Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
SONRAKİ HABER: İnşaatta Güven Azaldı
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

"Türkiye'de İlle de Roman Olmak"

Bir Gün Gazetesi'nin 24 Ocak tarihli Pazar ekinde yayımlanan "Türkiye'de ille de Roman olmak" başlıklı dosyada; Nazım ALPMAN, Suat KOLUKIRIK ve S. Selçuk ÖZBEK'in yazıları ile Çayan ETHEM'in Belgin CENGİZ röportajı yer alıyor.

Bir Gün Gazetesi
1 "Türkiye'de İlle de Roman Olmak"

Bir Gün Gazetesi'nin 24 Ocak tarihli Pazar ekinde yayımlanan "Türkiye'de ille de Roman olmak" başlıklı dosyada; Nazım ALPMAN, Suat KOLUKIRIK ve S. Selçuk ÖZBEK'in yazıları ile Çayan ETHEM'in Belgin CENGİZ röportajı yer alıyor.







ROMANLARIN DEĞİŞMEYEN KADERSİZLİĞİ

1934’ten 2006’ya kadar tam 62 yıl boyunca geçerli bir yasamız vardı: “Türk kültürüne bağlı olmayanlar, anarşistler, göçebe çingeneler, casuslar Türkiye’ye göçmen olarak kabul edilmezler”

Üzgünsen ey Çingene
Neşeli bir türkü tuttur
Peki ya neşeliysem?
Aynı türküyü tuttur gene...

Yukarıdaki dizeler Romen yazar Zaharia Stancu’nun dilimize ‘Çingenem’ adıyla çevrilen ‘Şatra’ adlı romanından alındı. Bu türkü adeta Romanların yaşam felsefeleri gibidir.

Yaklaşık yirmi yıl önce Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Doğan Heper ile Haber Müdürü Zeki Sözer beni çağırıp “seri röportaj yap” dediler: “Çingenelerimizi yaz!”

Milliyet gazetesinin dizi yazılar sayfasında ‘Başka Dünyanın İnsanları – Çingenelerimiz’ yazı dizim başladığında tarih 1991’in Mayısı’na gelmişti. Yazı dizisinin başlığı bile kendi içinde bir ‘sorun’ yaşıyordu: “Acaba Çingene demek doğru mu?”

Zeki Sözer her zamanki küçük isminin hakkını veren mizahi yaklaşımıyla çözümü bulmuştu: “Çingene demiyoruz ki, ‘Çingenelerimiz’, yani bizim canımız onlar demek istiyoruz.”

Çalışma sırasında konuştuğum insanların büyük çoğunluğu en baştan sınırı çiziyordu: “Sakın Çingene falan yazmayasın ha!..”

Peki, ne yazacağım? İkinci ve daha önemlisi neden Çingene yazmamalıyım?

Roman mı, çingene mi?

Roman olarak anılmak daha kabul edilebilir bir iletişim çizgisi oluşturuyordu. Biraz daha ders çalışınca ortaya çıkan gerçek şöyleydi: ‘Rom’, insan anlamına geliyordu. ‘Roma’ ise halk demekti. Tabii bunlar kendi dilleri olan Romca’da böyleydi. Roman da kök olarak doğru bir kaynaktan çıkmıştı. O halde yıllardır bilip tanıdığımız ‘Çingeneler’e artık “Roman” dememiz gerekiyordu. Çünkü doğrusu buydu…

İlk kez bu kadar yakından tanıştığım insanlar kendilerini ‘Türk vatandaşı’ olarak daha iyi hissediyorlardı. Tek istisnası vardı, kendisini Tophane’de bulduğum Demirci Ali Usta (Çelikbilek) şöyle demişti: “Çingenelerle dost olmak istiyorsan, onların ikram ettiği bir şeyi kabul et!”

Şaşırmıştım, kendisi etnik kökenini ‘Çingene’ olarak açıklıyordu. Bundan da gurur duyduğu belliydi. Ali Usta’ya göre Çingene olmak hiç de kötü bir şey değildi.

Türkiye'de çingene olmak 

Ali Usta’dan yıllar sonra tanıştığım Mustafa Aksu da onunla aynı rotada seyreden bir kişiliğe sahipti. Mustafa Aksu ile olan dostluğumuz onun içinde yıllardır biriktirdiklerinin basılı hale gelmesiyle sonuçlandı. Mustafa Ağabeyin elindeki dosya Ozan Yayınları Yönetmeni Mustafa Demir’in masasına geldiğinde hiç düşünmeden baskıya yolladı. Ortaya yeni bir kitap çıktı: ‘Türkiye’de Çingene Olmak’.

Mustafa Aksu, kitabının önsözünde “Öğrencilik yıllarımda Çingene kimliğim nedeniyle maddi ve manevi kayıplarım oldu. Az daha eşimi nişanlılık aşamasında kaybediyordum” diyordu.

Aksu, geniş bir basılı eser taramıştı. Herkesin üstüne basıp geçtiği, insanın içini acıtan yazılı eserlerin ayıplanacak satırlarını bulmuş, ortaya çıkarmıştı. Mesela Türk Dil Kurumu ve Milli Eğitim Bakanlığı sözlüklerinde ‘Çingene’ maddesinin karşısında şu pişkinlikte açıklamalar yazılabilmişti: “Arsız, yüzsüz, çığırtkan”!

Kültür Bakanlığı yayınları arasından çıkmış ‘Türkiye Çingeneleri’ adlı kitapta kitabın yazarı Doç. Dr. Ali Rafet Özkan incelediği insanlar için “hırsızlık ve fuhuş yaparlar, karılarını ve kocalarını aldatırlar” diye yazmıştı, bilimsel(!) eserinde…

Mustafa Aksu, olağanüstü bir hukuk mücadelesi vererek yukarıdaki bütün sözcüklerin düzeltilmesini sağladı. Özkan’ın kitap olarak basılan ‘şeyini’ de mahkeme kararı ile toplattırdı.

Türkiye’de Çingene olmak hiç de kolay değildi.

Irkçı iskân kanunu 

Mustafa Aksu devlet memuru olarak 44 yıl TCDD’de çalışıp 1998’de emekli olunca içinde sakladığı kimliğini açıklamıştı: “Ben Çingene’yim!”

Yakın dostları dahil pek çok kimse onunla ilişkisini kesmişti.

Mustafa Aksu kitabının önsözünü şu dileklerle bitiriyordu: “Şu gerçek bilinmelidir, Çingenelerin devlete karşı sıkıntı yarattıkları tarihte görülmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bizim ayrı bir devlete, bayrağa, toprağa ihtiyacımız yoktur. Öz kimliğimize saygı gösterilmesini istiyoruz. Ayrımcılığa uğramamak, birleştirici bakış açısıyla değerlendirilmek, öyle görülmek dileğimizin ciddiye alınmasını diliyoruz. Bu istek herkesin en doğal hakkıdır.”

Aksu’nun bu kitabı 2003 yılında raflarda yerini almıştı. O tarihte henüz 2510 sayılı İskân Kanunu yürürlükten kaldırılmamıştı. 

1934 yılında yayınlanan sözkonusu kanunun 4. maddesi şöyle diyordu: “Madde 4. Türk kültürüne bağlı olmayanlar, anarşistler, göçebe Çingeneler, casuslar ve memleket dışına çıkartılmış olanlar Türkiye’ye göçmen olarak kabul edilmezler.”

Çingelere karşı duyulan kuşku bu boyutlara dayanmıştı: Casuslar, anarşistler ve Çingeneler, devlet nazarında aynı hat üzerine dizilmişlerdi.

İnsanlık açısından yüz kızartıcı kanun 2006 yılında kaldırıldı.

Romanların örgütlenmesi 

O tarihe kadar, İzmir’de Roman kültürünün yaşatılması için örgütlü çalışmalar yapan Yakup Çardak vardı. 1990’ların ortasında içinde ‘Roman’ kelimesinin yer aldığı üç dört dernek kurma girişiminde bulundu. Hepsi İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün Dernekler Masası tarafından geri çevrildi. Kendisine kibarca “ulan Yakup” dediler: “Başımıza bir de Çingenelik çıkartma!”

Yakup Çardak’ın o yıllardaki son girişiminin adı tarihseldi: ‘Hindistan’dan Gelenlerle Dayanışma Derneği!’

26 Eylül 2006’da İskân Kanunu kaldırıldı. Türkiye’nin pek çok kentiyle birlikte Yakup Çardak da adlı adınca derneğini kurdu: ‘İzmir Romanlar Dayanışma Derneği.’

Edirne’de Erdinç Çekiç ve arkadaşları Edirne Roman Derneği’ni hayata geçirdi. Sonra arkası geldi. Kırklareli, Mersin, Adana, Tekirdağ, Malkara, Aydın, Kuşadası, Muratlı, Lüleburgaz, Samsun gibi yerleşimlerde Roman dernekleri resmiyet kazandı.

Selendi ayıbımızdır 

Romanlar artık göğüslerini gererek etnik kökenlerini açıklayabiliyorlardı.

Her şey yolunda gidiyordu…

Kötü haber Manisa’nın Selendi ilçesinden geldi.

Örgütlenmiş bir ‘vandallık’ Romanların oturduğu evlere ve işyerlerine karşı toplu saldırıya geçti. Benzeri ancak geçen yüzyılın ilk yarısında görülebilecek cinsten ürperticilikle Romanlar ilçeden kovuldu.

Türkiye, 1934’ten 2006’ya kadar resmî olarak taşıdığı gizli ayıbını ortadan kaldırmanın sevincini uzun süre yaşayamadan ‘Selendi karası’ gelip, toplumun alnına yapıştı.

Romanların tarih boyunca peşlerini bırakmayan kadim kadersizlik yeni binyılın ilk çeyreğinde de onları buldu. Hem de Türkiye gibi yıllarca Romanlarla ‘barışık’ yaşamayı başarmış bir ülkede…

Romanlar kadar özgürüz 

Romanların en temel özellikleri özgürlüktür. Çalışma düzenlerini de özgürlüklerine önem vererek ayarlayabilirler. Ülkenin yüzde 80’inden fazlasının en derin uykusunda olduğu saatlerde Romanlar kalkıp çalışmaya başlar. Modern toplum yönetimlerinin ancak son yıllarda aklına gelen ayrıştırmalı çöp toplama işini Romanlar en az elli yıldır kendiliklerinden sessizce yapıyor. Lüks salonlarda geri dönüşüm için nutuklar atılırken, Romanlar bütün çöp konteynerlerini gayet güzel ayrıştırmış, ambalaj atıklarını bir yere, camları öteki yere, metalleri bir başka bölmeye, pet plastik şişeleri onun yanına istiflemiş olur. Bütün bunları öğle sıralarında bitirip kahvehanelere oturup, çay-sigara eşliğinde muhabbete giriştiklerini görenler “Abi bunlar hiç çalışmazlar, işte böyle boş boş otururlar” diye bilgisizliklerini ve önyargılarını üst üste yığarak Romanları aşağılama yoluna sapar.

Çiçekçi Romanların sabah saat 06.00’da çiçek mezadında yerlerini almış olmalarını da çiçekçilik sektörü dışında kimseler bilmez.

Romanların herhangi bir toplumda ne ifade ettiklerini bana Fransa vatandaşı bir Roman olan Jean Bernard anlatmıştı. Jean, “Sana bir şey söylemek istiyorum, Nazım” dedikten sonra cümlesini şöyle tamamlamıştı:

“Şunu unutma, bir toplumda Romanlar ne kadar özgürse, toplum da o kadar özgürdür!”

Selendi deneyi bu sözlerin en büyük kanıtıdır. Selendi’ye bakıp Türkiye’nin ne halde olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz.

Romanların dünyasına giriş

Romanlar 9. yüzyılda Hindistan’dan yola çıkıp İran’a varıyor. İran’da durmayıp, 10. yüzyılda yeniden hareket ediyorlar. Burada iki kola ayrılıyorlar. Kuzeye yönelenler Kafkasları Karadeniz’i ve Rusya’yı aşıp, 14. yüzyılda Orta Avrupa ve Balkanlar’a iniyor.

Romanların güney kolu ise, Güneydoğu Anadolu, Irak, Suriye, Filistin’i geçip Mısır’a varıyor. Mısır, Romanların üçüncü büyük göç dalgasının başlangıç noktası oluyor. Kuzey Afrika’yı boydan boya geçen Romanlar, İspanya’ya çıkıyor. Batı Avrupalılar, onlara Mısır’dan geldikleri için ‘Egypt’ kökünden hareketle ‘Gypsy’ adını veriyor.

Avrupa’da örgütlü Romanlar artık kendilerine “Gypsy” (Çingene) denilmesini istemiyor. Gerekçe olarak da Mısırlı olmadıklarını söylüyorlar. Zaten Roma-Sinti Dernekleri çatısı altında toplanıyorlar. Kökleri Hindistan’ın Sint eyaletine dayananlara Sinti, Pencap’tan yola çıkmış olanlara ise Roma deniliyor. Kendi anadillerinde Roma halk demek, Rom’un karşılığı ise insan. Kendilerinden olmayanları ‘yabani, hayvansı’ anlamına gelen ‘Gace’ kelimesiyle tanımlıyorlar.

Dünya üzerinde çok değişik adlarla anılan Romanlara, Gypsy’den hareketle Rumca’da “Gypthos “deniliyor. Bizans döneminde ise “Atinganas” (dokunulmaz) adıyla anıldılar. İtalyanca’da ‘Zingari’, Almanca’da ‘Zinguner’, Fransızca’da ‘Tzigani’ diye ünlendiler. İspanyolca’da ‘Gitano’, Romence’de ‘Tigani’, Sırpça’da ‘Cingerije’ Türkçe’de ‘Çingene’ adlarına layık görüldüler.

Genel olarak ‘Çingene’ tanımından hoşlanmadıklarını biliyoruz. Ancak kendileri söylerse sorun çıkmıyor. Genel anlatım içinde Roman kelimesini kullandım ki, bu anadilleri olan Romca’daki ifadeye uygun: Rom, Roma, Roman.

Bu konu daha bir süre tartışılacak gibi görünüyor. Tam Avrupa ile birlikte ‘Gypsy’ ve ‘Çingene’den vazgeçmiştik ki, Mustafa Aksu ‘Türkiye’de Çingene Olmak’ adlı bir kitap yazdı. Kendisinin de dahil olduğu halkın ‘Çingene’ olarak tanımlanması gerektiğini söyleyerek “Bazı sanatçılar, kimliklerinden utangaç bir şekilde Roman şeklinde bahsediyorlar” diye eleştirdi.

Bana ikisi de ‘sıcak’ geliyor. Ancak Çingene bir aşağılama sıfatı olarak sıkça kullanıyor. Türkçe sözlüklerde bile benzer aşağılamalar var. Roman için böyle bir durum sözkonusu değil. Camianın içinden çıkan ünlüler de “Romanız” dediklerine göre bize de onlara uymak düşer.

Roman müzesi

Dünyadakİ ilk Roman müzesi ‘Bedevi Kültür ve Medeniyeti Müzesi’ adı altında 1985 yılında İsrail’in Negev Çölü’nün kuzeyinde kurulmuştur. Müzenin Müdürü Orna Gören, Romanlar’la ilgili birçok yanlış ve haksız yargılar olduğunu bu müze ile birçok yargının değişeceğini söylüyordu, müzenin açılışında...

Müzede sergilenenler Negev ve Sina çöllerindeki yaşamların ürünleridir. Romanlar’ın çadır yaşamı, hayvancılık, dinsel inançlar ve dağ göçebeleri ile nehir ve yaylı göçebeleri arasındaki benzerlikler ve ayrılıklar Müze’de açıkça belli olmaktadır. Romanlar’ın yaşam biçimleriyle bulundukları yöreler, sanat biçimlerini etkilemiştir. Örneğin su kenarında yaşayanlar kireçtaşı heykeltıraşlığına kadar yükselmiştir. Oysa Negev Çölü’ndekilerde böyle şeyler görülmez.

Müzedeki eşyaların, İsrail vatandaşı ve müzenin müdürü bayan Orna Gören tarafından Sina Yarımadası’ndan toplandığı belirtilmektedir. Sergilenen eşyalar arasında, takı, halı, kilim yanında çatal bıçak takımları bulunmaktadır. Ayrıca çocuk oyuncakları, ayakkabı, müzik aletleri de müzede görülebilir.

İngiltere’de ise, göçebe Romanlar’ın at arabalarından oluşan bir başka müze olduğu da bilinmektedir.

NAZIM ALPMAN

TÜMÜNÜ GÖSTERSONRAKİ SAYFA HABERİN DEVAMI:   1  |   2  |   3  |   4
http://www.yapi.com.tr/haberler/turkiyede-ille-de-roman-olmak_76016.html

Read Comment Section
1 Yorum Yorum Yaz
  • Romanlarla ilgili tüm çalışmaları ve Nazım Alpman'ın değerlendirmelerini destekliyorum Mustafa MALKOÇ Türkiye Roman Araştırmacısı BURSA YANITLA
1 yorumdan 1 tanesi gösteriliyor. 
Yorumunuzu ekleyin
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!