Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Nükleer Enerjiye Dur Deyin!

Nükleer yakıtın toz olarak topraktan çıkarılmasından yüksek teknolojik üretim süreçleri kullanılarak gizlilik içinde enerji üretiminde ve silah yapımında kullanılmasına, atıkların güvensizce depolanmasına dek geçen aşamalarla ilgili vakaları dinledikçe Türkiye sınırlarında bir nükleer tesis kurulmaması gerektiğine bir kez daha ikna oldum. Nükleer

Cumhuriyet Dergi
2 Nükleer Enerjiye Dur Deyin!

Paris geçen hafta sonu dünya medyasının ilgi odağıydı. AB’nin altı aylığına başkanlığına gelen Fransa, Eiffel, Louvre ya da Notre Dam’a girebilmek için kuyruklarda bekleşen turist gruplarının yanı sıra Akdeniz için Birlik Zirvesi’ne katılan 43 ülkenin temsilcilerine de ev sahipliği yaptı. Ben de oradaydım; ama AB yıldızları ile dekore edilmiş Eiffel Kulesi’ne çıkmak yerine Seine Nehri’nin kıyısında radyoaktif alarm sirenlerinin duyulmasıyla ölü gibi yere serilen binlerce Parislinin arasındaydım, tek Türk aktivist olarak.

Parisliler kirli nükleer endüstrinin yayılma politikalarını protesto etmek için Republic Meydanı’nda toplanmışlardı. Hafta başında Avignon yakınlarında nehir suyunun radyoaktif bulaşma ile kirletilmesine neden olan Tricastin kazası yaşandığı ve otoriteler halktan bilgi sakladığından insanlar tepkiliydiler. Nükleerden vazgeçilmesini isteyen sloganlar haykırdılar. Mitingin düzenleyicisi -Fransa’da yaygın bir üye ağı bulunan ve Avrupa’nın en faal nükleer karşıtı hareketlerinden- “Reseau Sortir du Nucleaire” (RSdN), 12 Temmuz 2008’i “Nükleersiz Bir Dünya için Avrupa Çapında Eylem Günü” ilan etmişti. Amaç uranyum madenciliğinden reaktör kurulmasına, işletilmesine, atık işleme ve depolamaya dek nükleer üretimin her aşamasında dünyada büyük paya sahip Fransız Areva şirketinin seyyar satıcısı gibi çalışan Sarkozy’nin AB başkanlığını, Areva’nın promosyonunu yapmak için kullanmasına itiraz etmekti.

Mitingden bir gün önce Avrupa, Amerika, Avusturalya ve Afrika kıtalarından temsilciler nükleer enerjinin kirleticiliğini ve zararlarını değerlendirmek için bir araya geldik. Orada bulunmam için çağrılı olarak İstanbul’dan yola çıktığımda, çantamda Türkiye’de nükleer enerji konusundaki son gelişmeleri anlatan bir bilgisayar sunumu, yüreğimde heyecan vardı. İki yıllık bir çaba beni yerel aktivistlikten uluslar ve halklar arası bir toplantıya taşımıştı. Nisan 2006’da Başbakan Erdoğan’ın “Sinop’u marka yapacağız” kara mizah müjdesi ile açıkladığı Türkiye’nin ilk nükleer santral yapım projesine karşı çıkan www.sinopbizim.org adına yaptığımız çalışmalar uluslararası platformlarda da bu yerel insiyatifin adının duyulmasını sağlamıştı.

2000’de Ecevit’in rafa kaldırdığı planları 2005’te tekrar çıkaran AKP Enerji Bakanlığı nükleer tesis kurmak için olmazsa olmaz sayılan yer lisansı bile çıkmadan Sinop’u “nükleer ada” ilan etti. Bu, turizm ve balıkçılık gibi sektörlerden kalkınmayı bekleyen halk için tam bir şoktu. Başbakanlığa bağlı, Çernobil kazasında halkın gözünde güvenilirliği yıpranmış TAEK’e Bakanlar Kurulu kararı ile bir kalemde 2.3 milyar dolarlık dev bütçe aktarıldı ve seçime günler kala gece yarısı TBMM’den birkaç sayfalık bir nükleer yasa geçirildi. TAEK Sinop’un merkezinde şube açıp ilkokul çocuklarına nükleer enerjinin propagandasını yapan broşürler dağıtsa da, Sinop’un yer lisansı yetiştirilemeyince pusula güneye, 30 yıllık eskimiş yer lisansı olan Akkuyu’ya çevrildi. Şimdiye dek turistik Akdeniz kıyısında bir nükleer reaktör kurmak isteyecek tek ülke bizimkiydi! Paris’te bunları aktardım.

Avusturalya’dan gelen Marcus Atkinson, Footprints for Peace (Barış için Ayakizleri) kampanyasıyla İngiletere’den Çernobil felaketinin yıldönümünde başlattığı, tüm Avrupa’yı kat eden yürüyüşünün Fransa ayağında aramızdaydı. Aralarında dünyanın en büyüğü, Olympic Dam’in de bulunduğu uranyum madenlerinin çevre yasalarından muaf tutularak işletilmesinin özellikle Aborijinlerin topraklarında yarattığı yıkımı anlattı. Bir Finli bilim adamı, Finlandiya’da Laplandların bölgelerinde “yeni nükleer santrallarımıza yakıt lazım” söylemiyle uranyum yataklarının madenciliğe açıldığını anlattıktan sonra, ABD’den Beyond Nuclear’in (Nükleerin Ötesi) sözcüsü Linda Gunter, New Mexico bölgesindeki uranyum madenleri ve Kızılderili hakları gaspına atıfta bulundu.

Asıl sarsıcı bilgi dünyanın en fakir ülkelerinden Nijer’in Tchighozerine kenti Belediye Başkanı Issouf Maha’dan. Maha, kuzeydeki çöl bölgesinde göçebe yaşayan Tuareg’lerden. Dünyanın en büyük uranyum rezervlerine sahip ülkesinin büyük baskı altında olduğunu vurgulayan Maha, halkının 40 yıldır tekel olarak Nijer çöllerinde uranyum madeni işleten ve Fransız nükleer endüstrisine yakıt temin eden dev Areva tarafından yok edilmekte olduğunu söyledi. Topraklarını savunmak için silaha sarılmaktan başka yol bulamayan bazı Tuaregler çatışmalarda ölürken, bir kısmı yasadışı bir yaşama geçmek zorunda kalmış, kimi uranyum madenlerinde çalışırken hastalanmış, kimi de su rezervlerinin radyoaktif hale gelmesi ve atıkların yarattığı kirlilikten kırıma uğramış. Ekonomisinin zayıflığı ve uranyum borsalarını yükselişe geçiren “nükleer endüstrinin rönesans” projelerinin baskısıyla Nijer hükümeti uranyum madenciliği için Kanada, Avrupa ve Çin’den başvuran firmalara yüzlerce yeni ruhsat satmaktan vazgeçmiyor. Görülen o ki, son yıllarda Afrika’da yaşananlara bu kez elmas değil, uranyum kaynaklı bir çatışma daha ekleniyor.

Nükleer yakıtın toz olarak topraktan çıkarılmasından yüksek teknolojik üretim süreçleri kullanılarak gizlilik içinde enerji üretiminde ve silah yapımında kullanılmasına, atıkların güvensizce depolanmasına dek geçen aşamalarla ilgili vakaları dinledikçe Türkiye sınırlarında bir nükleer tesis kurulmaması gerektiğine bir kez daha ikna oldum. Nükleer enerjiyi halklar değil politikacılar istiyor. “Nükleer enerji temizdir” sloganıyla, beyaz ve parlak dişler göstererek reklam yapan nükleer endüstrinin kötü nefesini yanına yaklaşınca duyuyorsunuz. Sinop İnceburun’da rüzgâr türbinleri, Mersin Akkuyu’da güneş panelleri ile çevreyi kirletmeden, yerel iş gücü ile enerji elde etmek varken pahalı, kirli, dışa bağımlı, yabancı iş gücüne ihtiyaç duyan, on milyarlık maliyetlerle, sonsuza dek sürecek radyoaktif kirlilik gibi “bonus”lar içeren bir enerji yatırımının, hükümetçe sorgusuz sualsiz, bilimsel danışmanlık ve kamuoyu onayı almadan devreye sokulmaya çalışılması kimin hayrına? Elektrik düğmesine uzanırken bu soruları düşünmek ve meseleleri sahiplenmek toplumumuzun geleceği için hayati önem taşıyor.

ETİKETLER: yeşil
http://www.yapi.com.tr/haberler/nukleer-enerjiye-dur-deyin_62642.html

Read Comment Section
2 Yorum Yorum Yaz
  • bu dünya bizim yaşayıp nefes alabiliyoruz evlatlarımızda yaşayıp nefes alabilmeli nükleer enerjiye hayır diyelim tesisleri kurdurmayalım YANITLA
  • FRANSIZLAR KULLANDIKLARI ENERJİNİN NEKADARI NÜKLEER OLDUĞUNA BİR BAKSIN. ONDAN SONRA DA EYLEMİNİ GÖZDEN GEÇİRSİN. YANİ EYLEM YAPACAKLARSA; EVLERİNDE İŞ YERLERİNDE ELEKTRİK KULLANMAYARAK EYLEM YAPSINLAR. O ZAMAN EYLEMLERİNİN CİDDİYETİNİ ANLARIZ. YANITLA
2 yorumdan 2 tanesi gösteriliyor. 
Yorumunuzu ekleyin
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!