmıştı. Anish Kapoor yerüstünde uzaysı-organik bir görüntüye sahip merak uyandırıcı formlar, istasyon içinde sofistike alanlar tasarlamıştı. Projenin ana bileşenleri olan yeraltı girişleri adeta bölgenin yeniden doğuşunu simgeleyen kentsel öğeler olarak düşünülmüştü. Bunlar sanki bölgede yaşayan halkı kucaklayıp her gün toprağın derinliklerine doğru çeken organizmalardı! Peter Eisenman ise mevcut binaları, köhnemiş yıkıntıları koruyup, bunları bir arkeolojik kent dokusu olarak kullanmıştı...

Kamusal alanlar non-place olmamalı
Sergiyi gezerken bir tesadüf, bu projelerin yapılmasını sağlayan Campania bölgesi başkanının (Antonio Bassolino) şu sözlerine tanık oldum. Şunları söylüyordu, bir taraftan mimarların proje fikirlerini dinlerken: "Bizim bu çalışmadaki amacımız, anonim projelerle kentin ihtiyaçlarına cevap vermek değil. Bir kamusal mekân yaratmak. Bir kamusal mekânın ne kadar çok yaratıcı fikire açılabileceğini göstermek..." Şunun altını çiziyordu, besbelli ki: Metro istasyonunu kamusal bir mekân yapan, ihtiyaçlar, teknik zorunluluklar gibi kesinlikler üzerine inşa edilmiş, sorgulanmamış bir gerçeklik arayışı değil. Gerçekten de kent mimarisinden, bir kamusal mekânın tasarımından söz ederken yöneticilerin bilmesi gereken peşin bir kamusal fikre sahip olmanın imkansızlığı. Güncel mimarlık, ihtiyacın ortaya koyduğu bu gerçeklik aldatmasının önüne geçmeyi, programın hedefleri ne kadar belli de olsa, fikirlerin ne kadar çoğul olduğunu göstermeyi amaçlar. İstanbul'daki vasat bir alışveriş merkezi ilanı gibi duran Yenikapı'daki bu zavallı panoları gördükten sonra sergi albümünü elime aldım ve "başkan"ın giriş yazısındaki şu şaşırtıcı cümleleri okudum: "Endüstri sonrası değişen, terk edilen tesislerin olduğu kentsel bölgelerdeki hayat kalitesini geliştirmek, bu bölgeyi alternatif bir yaklaşımla bütün dünyaya, sanatçılara, mimarlara, düşünce insanlarına açmak demektir. Bu kamusal ulaşımda da kullanıcılar açısından yaratıcı stratejiler geliştirmeyi gerektirir. Kentliler yalnızca hizmetlerin basit tüketicileri, kullanıcıları değildir, yaşadıkları çevre ile ilgili dünyasal entelektüel sorgulamaların, yaratıcı açınımların muhataplarıdır. Metro istasyonları anonim teknik ve işlevsel gerçeklikler üzerinde kurulmuş, Marc Augé'nin terminolojisi ile söylersek, 'yok-yer' (non-place) olmamalıdır."

İhtiyaçla tarihin bağdaştırılması
İstanbul'da yaratıcı bir sorgulamanın araçları olabilecek ihtiyaç, işlev, teknoloji, tarih, uygulama bilgisi gibi uzmanlık konuları, kamusal süreçleri belirleyen tartışılmaz gerçekler olarak sunuluyor. Örneğin bir mimar kalkıp kendi tecrübesinden hareketle, "ben bu tasarımları yapıyorum, size ne" diyebiliyor. Kapalılık profesyonel düşünceyi dışlamaya hizmet ediyor. Profesyonel düşünceyi halkın aleyhine tercüme eden, anonimleştiren, entelektüel sorgulamayı gereksiz ilan eden kamusal görünümlü bir zihniyet ve pratikle karşı karşıyayız. İstanbul'da dünyanın en büyük Roma limanının kalıntıları var. Yenikapı, birçok bağlantılar arasında, varolan ve yapılmakta olan raylı sistemler ve tüm kent bağlantılarının havayolu, deniz taşımacılığı, raylı sistem entegrasyonu ile aktarıldığı ve adeta birbirine düğümlendiği önemli bir kentsel merkez olma durumunda. Bu nitelikteki bir istasyon, bir düğüm noktası için alelade bir yaklaşımla projeler yapılıyor. Öyle tahmin ediyorum ki bu projeler hiçbir yaratıcı sorgulama sürecinden geçirilmeden şantiye sahasını süsleyecek ve inşa edilecek. Sonra belki itiraz edeceğiz. Oysa bu işlerin başka türlü olması, hem yöneticilerin hem de İstanbul'un bu işten kârlı çıkması mümkün. Yenikapı'da kazılar esnasında çıkarılan buluntular, kentin arkeoloji ve mimarlık aracılığıyla binlerce yıllık geçmişinin katman katman yeniden keşfedilmesine ve eşi bulunmaz birikiminin tanınmasına olanak sağlayabilir. Bu ise bu çaptaki bir kentsel organizasyonun yeniden düşünülerek tarihsel içeriğin profesyonellikle bağdaştırılması, halkın ihtiyaçlarının yaratıcı süreçlere açılması ile mümkün olabilir. Bunun için, başta meslek kuruluşları olmak üzere herkesin kente yapılan bu haksızlığa karşı çıkması gerekli. Herkes çıkmalı ki yönetimlerin ufku genişlesin, İstanbul'un dünyası zenginleşsin. Bu çok benzer iki kentin toplu taşıma devrimi hikâyesi bize çok şey öğretebilir ve bundan almamız gereken çok dersler olabilir. Arkeolojik kazıların çıkarımlarının yaratıcı bir biçimde yorumlanması bile muazzam bir sorgulama alanı olarak İstanbul'a müthiş fırsatlar sunabilir.

http://www.yapi.com.tr/haberler/marmaray-mi-metropolis-mi_51996.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!