Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Sadece Barınma Hakkı için

“Sizleri bu yaşaması zor yerlerden, gecekondulardan alıp, 'modern konutlar'a yerleştireceğiz... Rahat edeceksiniz” deyip, adını da dünden koydukları “Kentsel Dönüşüm” projesini halkın önüne sundular... Her şey hazırdı. Yapılan konutların yerleri, devlete ödenecek para vs vs...Devlet erkânı toplanmış İstanbul'un yoksul mahallelerinde yaşayan

BirGün PAZAR



“Sizleri bu yaşaması zor yerlerden, gecekondulardan alıp, 'modern konutlar'a yerleştireceğiz... Rahat edeceksiniz” deyip, adını da dünden koydukları “Kentsel Dönüşüm” projesini halkın önüne sundular... Her şey hazırdı. Yapılan konutların yerleri, devlete ödenecek para vs vs...Devlet erkânı toplanmış İstanbul'un yoksul mahallelerinde yaşayan insanları yeni imar ve rant planları nedeniyle yerinden/yaşam ortamlarından sökme derdindeydi... Yerinde dönüşüm istedi halk ama bu istekleri sonuçsuz kaldı. Bizim derdimiz ise derdi olanlarla ilgiliydi. Günlerdir ekranlarda gördüklerimiz, yerlerde süründürülen kadınlar, panzer altında kalan çocuklar... Barınma hakkına sahip çıkan Başıbüyüklüler ve diğerleri. Başıbüyük'ün adını son zamanlarda sık sık duymuşsunuzdur. Onlar da İstanbul'un Kentsel Dönüşüm projesi adı altında yapılarak yerinden edilmeye çalışılan mahallelerinden sadece biri. Yaklaşık olarak 700 yıllık bir tarihe sahip, 50 yıllık bir mahalle olan Başıbüyük, bugün 30 bin nüfuslu büyük bir yerleşim alanı. Yani 30 bin kişi yok sayılarak, alan üzerinde yeni projeler geliştiriyor. Hem insanlar evlerinden ediliyor, hem de sosyal güvencesiz durumları dikkate dahi alınmadan borçlandırılıyorlar. Daha öncesinde “Modern Konutlar'da yaşayacaksınız” diye söz verilerek evlerinden edilen Ayazma halkını ve yazışmalarda bile “Esmer Vatandaşlar” diye söz edilen Yakuplu Halkını hatırlayın... Ayazma yıkıldı, şimdi halk kendilerine söz verilen 'Modern Konutlar'da değil, borçlanmalardan dolayı el konulmuş boşaltılmalarını bekledikleri evlerde yaşıyorlar. 11 yıl önce evleri ellerinden alınan Yakuplu halkı ise yeniden verilen yerlerden çıkartılmaya çalışılıyor. Bir yanda yollarına halı döşenen Trumplar, Ayaklarına kapanılası Arap şeyhleri, prensleri, yıkımlarına göz yumulan zengin elitistler diğer yanda kendilerine hiçbir yerde huzur verilmeyen 'Ayak takımı' olarak görülen ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu ile Türkiye'nin asıl sahipleri. Başıbüyüklüler tam 68 gündür direniyor. Kadını çocuğu, yaşlısı genciyle 24 saat mahalle girişinde nöbet tutuyorlar. Bir dozer sesine tüm mahalle halkı kapılarında asılı bulunan düdüklerle uyarıyor herkesi... Mahallenin girişinde iki çadır var, biri TOKİ'nin kurduğu şantiyeyi koruyan polislere ait, diğeri ise evlerini koruyan Başıbüyük halkına... Onlar 40 yıldır yaşadıkları yerlerden gitmemeye kararlılar. Konuştuğumuz kadınlar mevcut durumu ve ne yapmaları gerektiğini rahatlıkla dile getiriyor... Adlarının bir önemi yok, onlar hep bir ağızdan evlerimiz için direneceğiz ve savaşacağız diyorlar... F.Y'de direnen kadınlardan sadece biri, şimdiye dek her yerde konuşmuş ama malum gazetecilik gerçekler dışında yapıldığı için bize de şüphe ile “Yazmayacaksınız ama yine de söylüyorum” diyerek başlıyor konuşmasına: “Savaşacağız... 35 -40 yıldır buradayız, neyimizi kaldık ki, ölümü göze aldım, ölürüz de evlerimizi terk etmeyiz. Ya biz öleceğiz ya da onlara mezar olacak burası başka alternatifi yok. Biz gençliğimizi, yıllarımızı verdik buraya, bu kayaları tırnağımızla kazıtarak yuva kurduk, o kadar kolay mı çık, git demek... Nasıl bir vicdandır... Hayır burası bizimdir. Bizim dedelerimiz şehit olmadı mı bu ülke için, kimin hakkıdır oturmak. Mülkiyeti üzerinde 15- 20 sene kalan kişinin mülkiyet hakkı vardır. Tapusu olsun, olmasın. Biz halkız ve barınma hakkımız var, bu hakkımızı engellemeyecekler.“ 40 yıl olmuş F.Y buraya geleli... Dişiyle tırnağıyla yaptığı yuvası yıkılacak, onu da bırakın 40 yıllık emek hiçe sayılacak. O bunlara asla Müsaade etmeyeceğini dile getiriyor. "40 yılımız geçti burada, hiçbir şekilde almayacaklar. Tamam benim emekli maaşım var, ama benim komşum alamıyor o ne olacak... Bu kadar insafsızlık olur mu? Biz Türkiye vatandaşı değil miyiz? Bizim de en doğal hakkımız değil mi barınma hakkı? " Başbüyük'de zulüm var, şiddet var, polisler her türlü kötü kelimeyi sarf ediyor bize; sözlü tacizde de bulunuyorlar. Çocuklarımızı işten gelirken dövüyorlar. Gaz attılar bana, 15 gün görme kaybı yaşadım. Bazen düşünüyorum, bu kadar zulüm yaşıyoruz biz burada, dünya neden bu kadar duyarsız ki? İnsan hakları nerede? Bu insanlar yarı aç yarı tok yaşıyor... Bizi buradan sürdüklerinde nasıl yaşarız, ne yaparız.... Ama sonuna kadar direneceğiz. Başıbüyük'ün taşı toprağı kan gölü olacak, ya onların kanıyla ya da bizim. Kanla sulanır başka türlü mümkün değil. Dozer gelse de evimi başıma yıkacak. Çıkmayacağım evimden. Lanet olsun verdiğimiz oylara. S.M'de aynı dertten yakınıyordu. “Nasıl bir vicdansızlıktır, halkına yapmadığın zulüm kalmamış, hala yapıyorsun... Kaç yaşında insanlarız, üzerimize gaz sıkıp bizi yaralıyor, jop kullanıyorlar daha neler neler... Sadece barınma hakkımız için. Ben eşimi kaybettim. Evde üç kişi kalıyoruz, paramız yok ki... Devlete değil 30 milyar, 5 milyar bile ödeyemem. Beni buradan attıklarında ölür giderim... 40 yıl olmuş, acılarımız, anılarımız var. Bu 40 yılda neden şimdi karşımıza çıkıp “gidin” diyorsun, hangi hakla! Ben gider bu yaşımda hapiste yatarım ama asla evimi vermem...“ Onlar hep bir arada ve daha insanca bir yaşam için mücadele ediyor. Başıbüyüklüler bugün itibariyle tan 68 gündür direniyor. Onları Yalnız bırakmayan gönüllü avukatları Ziya Çelik ve Dernek Başkanı Adem Bey'le dolaştık mahalleyi... Bize bakan gözler tek bir şey söylüyordu: Bizi buradan atmasınlar. Vaatlere karşılık verilen oylara lanet yağıyordu yüzlerden... Hukuksal boyutunu avukat Ziya Çelik anlattı. Maya Arıkanlı ise kentsel dönüşüm sürecine değindi... *** Başıbüyük avukatı Ziya Çelik: Sözlerle ikna etmek artık zor - Kamulaştırma yapılmaya çalışılan Başıbüyük’te gelinen hukuki süreç nedir? Mahalle’nin kuruluşu Osmanlı dönemine kadar uzanmasına rağmen yoğun yapılaşma 1970 ve sonrası yıllarda gerçekleşmiştir. Bu dönemde oluşan tek katlı gecekondular özellikle 1990 ve sonrası dönemde çok katlı ve betonarme yapılara dönüşmüştür. Mahallenin mülkiyet yapısına gelince; mahalledeki yerleşimin birkaç yüzyıla dayanmasının sonucu olsa gerek, tapulu ve özel mülkiyete konu olmuş taşınmazlar mevcuttur. Tapulu taşınmazlar dışında 2981 sayılı İmar Affı Kanunu’ndan yararlanarak Tapu Tahsis Belgesine konusu olmuş taşınmazlarla tapusu veya tapu tahsis belgesi olmayan taşınmazlar da bulunmaktadır. Bölge halkı tarafından yapılan itirazlar sonuçsuz kaldığından idarelerin yukarıda bahsedilen işlemlerine karşı yaklaşık 20 dava açıldı. Açılan bu davaların bir bölümü idare lehine sonuçlandı ve süresinde Danıştay nezdinde temyiz edildi. Yerel mahkemeler tarafından verilen ret kararlarının gerekçeleri dikkate alındığında kararlar iki ana gruba ayrılabilir. Bunlardan ilki tapu tahsis belgesi sahibi kişilerin dava açma ehliyetleri olmadığı yönündeki kararlardır. Diğer ret gerekçeleri ise davacıların kullanımında olan taşınmazların proje kapsamında olmadığı yönünde. Yerinde olmayan bu mahkeme kararlarına karşı Danıştay nezdinde aksi yöndeki emsal kararlardan da bahsedilerek temyiz başvurusu yapılmıştır. İstanbul 5. İdare Mahkemesi nezdinde açılan bir dava ise halen derdestir ve bilirkişi raporu beklenmektedir. İdarelerin yaptıkları işlemlere karşı açılan yaklaşık 20 davanın konusu tamamen aynıdır ve sadece davacıların isimleri farklıdır. - Büyükşehir, Maltepe Belediyesi ve TOKİ işbirliği ile burada gerçekleştirilmek istenen ‘kentsel dönüşüm’de vaat edilen ve halkın istekleri arasında ki temel ayrıntılar nelerdir? Tapu Tahsis Belgeli ve herhangi belgesi olmayan konutların bulunduğu parseller Hazine Maliyesi adına kayıtlıyken, ıslah imar planlarının yapılmasının ardından Maltepe Belediyesi tarafından Kartal 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılan hükmen tescil davası sonucu 2981 sayılı Kanun gereği söz konusu parsel ve davaya konu edilen diğer parseller Maltepe Belediyesi adına tescil edilmiş. Bahsedilen hükmen tescil davası sonucu verilen karar gerekçesinde “İmar Af yasalarında ve Gecekondu Yasası’nda öngörülen amaçla kullanılmak üzere davacı Maltepe Belediyesi adına tapuya tesciline” şeklinde hüküm kurulmuştur. Bahsi geçen taşınmaz üzerinde kullanılacak yetkinin kapsamı ve yöntemi işbu mahkeme kararında tayin ve tespit edilmiştir. Çünkü Maltepe Belediyesi’nin Hazine Maliyesi’ne açtığı davada kullandığı gerekçeler ve verilen hükmün gerekçesi yapılacak işlemlerin yönünü de tespit etmiştir. Ayrıca yeni yapılacak plan değişiklikleri ve düzenlemeleri önceden oluşan hak sahipliğini etkilemeyeceği yargı kararlarıyla da sabittir. - İlerleyen dönemler de ne gibi yaptırımlar ve mahalleli tarafından hukuksal açıdan ne gibi çalışmalar olacak? İdareler arasında imzalanan Protokol ve hazırlanan planlardan hareketle yapılan açıklamalarda bölge halkının mağdur edilmeyeceği ve yürütülen proje sonucunda bölgede yaşayan yurttaşların ev sahibi olacağı yönünde beyanlar bulunmakta. Fakat Türkiye’de yaşayan yurttaşların önemli bir bölümü yetkililerin yaptığı açıklamalara kuşkuyla bakmaktadır. Söylenenlere kolay kolay inanmazlar. Bunun altındaki sebep tecrübeleridir diye düşünüyorum. Çünkü iktidar olmak için; birisi ev için birisi de araba için olmak üzere iki anahtar vaat edilen bir ülke burası. Bu vaat etkili olmuş mudur bilmem, ama iki anahtar vaat edenler bir dönem iktidar oldu ama vaatleri gerçekleşmediler. Artık günümüzde bir idarecinin vaatlerle, sadece sözlerle insanları ikna etmesi bana fazla mümkün görünmüyor. *** Ayaklarımız, başımız, ellerimiz ve ağrıyan kalbimiz Maya ARIKANLI ÖZDEMİR: Arş. Gör., Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, MSGSÜ Tüm bu olan bitenler karşısında yerinden edilen ve edilecek olanlar bir dizi baskı, caydırma politikası ile karşı karşıya kalıyor. Sürecin hâkim aktörleri üçlü protokoller yolu ile mahalleliler, semtliler ile “uzlaşma”, “anlaşma” yoluna gitmeye çalışıyor... “... Her zaman olduğu gibi, her şey yıkılır ...” (James Merril, Bir Şehrin Nekahati) Bugünlerde “ayaklar”ın yaşadığı alanlarda taş taş üstünde kalmıyor. Ayaklarıyla sorunu olan “baş”lar, Türkiye’nin tüm kentlerinde bir dizi inşa, yıkım, yeniden inşa, yeniden yıkım ile toprağı sallıyor. Bu yıkımlar silsilesinin ardında “Kentsel Dönüşüm ve Yenileme” sözcüklerinin dizilişi duruyor. İstanbul’un, Mersin’in, Aydın’ın, Diyarbakır’ın, Kocaeli’nin birçok semtinde, mahallesinde mekânsal kurgu ve buna bağlı olarak toplumsal yaşam tüm veçheleriyle değişiyor. İstanbul’da yaşayanlar için ise mesele çok daha hızlı ve vahim bir şekilde ilerliyor. Ayazma yıkımları ve bunun ardından orada yaşayanların Bezirganbahçe toplu konutlarına geçmesi ile sessizliğe bürünen ve pusuya çekilen yıkımlar şimdi kentin her iki yakasında da inanılmaz bir hızla ilerliyor. Her hangi bir taşıma aracına binen ve etrafına şöyle bakan birinin kentin hemen her noktasında ölçeği farklı bir dizi yıkım faaliyetini görmemesi neredeyse imkânsız bir hal alıyor. Son aylarda önce Sulukule ile başlayan süreç şimdilerde Maltepe’nin Başıbüyük Mahallesi’ne TOKİ inşaatının girmesi ile bambaşka bir boyut kazanıyor. Bir yanda kentin eski konut alanlarına sirayet eden “yenileme” diğer yanda eski gecekondu alanları için telaffuz edilmesi son derece “meşru” olan “dönüşüm” meselesi ile İstanbul kenti yeniden inşa ediliyor. Bunun ardında temelde iki nokta önem kazanıyor. Bunlardan ilki bildiğimiz bir hikâyeye denk düşüyor. Bu hikâye 1980 sonrasında sermayenin kendini yeniden üretimi için bulduğu alan olarak “inşa” sürecine işaret ediyor. “Kentsel Dönüşüm ve Yenileme” faaliyetleri ise bu süreçte, tıkanan kentsel arsa ve konut üretimine adeta deva oluyor. İkinci ve tali diyebileceğimiz süreç ise, bir tür hesaplaşma ve tarihi yeniden yazma noktasında düğümleniyor. Neredeyse Cumhuriyet sonrası Ankara’sını hatırlatan bir imar hareketi kentin her yerine kazmayı vuruyor. İstanbul Metropoliten Planlama Bürosu, Kentsel Yenileme Kurulu, Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü gibi kurumsal yapıların ortaya çıkışı ve bunu takip eden yasa değişiklikleri süreci önümüzde duran değişimin ya da “baş”ların deyimiyle dönüşümün resmini şimdiden gözler önüne seriyor. Tüm bu olan bitenler karşısında yerinden edilen ve edilecek olanlar bir dizi baskı, caydırma politikası ile karşı karşıya kalıyor. Sürecin hâkim aktörleri üçlü protokoller yolu ile mahalleliler, semtliler ile “uzlaşma”, “anlaşma” yoluna gitmeye çalışıyor. Hatta iş öyle noktalara varıyor ki söz konusu yenileme ve dönüşüm alanlarında kurulan derneklere tüm bu inşa ve yeniden yapılanma sürecinin müellifleri üye olup söz söyleme olanakları elde ediyor. Dönüşümün ve yenilemenin söz konusu olduğu konut alanlarında bundan sonra toplumsal yaşamın nasıl bir görünüme bürüneceği ise neredeyse hiç tartışılmıyor. Kiracılık, hak sahibi olma, ev sahipliği gibi ayrımlar ile şekillenen uzlaşma, anlaşma, bir noktada mutabık olma biçimleri komşuluk, biraradalık, dayanışma gibi toplumsal coğrafyamızın temel taşlarını oluşturan örüntüleri zedelemeye doğru gidiyor. “Deprem, yasadışı yerleşim, düşük nitelikli konut ve çevre, bozulan tarihsel konut dokusu ve doğal alanlar için tehdit” ifadeleriyle ya da 19 Ağustos 2004 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın çeşitli ilçelerdeki belediye başkanlarıyla yaptığı toplantıda alınan koordinasyon kararlarında yer alan “problem teşkil eden yerleşim birimlerindeki yanlış yapıların kaldırılması” maddesindeki “problem” ve “yanlış yapı” tanımlamalarıyla; “yenileme”ye ve “dönüşüm”e ikna etmenin, mutabakatın, uzlaşının yolu açılıyor. Bu uzlaşı, “adalet mülkün temelidir” şiarını “hak sahipliği” ekseninde bir kez daha yüzümüze vuruyor. Kiracıların, tapusuzların, mülksüzlerin nerede ve nasıl yaşayacağı sorusu ise ilgiye mazhar olmuyor. Oysa mutabakatın, uzlaşmanın ya da adına ne dersek diyelim ortak bir yaşamı yeniden örgütlemenin tek yolu bir arada yaşadığımız komşularımızı ikna etmekten geçiyor. İçimizdeki sızı, kalbimizdeki ağrı ise; ikna edilen değil ikna eden, mutabık kalan değil komşusunu muhatap alan, dayatılan değil ortak bir toplumsal yaşamı inşa eden olduğumuz sürece dinecek gibi duruyor. El verdiğimizce... *** Adem Kaya: Başıbüyük Mahallesi Tabiat ve Çevreyi Koruma Derneği Başkanı: Geleceğimizi ipotek altına alıyorlar Fikri köse belediye başkanıyken “oylarınızı bana verin, ben sizin kanayan yaranızı biliyorum, tapularınızı dağıtacağım” dedi. Halkımız inandı %70 oy verdi. Gerçi onu dese de belediye başkanı olacaktı demese de... Çünkü rüzgar o siyasi partiye esiyordu. Fikri Köse ne yaptı sonrasında, bu araziyi TOKİ'ye pazarladı. Benim hazineden aldığım yerler var, gelin burayı dönüştürelim dedi. İlk protokol yapıldı. 09/03 2006'da da üçlü protokol yapıldı. Fikri Köse, Kadir Topbaş ve TOKİ'nin başında olan Erdoğan Bayraktar'la birlikte. Bu üç kişi, burada yaşayanları gözetmeksizin, hiç kimseye bir şey söylemeden biz burayı nasıl dönüştürürüzün planlarını yaptılar. Bu üçlü protokol bizim 50 yıllık emeğimizi elimizden almak için bir araya gelmişti. Çocuklarımızın geleceğine hipotek konuluyordu. Çünkü bu gecekondular yapılırken çocuklar okutulamadı. Aynı oyunlar şimdi torunlarımız için oynanıyor. Diyorlar ki “'modern bir kent' yapıyorum. Size yapacağımız konutlar 150 milyar civarında.” Bizim ticaretle işimiz yok ki, derdimiz başımızı sokacağımız evimizin olması. Kaldı ki hereksin burada bir evi var zaten... Bu uygulanan proje bizim geleceğimizi hipotek altına alıyor. Erdoğan Bayraktar ve başbakan gecekondularda yaşayanları ur olarak gördü. Aynı Erdoğan Bayraktar mahkemeyi baskı altına almak için 28/11/2007 Zaman gazetesinde bir manşetle karşımızdaydı: Kentsel Dönüşüm Gecekondu Lobisine Takıldı. Haberde diyor ki gecekonduda yaşayan insanlar, esrar eroin ticareti yapıyor, silah ticareti yapıyor onun için kentsel dönüşme karşılar. Bizi suçladılar. Biz de dedik ki, gecekondularda yaşayan insanlar emeğiyle geçinen insanlardır. Hak adalet bilirler. Sizin söyledikleriniz sizin oturduğunuz havuzlu villalarda yapılır, 15 katlı binalarda esrar, eroin işini yapanlarsınız, 5 yıldızlı otellerde neler yaptıklarınız biliyoruz... Erdoğan Bayraktar'a aynen ilettik... 27 şubat 2008 günü 3 bin çevik kuvvetle gelip şantiyeyi kurudular ama halk yine direndi ve malzemeyi içeriye sokmadı. Devlete güç yetmez deniliyor ya, peki biz neyiz, millet olmadan develet olur mu? Halka rağmen bir şey yapamayacaklarını biliyoruz, inanmak istiyoruz. *** Yaşamdan yana bir dönüşüm olmalı / İMECE: Toplumun Şehircilik Hareketi Kentsel dönüşüm adı altında birçok yerde artık işgal, hak ihlali, yerinden etme, uzun süreli bağımlı kılma gibi sonuçlara yol açan bu gidişat karşısında ne yapacağız? İmece bugüne kadar, kentsel dönüşüm özelinde barınma ve yaşama hakkı temelli, dayanışmacı bir yapının etkili olması yönünde çalışmalarını kurgulamaya çalıştı. Yapılan planlara itirazların, açılan davaların, basın açıklamalarının, dernek, platform, meslek örgütleri, üniversitelerin... bir araya gelmesinin kamuoyu yaratma ve mücadeleyi büyütmede oldukça önemi olmakla birlikte, bugün bunun da ötesine geçip mahallelerin gerek kendi içlerinde, gerek sorunu yaşayan diğer mahallelerle bir arada durabilmesinin yollarını açmak gerekiyor. Kentsel dönüşüme karşı bir araya gelişlerde yapılması gereken önemli bir nokta da sürecin içerisinde olmadığını sanan ve iktidarın ilizyonlu soylemlerine kanıp, gecekondu mahallelerinde ya da Sulukule, Süleymaniye, Tarlabaşı gibi tarihi alanlarda yaşayanları ötekileştiren kesimlere aslında sürecin dışında olmadıklarını, barınma problemini yaşadıklarını göstermek olacaktır (barınmak ile bir çatının altına sığınmak değil, tüm ilişkileri ile bir yaşam alanınını kastediyoruz). Kentsel dönüşüm uygulamalarını başımıza salanlar dönüşüm mahallelerinde yaşayanları işgalci, bu alanları da suç yuvası olarak lanse ederek onları diğer bölgelerde yaşayanların gözünde ötekileştiriyor ve uygulamalarına meşru zemin hazırlıyor. Ülkenin, sanayisinin kullandığı ucuz iş gücü ile buralara geldiğini, bu ucuz iş gücünün de bugün kentsel dönüşüm mahalleleri diye adlandırılan yerlerde yıllarca "barınma" mücadelesi verdiğini duyurmak zorundayız. Bu durum beraberinde, zaten aynı zihniyetin tezahürleri şeklinde günbegün ortaya çıkan Dubai kulelerine, ormanları villaları ile talan eden asıl işgalcilere karşı durmaya, Emirgan'da bulunan körler okulunun tasfiye edilmemesi için mücadele etmeye, 3. köprüyü değil, doğadan ve insandan yana ulaşım hakkını savunmaya doğru farkındalığı ve birlikteliği beraberinde getirecek. Yapılması gereken somut olarak adım adım ne yapılacağının yolunu çizmek, belki bir ütopya yaratmak, ama bu ütopyayı bir yol haritasıyla birlikte sunmak. Mesela yaşamdan yana bir kentsel dönüşüm yasası üzerinde çalışmak, mesela mahalle kooperatiflerinin, ortak yaşam alanlarının (yemekhaneleri, atölyeleri, sanat evleri, eğitim merkezleri vs. vs. bugünkü fiziksel ve kurumsal yapıları alaşağı edecek ve yenilerini ortaya koyacak) nasıl hayata geçeceğini tespit etmek, bunu örgütlemek için mücadele etmek. Yaşadığımız hemen her gelişme, kentsel dönüşümün nasıl bir zenginleştirme aracı olduğunu, nasıl yoksulların yaşam alanlarını ortadan kaldırdığını gözler önüne seriyor. Örneğin bugün gündemde olan ve bizim de desteğimizi sunmaya çabaladığımız bir Başıbüyük var ortada. Ve tüm direnişe, yaratılan kamuoyuna karşın halen daha çevik kuvvet marifetiyle işgal edilen mahallenin yeşil alanında TOKİ’nin inşaat faaliyeti sürüyor. Yine bir başka güncel örnekten daha kentsel dönüşümün ayrımcılığı ve kime hizmet ettiği ortaya çıkıyor: 11 yıl önce yerlerinden çıkarılıp sosyal konutlara gönderilen Yakuplu beldesindeki Romanlara, arazilerinin değerlenmesi üzerine, hızla plan değişikliği ile yerlerinden edilmesi gereken 'esmer vatandaşlar' olarak tanımlanıyor. Tüm bunlara karşı İmece-Toplumun Şehircilik Hareketi ise sokakta, yaşayanlarla birlikte somut adımlar atmaya, öğrenmeye ve büyümeye devam ediyor. E: toplumunsehircilikhareketi@gmail.com

http://www.yapi.com.tr/haberler/sadece-barinma-hakki-icin_61257.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!