Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

"Mimar Çizer; Çizdiğini de Yapar. Bu Düşünce Tarzında Yetişmeleri Lazım..."

Yaşar Marulyalı, 50 yıllık mimarlik kariyerinde ilklere imza atmış bir mimarımız. Levent Aksüt'le ortaklaşa kurdukları UMO Mimarlık ve USKON firmalarıyla, yurtiçi ve yurtdışında ödüller kazanmış pekçok projeye imza atan Marulyalı, Yapısal Çelik Derneği'nin de kurucuları arasında yer alıyor. Yaşar Marulyalı'yla kariyeri ve Türk Mimarlığına bakışı

Yaşar MARULYALI
"Mimar Çizer; Çizdiğini de Yapar. Bu Düşünce Tarzında Yetişmeleri Lazım..."

aşar Marulyalı, 50 yıllık mimarlik kariyerinde ilklere imza atmış bir mimarımız. Levent Aksüt'le ortaklaşa kurdukları UMO Mimarlık ve USKON firmalarıyla, yurtiçi ve yurtdışında ödüller kazanmış pekçok projeye imza atan Marulyalı, Yapısal Çelik Derneği'nin de kurucuları arasında yer alıyor. Yaşar Marulyalı'yla kariyeri ve Türk Mimarlığına bakışı konusunda görüştük.



Yaşar Bey biz mimarlık sektörünün şu anki durumunu tespit etmeye yönelik bir çalışma yapıyoruz. Bunun bir kısmını anket çalışması oluşturuyordu. Bu anket çalışmasını destekler mahiyette de Türkiye’nin önemli mimarlarıyla bir ropörtajlar yapıyoruz. Bu anlamda size sormak istediğim birkaç soru var.

Öncelikle Türkiyede mimarların iş alma süreciyle ilgili neler düşünüyorsunuz. Sizin için bu süreçler nasıl işliyor? Bununla ilgili genel bir bilgi alacaktım sizden.


Ben 1953’te İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldum. 1955’de sınıf arkadaşım Levent AKSÜT’le birlikte büroyu kurduk. O günden bugüne 50 senedir proje ve kontrollük hizmetleri yapıyoruz. Bu 50 sene içinde “ne değişti” derseniz çok fazla bir şey değişmedi, aynı zorluklar devam ediyor. Türk yatırımcıları ilk yıllarda mimarlarla çalışmayı bile çok düşünmüyorlardı. Zaten o yıllarda yatırım azdı, Adnan Menderes döneminde Türkiye liberal ekonomiye yeni geçmişti. Daha çok devlet işleri vardı. Devlet işleri de iki kanaldan dağıtılıyordu; birincisi yarışmalar, ikincisi de ihale usulüydü. O sıralarda biz çok büyük zorluklar çektik, sürekli yarışmalara girdik, yarışmalarda 3-4 yıllık doğal bir alışma ve deneyim kazanma sürecinden sonra, birincilikler aldık. 1960-70 yılları arasında Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’ndan aldığımız bu proje işleriyle bayağı büyüdük. Bir ara büromuzda 10-15 mimar çalışır hale gelmişti. Fakat darbeler ekonomiyi çok sarstı. 1960 yılındaki ilk ihtilal sonrası büromuzu kapatır hale geldik, kimse kalmadı. Büroda Levent’le ben kalmıştık, nasıl devam edeceğiz diye düşündük. Levent kısa bir süre için belediyeye girdi, ben büroda kaldım. Bu arada bize bir sınırlı yarışma için davet geldi, o sınırlı yarışmayı kazandık. Bu yarışmadan sonra kazandığımız işler peş peşe sürdü. 1968’li yıllarda Türkiye’de süren ideolojik kavgalar ve ihtilal ekonomiyi bayağı sarsıyordu, o günlerde de biraz sarsıldık. Bu arada 1971-72’den sonra Türk müteahhitlik firmaları dışa açılmaya başladı. Bunların dışa açılması Türkiye’ye yeni teknolojik gelişmeler getirdi. Dış pazarda ne olup bitiyor, Türkiye bunun farkına varmaya başladı. Bu sayede bir takım yenilikler oldu ve Türk yatırımcıları büyümeye başladılar. Bir yatırımcı daha önce bir fabrika yaparken, mimara uğramıyordu. Mimarın projeye katkısının farkında bile değildi yatırımcılar. Ama 1972’den sonra müteahhitler yabancı mimarların yaptıkları güzel eserleri gördüler ve yavaş yavaş Türk mimarlarına önemli işler vermeye başladılar. Biz de bu arada bazı önemli binalar yaptık, 1980’lere gelirken Balmumcu’da Şişecam’ın Genel Müdürlük Binası’nı yaptık, bayağı bir yenilik getirdik orada. 20-25 senedir o bina eskimedi, şimdi Sabah kullanıyor. Hem rasyonel hem fonksiyonel bir binadır. Zaten biz rasyonellikten, işlevsellikten ve ekonomik çözümlerden hiçbir zaman ayrılmadık. Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı olan buydu. Rasyonalite, bizim bugünlere gelmemizi sağladı.

Kendimize böyle bir yol seçtik. Özetle 1975’e kadar yarışmalarla, devletten iş alarak devam ettik. 1975’ten sonra daha özel sektör ağırlıklı çalışmaya başladık. Bu tabii bir bakıma daha iyi oldu. Özel sektör parasını daha dikkatli harcıyor. Bizi “nasıl ekonomik bina yaparız, nasıl dayanıklı binalar yaparız” şeklinde bir takım araştırmalara sevk etti. Bu arada tabi onur verici bazı yarışmalar kazandık; örneğin 1969’da uluslararası bir yarışmada Londra İslam Merkezi Camii’nde ikincilik aldık. Daha önce Afyonkarahisar Meydan Muharebesi’nde Zafertepe’de kazanılan zaferi simgeleyen bir anıtta birinci olduk. Bunlar bize moral veriyordu. 1980’lere kadar ekonominin iniş çıkışına göre büroyu devam ettirdik. 1980’den sonra Türkiye çok değişti. Endüstride büyük atılımlar başladı. Bu büyük atılımlar olurken mimarlar devreye girdi. Biz bu arada büyük açıklıkları geçebilecek sistemler üretmek için ayrı bir şirket olan Uskon’u kurduk. Bu da bayağı tutundu, çünkü prefabrik bir çözüm sistemiydi, fırın boyalıydı, boyası mükemmeldi, çabuk yapılıyordu, hassas bir sistemdi. Endüstri yapılarında, büyük spor salonlarında bunları kullandık. Turgut Özal’ın uyguladığı liberalleşme politikaları sanayinin büyümesini ve Türkiye’nin ihracatının artmasını sağladı. Bu gelişmeler mimarlara da bir miktar yansıdı. 1990’dan sonra yabancı yatırımcılar gelmeye başladı. Biz de bu yabancı yatırımcılarla iş yapmaya başladık. Mesela büyük hipermarket projeleri geldi. Biz 1990 yılından itibaren A’dan Z’ye proje hizmetleri, ihalelerin yapılması, saha kontrolleri ve inşaat yönetimi hizmetleri vermeye başladık. Büromuz hem sahada çalışanlar hem de büro hizmeti verenlerle 60 kişi civarına ulaştı. 5-6 tane büyük şantiyeyi idare eder duruma geldik. Bunlarla 2000’lere kadar geldik. Fakat koalisyonlar ülkeyi yıprattı. İstikrar olmadığı için Türkiye büyük borçlanmalar altına girdi ve 2001’de kriz patlak verdi. 2001’den 2005’e kadar çok az şey değişti. Şu anda çalışan sayımız 20’lere düştü. İş almada büyük zorluklar var, fiyat kırma yarışı var. İnanılmaz düşük rakamlarla ofisler iş kapmaya çalışıyor. Normal bir işin yapımı özenli bir çalışma ister. Ama bunlar düşünülmeden bazı bürolar sizin verdiğiniz minimum fiyatları yarıya kadar indirerek işleri alıyorlar. Artık nasıl yapıyorlar bilmiyorum. Şu anda da bu sıkıntılar devam ediyor, bunları aşmış değiliz. İnşaatta büyüme oldu ama rekabet arttı. Bunun dışında bazı korumalar başladı. İktidarın koruduğu bir takım müteahhitlik firmaları ve bürolar iş yapmaya başladılar. Bu kadar tecrübesi ve birikimi olan bazı bürolar sıkıntı içindeler.

Sizin bir de ofis olarak şöyle bir misyonunuz var. Çelik yapılar üzerine oldukça mesai sarfediyorsunuz. Çelik yapılar dendiğinde ilk akla gelen bürolardan birisiniz Türkiye’de. Ondan da bahseder misiniz nasıl böyle bir fikir oluştu çelik yapılar konusunda?

Bu konu hep kafamızdaydı zaten. Biz bu tür prefabrike çelık yapıların yapıldığını biliyorduk zaten, Amerika’da Avrupa’da zaten yapılıyordu fakat size anlattığım gibi bu teknolojiler bizim ülkemize geç girdi, neden geç girdi, mali sebeplerden. Bir de Türkiye’de bu vizyon yoktu, yani Türkiye’deki yatırımcılar, mühendisler, mimarlar, kendilerine pazar olarak Türkiye’yi görüyorlardı. Yani dünyanın bir pazar olduğunun farkında değillerdi. Tabi bazı çok güzel Türk firmaları vardı. Bunlar 45’lerden itibaren yurtdışına açılmışlardı ama genelde ben de kendimi hatalı buluyorum. Biz de ilk pazara açıldığımızda Pazar olarak İstanbulu ve belki Türkiyeyi gördük, onun arkasında bir dünya pazarı olduğunu göremedik, firmamızı uluslararası boyuta ulaştıramadık, çok seneler kaybettik. Dolayısıyla 80’lere gelindiğinde liberal ekonomi uygulamaları ile müthiş sanayileşme hamleleri yapıldı Türkiye’de. Biz de çeliğin bu işlerde rol oynayacağını düşünüyorduk zaten. Dolayısıyla bu uzay sistem firmasını kurduk biz. Ama bunun tanıtımı, bu sistemi insanlara kabul ettirmek 4-5 sene (85-86’lara) kadar devam etti, önce ufak ufak işler yaptık. Ondan sonra yatırımcılar bunu gördüler, beğendiler, bu sistem devam etmeye başladı. 88 yılında Prof. Tevfik Seno Arda hoca, ki o Türkiye’de çelik birliğinin önderi sayılır. Çok değerli bir insandı, genç yaşta vefat etti, bizim danışmanımızdı. Bir gün bana telefon etti, “Yaşar” dedi, “Türk Çelik Birliği’ni kuracağız, 8 kişi oluyoruz eğer sen de gelirsen” dedi. Tabi dedim. İlk toplantılarımızı yaptık. Fakat biliyorsunuz ihtilalden sonra bazı derneklerin kurulmasında müthiş zorluklar çıkarıldı. Biraz böyle amatörce 3-4 sene idare ettik, 1992’de çelik birliğini kurduk. Ve Avrupa Çelik Birliği de 22 üyelik bir birlikti ve merkezi de Belçika’daydı. Tevfik Bey de doktorasını orada yaptığı için onun da bir muhhiti vardı ve biz de Avrupa Çelik Birliği’ne kabul edildik. Onun bir üyesiyiz şu anda. Ve Avrupa’daki çelik kullanımndaki üç büyükler olan İngiltere, Fransa ve Almanya’dan sonra belki İspanya ve İtalya düşünülebilir, Türkiye beşinci-altıncı sıradadır. Gerçi Türkiye halen de çeliği pek tanımıyor ama Avrupa Çelik Birliği’ne girdikten sonra bir takım yarışmalarda Türk mimarları güzel projeler yaptılar. Bu projeler Avrupa Çelik Birliği tarafından da ödüllendirildi, bugüne kadar zannediyorum 5 proje ödül aldı, bunlardan ikisi de bizim projemizdir. Şu anda en son ödül alan proje de bir bayan mimarın yaptığı Bilgi Üniversitesi projesidir. Bir bayan mimarın yaptığı bir proje olarak da bir ilktir Türkiye’de Avrupa’da ödül alan. O birlikte bir yerimiz var Türkiyeyi seviyorlar, Türkiye’nin potansiyel olarak çeliği kullanacağını düşünüyorlar çünkü Türkiye bir deprem ülkesi. Mühendisliği düzgün yapılan yapılar çelik olsun beton olsun ahşap olsun hepsi depreme karşı iyi bir görev yaparlar ama çeliğin bir avantajı var çelik esnek bir yapıdadır, beton daha kırılgandır. Dolayısıyla çeliğin Türkiyede sivil binalarda çok daha fazla kullanılacağını düşünüyoruz. Endüstri ve spor yapılarında zaten kullanılıyor. Konutlarda, okullarda, idari binalarda çeliğin daha fazla kullanılacağını ümid ediyoruz. Bu arada bizim de bir teşebbüsümüz oldu, Avrupa Çelik Birliği bize dedi ki beraber Türkiye’de çelikten numune bir okul yapalım dedi. Biz de kabul ettik, onlar bir miktar bağış buldular, biz Türkiye’deki çelikçilerden bağış topladık, şu anda öyle bir okul yapıyoruz İzmit’te, bağış yönünden eksiklerimiz var ama başladık inşaata. Aşağı yukarı 500 öğrencinin okuyacağı bir lise yapıyoruz, 22 sınıflı içinde laboratuarları, bilgisayar odası ve kütüphanesi var. Bu okulu tamamen çelikten yapıyoruz ki bir numune olsun, çeliğin avantajlarını ortaya çıkarsın diye.

Betonarme yapılar Türkiye’de düzgün yapılmadı, düzgün yapılan betonarme binalara depremde bir şey olmadı. Şimdi Türkiye’de bir beton- çelkik çekişmesi var ama Türkiye’de beton lobisi çok kuvvetli ve Türkiye’de çelik yapılar tüm yapıların 5’te birini bile bulmuyor ve çoğu da endüstri yapıları. Betoncuların endişe edeceği birşey yok. Biz tabi çeliğin yayılmasını istiyoruz, beton da kullanılacak hepsi yerine göre kullanılacak.

Kasım'ın 22’inde çelik günümüz var. Orada bir İngiliz Mühendis çeliğin gelişmesini anlatacak. Bizim de bir sunumumuz var. Uskon’un Marsilya’da yaptığı çok büyük bir fuar salonu var onu sunacağız.

Eğitimden açılmışken konu, mimarlık eğitimi konusunda ne düşünüyorsunuz? Ne gibi değişiklikler yapılmalı sizce eğitim kalitesini artırmak üzere?

Benim eğitimle ilgili 7 senelik bir Yıldız tecrübem var, bu 66-72 yılları arasında, o zaman Yıldız Teknik okuluydu. Orada Süha Toner’le beraber, büro işlerine devam ederken haftada iki gün de öğretim görevlisi olarak çalışmıştım. Sonra, öğrenci eylemlerinden dolayı bıraktım. Şu anda da 5 senedir Yeditepe Üniversitesi’ne gidiyorum. İki yarım gün diploma projesine giriyorum.

Türkiye’deki eğitim kalitesi bana göre biraz eksik kalıyor. Teknolojiyi tanımaya fırsat bulamıyor arkadaşlar. Yaptıkları projeler biraz resim gibi oluyor. Çünkü mimar çizer; çizdiğini de yapar. Bu düşünce tarzında yetişmeleri lazım. Biz de biraz korkak yetiştik. Çünkü o zaman bize projede “Her attığınız çizgi onun yapımı sırasında bir yapım elemanını ifade edecek” dediler. Bu bizim yaratıcılığımız biraz sınırlıyordu, korkuyorduk bu yapılır mı yapılmaz mı diye. Şimdi bilgisayar çizim teknikleriyle yaratıcılığı destekleyen programlar var. Ama eksik olan bunun nasıl uygulanabileceği. Çünkü sonuçta mimar çizecek ve yapacak, ama yaparken detaylandırma çok önemli. Mies Van der Rohe’nin bir lafı var “Detay tanrıdır (Detail is god)”. Tanrı bir şeyi yaratırken detayı ne kadar güzel çözer, değil mi? Mimar da eğer binanın sonuçlandırılmasına kadar tüm detaylarıyla işi çözerse, yaptığı eser o zaman eser olur. Ben bu yaz Chicago’ya gittim, Frank Lloyd’un Oak Park’da yaptığı evi gördüm. Biz tanıyoruz onu ama eserlerini birebir görmek bambaşka. Onun büyük bir mimar olmasının en önemli faktörlerinden biri sonuna kadar binanın tüm detaylarıyla, tüm güzelliğiyle uğraşması. Bu sayede bina güzel oluyor, bu sayede Frank Lloyd Wright dünyanın en iyi mimarları arasına girdi. Dolayısıyla eğitimde bu düşünce tarzını öğrenciye vermek lazım. Yani öğrencinin hem yaratıcılığının geliştirilmesi lazım, hem de projede yapılabilirliğin ne kadar önemli olduğunun onlara anlatılması lazım.

Eğitim süresinin uzatılmasına taraftar mısınız?

Eğitim süresi bence 4 yıl kalmalı. Bir sınıfta 15 kişi varsa bunda 3-4 kişinin dışında mimarlığı seven, ona emek vermek isteyen öğrenci çıkmıyor. Diğerleri de iş bulacaklar, malzeme pazarlayacaklar, şantiyelerde çalışacaklar ya da kendilerini hayat boyu eğitecekler. Bizim işimizde hayat boyu öğreneceksin. Ben de hala akşam eve kitap götürüyorum, bakıyorum yeni neler yapılmış, hangi konseptler var, inceliyorum. Bunun sonu yok. Teknoloji değişiyor, mimarlık da değişiyor. Dolayısıyla eğitim için 4 yıl iyi ama AB uyum yasaları çerçevesinde öğrencilerin 3-4 yıl staj yapmalarında veya 2 yıl daha master yapıp 2 yıl staj yapmalarında fayda görüyorum. Ama 4 yılı yeterli buluyorum, 4 yıl ön bilgiler için yeterlidir. Üzerine 4 yıl kadar piyasa tecrübesi ve arkasından bir sınavla piyasaya çıkarlarsa daha iyi olur. Ülkemizdeki ortalama yapı kalitesi çok düşük. Daha kaliteli yapılar üretmeliyiz.

Peki az önce de bahsettiniz, eve kitap götürüyorum diye, mesleki gelişim süreci içinde ne tür olanakları ve araçları kullanıyorsunuz hem kendiniz hem ofisiniz adına?

Ben mesleği geliştirmek açısından, teknolojiyi tanımak üzere fuarlara ve konferanslara gidiyorum. Yeni çizim programlarını büromuzda kullanmaya gayret ederiz, literatürü takip ederiz. Meraklı olduğumuz konulara derinlemesine inmeye çalışırız.

Mimarlığın yakın geleceğinde Türkiye’de mimarların durumunu nasıl görüyorsunuz? Özellikle yabancı sermayenin girişi ve AB ile ilgili olarak mimarların serbest dolaşımı gibi konularda ne düşünüyorsunuz?

Ben mimarlığın serbest ortamda gelişmesinden yanayım, bunun Türk mimarlığını geliştireceğini düşünüyorum.

Yani rekabete açık olmasının?

Evet, bunu doğru buluyorum. Fakat Türkiye’deki ekonominin bir ileri bir geri gitmesi, Türk yatırımcılarının mimarlık ve mühendislik hizmetlerini küçümsemesi bizi zayıf bıraktı. Biz 1953 mezunuyuz, 1955’de büroyu kurduk. Aynı tarihte Beyrut’ta Amerikan Üniversitesi’nden mezun iki mühendis Dar’ül Hendese adında bir büro kurdular. Bu büro şimdi Amerikalılarla, İngilizlerle ortaklıklarla dünyanın her yerinde şubesi olan ve beş bine yakın çalışanı olan bir büro. Biz ise sadece Türkiye’deyiz ve sayımız 25. Biz çok ezildik, belki vizyonumuz dardı, dünyayı pazar olarak görmedik. Türkiye’de ekonominin istikrarsız olması, gelişmenin yavaş olması, ülkenin zenginleşememesi, mimarlık ve mühendislik bürolarını biraz kavruk bıraktı. Ama genç nesil şanslı; onların vizyonu daha açık, zayıf noktaları ekonomik güçlerinin az olması ve tecrübeleri. Bizim eksik noktalarımız bunlar. Ekonominin bizi desteklemesi lazım.

Peki şu sıralar üniversiteye girme çağında biri mimar olmak istediğini söylese siz olmasını tavsiye eder misiniz?

Tabii.

Geleceğini parlak görüyor musunuz?

Çok. Seviyorsa girsin ama biliyorsunuz bizim işimiz uzun soluklu bir iştir. İyi bir eser vermek için çok uğraşmak gerekir. Tabii ki çok güzel bir meslek.

Yaşar Bey bize zaman ayırdığınız için çok teşekkürler.

Ben teşekkür ederim.


(Bu röportaj 17 Kasım 2005 tarihinde yapılmıştır)

http://www.yapi.com.tr/haberler/mimar-cizer-cizdigini-de-yapar-bu-dusunce-tarzinda-yetismeleri-lazim-_61084.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!