Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Tarih Yerinde Güzeldir!

UNESCO ile Yunan Kültür Bakanlığı'nca Atina'da düzenlenen "tarihsel mirasın ait olduğu ülkeye geri verilmesi" konferansında bu kıtanın tarihsel varlıklarının yüzde 95'inin yağmalandığı da açıklandı.

Cumhuriyet Gazetesi/Özgen ACAR



irminci yüzyılın başında Avrupalıların Afrika'da yoğunlaşan "koloni" edinme yarışı, kıtanın tarihsel varlıklarının da yağmalanmasına yol açtı. UNESCO ile Yunan Kültür Bakanlığı'nca Atina'da düzenlenen "tarihsel mirasın ait olduğu ülkeye geri verilmesi" konferansında bu kıtanın tarihsel varlıklarının yüzde 95'inin yağmalandığı da açıklandı. 2. Dünya Savaşı öncesinde İtalya'nın faşist diktatörü Benito Mussolini , o zamanki adı ile Habeşistan olan Etiyopya'yı işgal etmekle kalmamış, ülkenin kutsal varlıklarından 1700 yıllık "Aksum Dikilitaşı" nı da Roma'ya taşıtmıştı. Yarım daire biçiminde, granitten yapılma dikilitaş 160 ton ağırlığında ve 24 m yüksekliğindeydi. İtalya'nın, dikilitaşı Etiyopya'ya geri vermesini öngören anlaşma 1947'de Birleşmiş Milletler aracılığı ile imzalandı. Sonraki İtalyan yöneticileri ayak sürüyünce, uygulama yarım yüzyıl gecikti. Yeni binyılın başında Etiyopya'nın baskıları artınca, dikilitaşın üçe bölünmesi, parçaların uçakla ayrı ayrı taşınması kararlaştırıldı. Bu işi yapacak ağır taşıma uçakları araştırıldı. Rus Antonov-124'lerde karar kılındı. Pilotlar gerekli güvenlik önlemlerini aldılar. Hava koşulları gözlendi. Aksum Havaalanı'nın pisti, bu uçakların inişine elverişli duruma getirildi. Tehlikeli üç ayrı uçuşla dikilitaş 2005'te Roma'dan Aksum'a geri getirildi. Aralarında bakanların, rahiplerin de bulunduğu Etiyopyalılar kutsal dikilitaşlarını coşkuyla karşıladılar. Geri gönderme İtalya'ya 7.7 milyon dolara mal oldu. Zimbabve de İngilizlerce kolonileştirilmişti. İngilizler, yerel halkın kutsal kabul ettikleri bir bölgedeki 12-15. yüzyıllar arasında kireçtaşından yontulmuş bazı kuş heykelciklerini Güney Afrika'ya götürmüşlerdi. Zimbabve'nin özgürlüğünü 1981'de almasından sonra kuşlardan dördü geri verildi. 1907'de bir Alman misyoner de bu kuşlardan bir tanesinin yarısını Berlin Etnografya Müzesi'ne satmıştı. Bu parça 2. Dünya Savaşı'nda Berlin'i işgal eden Rus ordusunca, tıpkı Troia Hazinesi ve Bergama Zeus Sunağı'nın Rusya'ya taşınmalarında olduğu gibi, Leningrad'a götürülmüştü. Kuş ve Zeus Sunağı, daha sonra Doğu Berlin'e geri gönderilecek, ancak Moskova Anayasa Mahkemesi kararı ile Troia hazinesini sahiplenecekti. Bugün simgesi, Zimbabve'nin bayrak ve paralarında bulunan bu kutsal kuş, uzun uğraşlardan sonra 2003'te ülkesine geri verildi. Anlaşma, "geri verilmeyi" değil "sürekli ödünç vermeyi" öngörüyor. Almanya, bu kutsal kuşu, bir anlamda "kefalete rapten" serbest bırakıyordu! Cumhurbaşkanı Robert Mugabe "sürgünden döndü" dediği parçayı 2003'te kendilerindekiyle birleştiriyordu. Konferansta, insanı hüzne boğan bir olay da irdelendi. Avustralya'da Ngarrindjeri yerlilerinden 400 kişinin kemikleri İskoçya'ya götürülmüş, Edinburgh'da, üstelik bir üniversite müzesinde, yıllardır tarihsel, kültürel varlıklar gibi sergilenmişti. Kemiklerin önemli bir bölümü "ait olduğu topraklara" geri verildiğinde, adsız yerlilerinin kemiklerini gömme töreninde torunlarının birer avuç toprak serptiklerini gösteren kısa bir belgesel, bazı izleyicilerin gözlerini yaşartıyordu. Belgesel, insanoğlunun, uygar Batılı(!) da olsa, yalnız tarihsel, kültürel, dinsel varlıklara değil bir yerli kabilenin kemiklerine bile nasıl göz diktiğinin somut örneğiydi. Fransa'nın 1844'te Musul'daki İtalyan kökenli konsolosu Paul Emile Botta, Mezopotamya'nın görkemli kalıntılarını Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde sallarla taşırken biri devrilmiş, önemli bazı yapıtlar sularda yitip gitmişti. Bu arada Botta, bir Sümer heykel parçasını da Paris'te Louvre Müzesi'ne ulaştırmıştı. 150 yıl sonra Nev York Metropolitan Sanat Müzesi, kendilerindeki bir heykelin yarısının Louvre'dakiyle birleştirilebileceğini algıladı. İki müze anlaştı. Parçalar birleşti. Heykelin dört yıl Nev York'ta, dört yıl Paris'te sergilenmesi kararlaştırıldı. Her nedense olayı anlatan iki müzenin konuşmacıları, hele şu sıralarda, bu heykelin "ait olduğu ülkenin" Bağdat Müzesi'ne iadesini düşünmüyorlardı! Kanada yerlilerine ait tahta ve deriden yapılma "Kvakva'vakv tören maskesi" Londra'ya British Müzesi'ne götürülmüştü. Müze, maskeyi Kanada'ya "9 yıllığına ödünç olarak, gerekirse üç yıl daha uzatma koşulu" ile geri vermişti. Bir konuşmacı, Venedik'teki dört bronz at heykelini yağmalayıp Paris'e getiren Napolyon'un yenilgisinden sonra atların "ait olduğu yere yerleştirildiğinden" övgüyle söz etti. Konuşmacı yanılıyordu. 1204'te Haçlılar İstanbul Sultanahmet'te Hipodrom'da Bizans imparatorunun locasını taşıyan bu atları yağmalamışlardı. Bunların "ait olduğu yer" Venedik değil, İstanbul'du. Yunan Kültür Bakanlığı'nın, "veren" ile "alanı" buluşturduğu bu konferansta, bu örnekleri Parthenon Tapınağı'nın geri verilmesine yardımcı olması amacıyla taraflara anlattırdığını geçen yazımızda vurgulamıştık. Türkiye'nin 'Azmi', 'Yorgun' Düştü! Atina konferansı, tarihsel, kültürel, dinsel miras yağmasını önlemeden daha çok, bunların geri verilme yöntemlerini de tartışmaya açtı. En azından "geri verme" bilincinin yaygınlaşmasına katkıda bulunan önemli adımlar attı. Yüzyıllar da geçse, bu tür varlıkların "ait oldukları ülkeye geri verilebileceği" kapısını araladı. Bir ülkenin içinde bulunduğu koşullardan yararlanıp yağmalanan bu tür yapıtlar "davalar açılarak" geri istenebilirdi. Bu yol, mahkeme ve avukatlık harcamalarından dolayı "pahalı" olabiliyor ya da "zamanaşımı" kavramı öne sürülebiliyordu. Dava açan ile dava edilen ülkelerdeki hukuk kurallarında farklılık yaşanabiliyordu. Davanın kazanılacağı da kesin değildi. Uluslararası kurallar yoktu. Türkiye "Karun Hazinesi" ve "Elmalı Definesi" konularında ABD'de açtığı davalar yıllarca sürmüş, kendi malını geri alabilmek için yüklü faturalar ödemişti. Karşı tarafın faturaları daha yüksek olmuştu. Başlangıçta sonucundan kuşku duyulan davalar kazanılırken "tarafların mahkeme dışında anlaşmaları ile" bu varlıklar Türkiye'ye geri getirilmişti. Türkiye'nin "azmi" başka alıcılarda "caydırıcılık yaratmış", Türkiye'den kaçırılmış yapıt alımına özen gösterir olmuşlardı. Konferansta bazı ülkelerin, alıcı ülkelerle ikili anlaşmalara yöneldikleri de görüldü. 1 numaralı alıcı ülke ABD, 1990'ların başında kaçakçılığın önlenmesi için Türkiye'ye önerdiği ikili anlaşma, Kültür Bakanlığı'nın beceriksizliği nedeniyle hâlâ gerçekleşemedi. Oysa, bazı Güney Amerika ülkeleri benzeri anlaşmanın nimetlerinden yararlanıyorlar. Peru'nun bu yolla, aralarında altından ahtapot biçimli insan maskesi de olmak üzere bazı yapıtları geri aldığı açıklandı. "Geri verme", "yerine yerleştirme" konularında "ait oldukları ülkelerin" bazı ara koşullara rıza gösterdikleri de gözlendi. "Sürekli ödünç", "9 yıllık ödünç" bazı ara yollardı. Ancak gerçekçi yolun, bu eserlerin geri alınmasında verici ülkeye "havuç gösterilmesinin" olduğu anlaşılıyordu. En akıllıca ve gerçekçi yol, "Sen bana yapıtımı geri ver. Bundan böyle bende n kaçırılmış mal alma. Sana mal gelirse bana haber ver. Ben de sana bunun karlığında 3-4 yılda bir geçici olarak ya bir yapıt ya da sergi göndereyim" yaklaşımıydı. O ülke, sergiyle kendi tanıtımını da yaparak bir taşla iki kuş da vurmuş oluyordu. Bunun için karşı tarafla samimi olarak masaya oturup görüşmeye başlamak gerekiyordu. Bu yönteme "hukukçuların gözetiminde kültürel diploması" deniliyord u. Türkiye'nin resmen davet edilmediği konferansta Louvre-Metropolitan müzelerinde Sümer heykelinin birleştirilmesi konusu tartışılırken bir Avustralyalı konuşmacı söz alarak Türkiye'nin adını vermeden "Yorgun Herkül" heykelinin akıbetini sordu. Bazı ülkelerin yapıtlarını geri istemeyişinden yakındı. Anlaşılan Türkiye eski "azmini" yitirmişti. Perge'den kaçırılan "Yorgun Herkül" heykelinin üstünü Amerikalı Leon Levy-Shelby White çifti Boston Müzesi ile ortaklaşa satın almıştı. Heykelin altı Antalya Müzesi'nde idi. 1990'da bu olayı açıklamamızdan sonra Türkiye'nin öteki olaylardaki başarılı avukatları "mahkeme dışında görüşmeler ile" çözüm yolunda önemli adımlar atmışlardı. Ancak sonrasındaki Kültür bakanları ve genel müdürlerin ilgisizlikleri ile bu olay askıya alınmıştı. Levy ölmüş, eşi Shelby, geçenlerde "İtalya kökenli yapıtları geri vereceğini" bildirdi. Türkiye ise çok "yorgun" düşmüş olmalı ki 18 yıldır uyuyordu! Düzeltme: Geçen yazımda bilgimin dışında bir değişiklik sonucu konferansın ev sahibesi Elena Korka 'nın unvanı "eski Kültür Bakanlığı Eserler Müdiresi" olarak yayımlandı. Oysa "Kültür Bakanlığı Eski Eserler Müdiresi" olacaktı. Dikkatsizliğimin sonucunda, 1981'de Yunanistan Başbakanı'nın adını Yeorgios Papandreu yazmışım, oysa o tarihte iktidara gelen baba Andreas 'tı.

http://www.yapi.com.tr/haberler/tarih-yerinde-guzeldir_60852.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!