Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Ulaşılabilir Yaşam Derneği




Ulaşılabilir Yaşam Derneği Temsilcisi Belgin Cengiz sorularımızı yanıtladı...

Bize Ulaşılabilir Yaşam Derneği’nde bahseder misiniz?
Uzun bir dönem Ulaşılabilir Yaşam Derneği adında bir sivil toplum kuruluşu olarak çeşitli bölgelerde çalışmalar yürüttük. Bunlar arasında şu anda Bilgi Üniversitesi’ne devrettiğimiz Tarlabaşı Toplum Merkezi var. Sulukule, Kağıthane ve Küçükbakkalköy’de yaşanan kentsel dönüşüm süreçlerinde aktif rol aldık. Kentsel dönüşümün "ötekiler" üzerindeki etkilerini izlemeye yönelik çalışmalar yaptık. Ötekilerden kastım, Türkiye’nin ana ulusal kimliğini oluşturan gruplar dışında kalan Çingeneler ve Kürtler gibi topluluklar. İstanbul, dünyanın önemli metropol şehirleri arasında yer alıyor. Özellikle AKP iktidara geldikten sonra İstanbul’un kentleşme politikasına ilişkin çeşitli değişimler gündeme geldi. İktidarda AKP değil de başka bir hükümet olsaydı bu değişimler yine ortaya çıkar mıydı? Muhtemelen çıkardı. Çünkü yaşanan bu değişimi, CHP’nin yönetimindeki ilçelerde de gözlemledik. 1980’li yıllarda Türkiye’de ciddi bir iç göç yaşandı. İstanbul da en yoğun göç alan merkezlerden biri haline geldi. Kentsel dönüşüm de sanayileşmenin yoğun olduğu ve ona bağlı olarak gecekondulaşmanın yaşandığı bölgelerde, gecekondulaşmanın önlenmesi ve kentin yeniden yapılanması olarak şekillendi. Yoksullar ve kimlik olarak "öteki" olanlar bu süreçten yoğun bir şekilde etkilendiler. Mesela Kağıthane, yanı başında Levent’teki iş bloklarının yükseldiği bir semt. Bir dönem çok iç göç almış ve İstanbul’un varoşu olarak tanımlanıyor. Fakat son zamanlarda gecekonduların yeni iş merkezleri ile uyumlu bir yapı oluşturmaması nedeniyle ikili bir uygulama geliştirildi. Birincisi gerçekten tasfiye etmeye en uygun, en zayıf halkaları tasfiyeye yöneldiler. Çingenelerin oturduğu bölgeler gibi... Bunun dışındaki gecekondu bölgelerinde ise insanlarla pazarlığa girişip, konutları karşılığında konut ya da belirledikleri bedel üzerinden para teklif ederek daha az mağdur yaratacak bir süreç işlettiler. Kadıköy Belediyesi’ne Küçükbakkalköy de iki yıl önce çok hızlı bir biçimde tasfiye edildi. Olumsuz sonuçlarını, hâlâ o kalıntılar üzerinde tahtadan veya tenekeden yapılmış baraka evlerde yaşamaya devam etmeye çalışan insanlara bakınca anlıyoruz. Herhangi bir garantileri olmayan bu insanlar, evlerinin yıkıntıları üzerinde hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Belediyenin onlarla kurduğu herhangi bir iletişim yok. Genelde bu duruma iktidarın geliştirdiği tavır şu: "Kent dönüşüyor, bu değişim bizim iktidarımızdan önce başlamıştı. Kentin dönüşümüne uygun olarak geliştirilen imar planlarını hayata geçirmek üzere gerekli tasfiyeleri, yer değiştirmeleri yapmak durumundayız ve bizim yaptığımız her şey yasal mevzuata uygun. Yasal mevzuat karşısında kimse dava açamaz. Açsa bile herhangi bir sonuç alamaz. Üstelik biz yaptığımız tasfiye karşılığında ödememiz gereken miktarı ‘mağdur’ olan ailelere zaten ödüyoruz." Dünyada ve Türkiye’de "ülke içinde yerinden edilme" diye bir kavram var. Bu, uluslararası literatüre geçmiş bir kavram ve üç temel eksende şekilleniyor. Bir: Savaş zamanında, savaşın yoğun etkilerinin olabileceği sınır bölgelerindeki kimi köy ve kasabaları tasfiye edebilirsiniz. İki: Terör sorunları nedeniyle bazı bölgeleri tasfiye edebilirsiniz. Türkiye’nin Kürt illerinde olduğu gibi... Üç: Kalkınma eksenli projeler kapsamında da insanları o bölgeden tasfiye edebilirsiniz. Ama kenti yeniden yapılandırırken de insanlara bir alternatif göstermeniz gerekir. Alternatif göstermediğiniz zaman, bu uluslararası hukukta da probleme yol açan "yerinden edilme" sorununa dönüşür. Bugün İstanbul’da bizim gözlemlediğimize göre insanların yaşadıkları temel sorun budur. Yerlerinden ediliyorlar ve barınma haklarını savunabilecekleri koşullar sağlanmadığı için mağdurlar.

Seslerini duyurabilecek kadar örgütlenebiliyorlar mı?
Örgütlenemiyorlar. Zaten temel sıkıntı da bu... Her inisiyatif kendi bölgesinde ayrı ayrı çalışıyor. Ama kentsel dönüşüm dediğimiz şey sadece İstanbul’un sorunu değil; İzmir’de, Ankara’da, diğer büyük kentlerde de uygulanıyor. Mesela Mamak bölgesi tamamen tasfiye ediliyor. Büyükşehir Belediyeleri ve ona bağlı ilçe belediyeler de aslında bu politikanın ana uygulayıcıları. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin merkezde durduğu bir uygulamada, İstanbul’daki sivil inisiyatiflerin ayrı ayrı mücadele etmesi bir anlam ifade etmiyor. Ortak mücadele zemini oluşturamamak, bu inisiyatifleri örgütleyenler nedeniyle ortaya çıkan bir sorun. Çünkü yerel örgütlenmelerin, ortak bir platforma dönüşmesine karşı bir iç direnç var. Mesela Sulukule mücadelesi sırasında Kağıthane, Küçükbakkalköy ve diğer semt inisiyatiflerini bir araya getirip birkaç toplantı yaptık. Ama bu toplantılardan bir sonuç alınamadı. Kimileri "Bu Çingenelerin sorunudur" dedi. Kimileri de "Bu aslında sınıfsal bir sorundur; etnik değildir" dedi. Sonunda kavramsal tartışmalarla sıkışan bir sürece dönüştü ve hayata geçmedi. İkinci olarak uzmanların da temel bir sıkıntısı var. Bu durumda sivil inisiyatifler, sosyal güçleri ve mağduriyetleri ile kuşkusuz taraflar. Ancak kamu ile sivil inisiyatif arasındaki süreci organize etmesi ve çözüm geliştirmesi gereken hukukçular, akademisyenler, aydınlar, entelektüeller, mimarlar ve şehir plancıları çok zayıf. Sürecin aktörleriyle buluşamıyorlar. Kentsel dönüşüm için kaç kişi mücadele ediyor diye saymaya başlasak, 10 kişiyi geçmeyecek bir uzman ekip var. Bu insanların dosyalarını götürüp dava açtırabileceğiniz kimse yok. Sivil toplum kuruluşları da kaynak eksikliği gibi nedenlerden ötürü yeterince aktif olamıyorlar. Dolayısıyla bir kör sağır diyalogu şeklinde sürüp gidiyor. Sonuçta mağdurlar daha mağdur hale geliyor.

Nasıl daha mağdur?
Örneğin Kağıthane yaklaşık 150 hanenin yaşadığı bir yer iken, iki yıl içinde sadece iki ailenin yaşadığı bir yere dönüştü. Bu insanların kimi ev tuttu; kimi Çorlu, Kırklareli gibi şehirlere giderek küçük barakalar yaptı. Ama tutunamadılar. Çünkü gelirlerinin sürekliliği yok.

Çingenelerin meslek grupları da düzenli gelir getirecek bir özellik taşımıyor zaten...
Çiçekçilik, çöp ve kağıt toplama ya da müzisyenlik ağırlıkla yoğunlaştıkları meslekler. Zaten hiçbir sosyal güvencesi olmayan Çingenelerin kira ve fatura ödeyecek, çocuklarının eğitimini sağlayacak geliri kazanma şansları yok. Hal böyle olunca da o 20-25 metrekarelik ve bugün yerel yönetimlerin yıkmış olduğu evler, onlar için aslında bir anlamda yaşamın garantisi. Ama şimdi o da yok. Sürekli gelir olmayınca çocuklarına bakamıyor, ev kuramıyor, düzenli bir hayat oluşturamıyorlar. Muhtarlık ikametgah belgesi vermediği için artık yeşil kartlarını da kullanamıyorlar. Yani hiçbir yasal hakları yok. En ufak bir fakir fukara fonundan bile faydalanamadıkları için sorun daha da derinleşiyor. Bunun sonucunda hem içeride kendilerine uyguladıkları şiddet, hem de dışarıya dönük tepki artmaya başlıyor. Bundan 5 yıl sonra İstanbul’un arka kısımlarında bu insanlar için kurulan ve mecburen gelip yerleşmek zorunda kaldıkları yerlerde ne tür sonuçlarla karşılaşacağımız belli değil. "Gayrimeşru işleri hep bu insanlar mı yapıyor" diye toplumun diğer kesiminin sorduğu bir soru var. Kuşkusuz insanların gündelik yaşamlarında kendilerini doğru dürüst var edebilecekleri koşulları sağlamazsanız, yönelecekleri alternatif yaşam gayrimeşru işleri de kapsayacaktır. Bundan 30 yıl önce Türkiye’de uyuşturucu satışının aktörleri bu insanlar mıydı? Bugün gayrimeşru işlerin ara aktörleri yoksullar. Çünkü başka yaşam olanakları yok. Üretim ve eğitime dahil olabilecekleri koşulları yok. Devletin sosyal haklarla onları desteklememesi de sorunu derinleştiriyor. Zorunlu göç yaşanmadan önce Türkiye’deki insanların Kürtlere bakış açısı daha oryantalistti. Ama onları kendi yaşam alanlarından çıkarıp metropollerde yaşamaya mahkum ettiğinizde, yani kendi kültürel alanlarından, üretim olanaklarından, geleneklerinden, göreneklerinden, ailelerinden ayırdığınızda, yeni kuşak bir taraftan Kürtçe konuşur, bir taraftan arabesk dinler, saçını punk yapar, zincirlerini takar rap yapar, gayrimeşru işlere girer, kadın döver, vs... Çingeneler 20 yıl önce bu kadar ciddi bir sorun olarak görülüyorlar mıydı? Şimdi baktığınız zaman esmer vatandaşın daha da karardığını görüyorsunuz. Ekonomik ve sosyal anlamda temel haklarını yaşayamayan bu insanlar, Türkiye ve İstanbul’da çok ciddi bir çoğunluğu oluşturuyor ve sosyal probleme dönüşmeye aday oluyorlar.

Avrupa’da buna benzer süreçler nasıl yaşanıyor?
Avrupa’da da benzer süreçler kentsel dönüşüm adı altında yaşanıyor. Doğu Avrupa, sosyalizm sonrasında yoksul ülkeler bütünü olarak Avrupa Birliği’ne girmek ve kalkınmak gibi çabalar içine girdi. Doğu Avrupa’da yaşayan Romanlar, sosyalizmin yıkılmasından sonra "öteki" kimliğiyle anılmaya başlandılar. O süreçte daha da yoksullaşıp tekrar göçer hayata döndüler. Romanya ve Bulgaristan’dan çıkıp Fransa, Almanya, İtalya gibi gelişmiş Batı ülkelerine sezonluk gidip gelmeye başladılar. Batı Avrupa, Doğu’dan gelen yoksul Çingeneleri gördükçe bunun bir sorun olduğunu; Çingenelerin üzerinde çalışılması, kaynak aktarılması ve desteklenmesi gereken bir grup olduğunu kabul etti. Avrupa’daki kentsel dönüşüm uygulamalarında, kısmen çok ciddi mağduriyetler yaşansa bile, İtalya gibi ülkelerdeki Çingenelerin bulunduğu bölgelerde daha yapıcı uygulamalar görüyoruz. Mesela diğer tarafta barınma koşullarını garanti altına aldıktan sonra kentsel dönüşüm uygulamalarına geçiliyor. Türkiye’de de yerinden edilme sorununa yönelik alternatif programlar oluşturmamız gerekiyor. Yani şehir, içinde yaşayanlarla birlikte dönüşmek zorunda... Şehir, dünden bugüne orada yaşayanların sağlıklı şartlara kavuşmasıyla dönüşebilir. Hükümetin kaybettiği şuur bu... Çünkü Kağıthane, Sulukule, Tarlabaşı gibi yerlerin rant değeri çok yüksek. Ben bugün gidip oradan herhangi bir mülk edinemiyorum. Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelip İstanbul’a yerleşmiş, "Beyaz Türk" olmaya çalışan ama hiçbir zaman olamayacak olan yeni zenginler buralara yerleşiyorlar. Yeşil sermaye büyüdükçe, hükümet yandaşları servetlerini arttırdıkça, buraların gerçek sahipleri Sulukuleliler, Tarlabaşılılar ve Kağıthaneliler İstanbul dışına itiliyorlar. Bu noktada önyargılı bakış açısı da çok net. Zaten İstanbul’u esmer vatandaşlara yakıştırmıyorlar! Bundan yıllar önce yine Rum, Ermeni, Musevi birçok İstanbulluyu tasfiye ettik. Kürt illerindeki köy boşaltmaları da asimilasyonun bir parçasıydı. Kürtler de bugün İstanbul’da barınamaz duruma geldiler. Bugün en zayıf halka olan Çingeneler de kültürel kimliklerinin yok edilmesi tehlikesiyle karşı karşıyalar. 50’li yıllardan sonra Sulukule’de tapu hakkı kazanmışlar. Ama çok yakın bir tarih bu... Kendi geçmişlerini savunma şansları daha az bu topraklarda.

Ellerinde tapusu olanlar da satıyorlar değil mi?
Kamulaştırma Yasası gereği satmamak gibi bir şansları yok zaten. Bakanlar Kurulu kararıyla çıkmış bir yasa var ortada. Metrekare başına bir bedel belirleniyor. Bu, masada anlaştığında biraz daha artırabileceğin bir bedel... Anlaşmazsan da hesabına para yatırılıyor ve kamulaştırma gerçekleştiriliyor. İster kabul et, ister etme. Dolayısıyla seni bu sürece mahkum ediyor aslında. Bir de belediyenin belirlediği fiyatın üzerinde teklif veren bir alıcı geliyor. Bunlar da genellikle iktidara yakın kişiler oluyorlar. Çirkin bir süreç işlemeye başlıyor.

Bu sorunu uluslararası platformda yeterince duyurabildiniz mi?
Aslında hayır. Çünkü bu davayı politik anlamda da sahiplenen, yaşamsal bir sorun haline getiren ciddi bir hukuk komisyonu oluşturulamadı henüz. Çok iyi arkadaşlar var. Herkes kendi bölgesinde bir takım çalışmalar yapıyor. Ama bu işin bölgelerden çıkıp, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınacağı süreçte tutarlı bir takip komisyonu oluşturulmuş değil. Zaten bütçe de yok. Hukukçu arkadaşlar da bütçe olmayınca tam anlamıyla yetişemiyorlar.

Bu süreç Avrupa Birliği tarafından izleniyor mu?
İzleniyor. AB bir taraftan yerel yönetimden, bir taraftan da bizler gibi sivil toplum kuruluşlarından bilgi alıyor. Ama özel bir izleme programı oluşturulmuş değil. Tamam, insanlar bu sorunu yaşadılar. Peki sonra ne oldu? Sağa sola yerleştiler. Oraya yerleştikten sonraki yaşamları nasıl şekillendi? Temel sorunları neler? Bütün bunlara cevap verecek bir izleme programı oluşturulmuş değil. Avrupa Birliği ilerleme raporlarında kentsel dönüşüm uygulamaları da yer aldı. Helsinki ve UNESCO’nun da gündemine girdi. Seçim döneminde de politikacılar bu insanları oy kaynağı olarak gördü. Enteresan biçimde tüm partilerin verdiği söz "Size evlerinizi vereceğiz" oldu. Yalan! Bunu CHP bile diyor. Oysa Kadıköy’de aynısını o da yapıyor. Herkes bunu bir seçim propagandasına dönüştürdü. Evleri yıkan belediye başkanı, "İmara açık alan bulun evlerinizi yeniden yapalım" dedi. Çingeneler imara açık alan nasıl bulsun? Belediye sensin. Harita birimi sende var, imar müdürlüğü sende var...

Yani şu anda bir sonuç üretilmiyor, yakın zamanda da üretilecek gibi görünmüyor?
Evet, mağdurlarla ilgili bir sonuç üretilmeyecek gibi görünüyor. Tarlabaşı’nın proje fotoğraflarına baktığınız zaman –Beyoğlu Belediyesi’nin resmi sitesinde var- bu tarafta sokağın bugünkü hali, diğer tarafta olması planlanan hali görülüyor. İki resim arasında büyük bir fark var. Bir tarafta çamaşırlar asılı, çoluk çocuk sokakta, teyzeler oturmuş, bildiğiniz Tarlabaşı... Yeni Tarlabaşı’nda ise çok lüks arabalar, bisikletli, şortlu beyaz erkekler ve yanında köpeğini gezdiren kadınlar... Biz bunu istiyoruz diyorlar. Bunun bedeli ne? Burada yaşayan insanların yaşamının sürekliliğini engelleyen her türlü uygulama... Aslında bizlere sorulacak olsa biz o kadar "beyazlamış" ve "parlamış" Tarlabaşı, Kağıthane ve Sulukule istemiyoruz. Bu insanların yaşam alanlarını kendileriyle birlikte dönüştürebilmek önemli... Bisikletli, jeep’li, köpekli insanların yaşadığı bir Tarlabaşı’nda biz de barınamayacağız ki... Aslında hepimiz için bir tasfiye süreci bu...


http://www.yapi.com.tr/haberler/ulasilabilir-yasam-dernegi_96018.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!