Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
SONRAKİ HABER: İnşaatta Güven Azaldı
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

2010 Yolunda Memleketimden Müze Manzaraları

İstanbul 2010'da Avrupa Kültür Başkenti olacak ve devlet müzelerinin hali kötü. Çoğunun bir web sitesi yok, izleyiciyi çekecek geçici sergiler düzenlemiyorlar. Çok değerli alanlardaki binaların önemli bir kısmı depolara ayrılmış, yeni sergiler için yer yok.

Radikal Gazetesi
2010 Yolunda Memleketimden Müze Manzaraları

SPAN lang=EN> Bu yıl Şubat’ın 20’sinde, British Museum’dan bir e-posta mesajı geldi. Konu kısmında 'Hadrian: Tickets on sale now' yazıyordu. Tam beş ay sonra 24 Temmuz’da açılacak olan 'Hadrianus: İmparatorluk ve Çatışma' adlı geçici serginin duyurusunu beş ay öncesinden yapıyorlar ve bilet satışını başlatıyorlar!

Ekranda görülen afişin altında “Roma’nın en esrarengiz imparatorunun hayatını, aşkını ve mirasını keşfedin” diyor. Tıklayarak yayımlamış oldukları basın bülteninin tam metnine ulaşıyorsunuz. Acımasız bir asker olan Hadrianus’un aynı zamanda Yunan kültürüne, mimarlığa ve genç erkek sevgilisi Antinous’a düşkünlüğüyle de tanındığını bir çırpıda özetlenmiş buluyorsunuz. Ve bir an önce gitmek için dayanılmaz bir istek içinizi kaplıyor. Bu duyurunun yapıldığı sırada British Museum’da sürekli sergilerin yanı sıra üç geçici sergi birden açık. 2007’de müzeyi 5,4 milyon kişinin ziyaret etmiş olmasına şaşmamak gerek. Bu arada Louvre’un 2007’deki ziyaretçi sayısı 8,3 milyon! (The Art Newspaper, No 190, Nisan 2008, s.7)

Bugün müzeler geçici sergiler üzerinde yükseliyor. Kent sakinleri ve kente gelen yerli ve yabancı turistler yeniden ve yeniden aynı müzelere gidiyorlar. Çünkü her defasında başka bir 'show' var. Bizde durum -en azından şimdilik- pek böyle değil. Özellikle İstanbul’daki devlet müzelerini düşünüyorum. Bu kent 2010 yılında Avrupa’nın kültür başkenti olmaya hazırlanıyor. Belki de bu seferberlik içinde müzelerimizin makus kaderini değiştirmek mümkün olabilir.

Özel müzelerle gelen değişim

Son yıllarda özel müzeler manzarayı epey değiştirdiler. Yaptıkları geçici sergilerle, faaliyet ve etkinliklerle, hatta kafe ve restoranlarla bu işi çağa uygun yapmaya çalışıyorlar. Ancak düzenlenenlerin çoğu ödünç sergiler. Öyle olmaya da mahkum. Çünkü bireysel koleksiyonların büyüklüğü art arda geçici sergi üretmeye yetmeyebilir. Bu da anlaşılır bir durum. Yine de ellerinden geleni yaptıklarına ve İstanbul’a canlılık kattıklarına inanıyorum.

Büyük koleksiyonların üzerinde oturan devlet müzeleri için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Teşhirlerin büyük kısmı çok eskimiş durumda, teknolojik ve müzeolojik yeniliklerden iz yok, hatta doğrudan girebileceğiniz web siteleri dahi bulunmuyor. Dolayısıyla British Museum gibi aylık e-bültenler göndermeleri söz konusu değil.

Müze yetkililerinin dile getirdiği serzenişlerine kulak verince meselenin boyutları daha net anlaşılıyor. Müzelerin arzuladığı sayıda ve nitelikte geçici sergiler, koleksiyon araştırmalarına dayalı yayınlar, sergilerle ilgili faaliyet ve etkinlikler yapamadığı ve bunu içine sindiremediği kesin. Konuştuğunuzda Bakanlık bürokrasisi de yukarıdaki tanılara katılıyor. Mevzuatın da, paranın da gözü kör olsun! Kültür bakanlığı'na bütçeden ayrılan payı zikretmeye dilim varmıyor. Ama sorun sadece bu mu?

Koleksiyonlar kimin için?

Müzelerin en başta sıraladığı sorun mekansızlık. Koleksiyonlarının yüzde 90’
ından fazlasının depolarda durduğunu ve sığmadığını biliyoruz. Ancak bu durum salt Türkiye’ye özgü değil. Dünyanın her yerinde müzelerin depoları benzer oranda doluluk gösteriyor. Zaten her şeyi birden teşhir etmek ne mümkün ne de anlamlı. Önemli olan, depolarda bekleyen koleksiyonlara erişebilmek, bunları araştırarak bilgi üretmek, yayın yapmak, bunları harmanlayarak izleyici kitlelerinin yararlanması için yeni öykülerle yeniden düzenlemek ve sergilemek. Eğer araştırmacı hakkıyla yararlanamıyorsa, arzulanan miktarda yayın yapılamıyorsa, eğer müze ziyaretçisi ne teşhirde ne de depolarda göremiyorsa, kimin için yer işgal ediyor bu koleksiyonlar?

Bugün müzeler depolarını kilometrelerce uzağa taşıyabiliyor. Dünyanın en büyük müzeler külliyesi sayılan Washington DC’deki Smithsonian Institution daha 1983’de bunu gerçekleştirdi. Araştırma, koruma ve depo mekanlarını Museums Mall’daki müzelerden koparıp Museum Support Center adıyla kentin bir başka köşesine taşıdı. Örnekler ABD ile sınırlı değil. Evvelki yıl Londra’daki Ulusal Müzeler (British Museum, Museum of London, vb.) depolarındaki fazlaları, büyük boyutlu nesneleri ya da yakın gelecekte teşhire çıkarmayacakları koleksiyon parçalarını Londra’nın 100 km dışına, Wroughton’a, depo olarak yeniden yapılandırılan eski hangarlara taşıdılar.

Müze depolarını rahatlatmak gerek, hem koleksiyonlar, hem müze personeli, hem de ziyaretçiler için. Muhtemelen dünyanın en değerli toprak parçası sayılabilecek Tarihi Yarımada’daki müze depolarını da benzer kriterler çerçevesinde kentin deprem riski taşımayan daha uygun başka bir köşesine ya da dışına taşımak da değerlendirilecek bir alternatif olabilir. Böylece sadece mekan değil, aynı zamanda koleksiyonlar da geri kazanılabilecektir.

Veri tabanı meselesi

Depoların yenilenmesi, ilgili müzelerin zaten bir an önce yapmaları icap eden bir işe girişmeleri için, yani koleksiyonlarını veri tabanına girmeleri için eşsiz bir fırsat yaratabilir. Devlet müzelerinin çoğunda, koleksiyonları oluşturan nesneler veri tabanına hala geçirilmemiştir. Oysa dünyanın bu denli önemli müzelerinde dijital ortama aktarılmamış koleksiyon pek kalmamış gibi. Veri tabanı, envanterlemenin ötesinde bir kapsama işaret ediyor. Nesnelerin tek tek ve detaylarıyla (kırık, çatlak, renk değişikliği vb dahil) fotoğraflandığı, envanter bilgilerinin çapraz referanslama ve ilgili yazılı malzeme listeleri gibi verilerle desteklendiği bir sistem bu. Böyle bir belgeleme pratiğinin araştırmaya ve bilimsel üretime katkısı tartışılmayacağı gibi, iki önemli uzantısı daha söz konusu edilebilir.

Her şeyden önce müzelerimizdeki durağanlığa son vermesi beklenir. Koleksiyonların, depo raflarından, dolaplardan çıkıp tuşlara ve ekrana taşınması küratörler, eğitimciler veya korumacılar için ne büyük kazanım olacaktır! Parmak uçlarındaki engin kaynaktan sonsuz sayıda geçici sergi teması ve öyküler türetebileceklerini, envai çeşit eğitim projesi geliştirebileceklerini düşünmek bile insana heyecan veriyor. Bu sayede müzelere daha fazla ziyaretçi çekileceğini, yeni bakış açılarının gündeme gelebileceğini, ülke ve dünyadaki gelişmelere duyarlı olunabileceğini söylemek fazla iyimserlik olmaz.

Veri tabanının, yani 'nesne tanımlama' sisteminin, bir başka önemli sonucu ise tarihi eser kaçakçılığına indireceği darbedir. Müzeden çıkan her hangi bir nesnenin, meşru veya gayrimeşru olarak nereye götürülürse götürülsün yerinin belirleneceği, satışının engelleneceği, sürece bulaşanların mazereti olamayacağı aşikar. Ülkemizde pek nadiren gerçekleşen müzelerarası ödünç alma-verme süreçleri de böylece başlayabilir. Depolarda gözlerden uzak saklanan koleksiyonlar Anadolu kentlerinde bulunan ya da bu amaçla açılacak olan müzelere ödünç gönderilse, oralarda üç yıl beş yıl boyunca sergilense ülkenin kültürel gelişimi açısından fena mı olur? Kültürel mirasımızın zenginliği lafta ve depoda kalmaktan çıkar ve gerçekten paylaşılır.

İnsan bunun neresinde?

Müzenin, koleksiyon yönetimi gibi temel bir işlevi yerine getirememesini salt mekansızlıktan kaynaklanan bir erişim problemine indirgersek, eksik ve yanıltıcı bir resim çizmiş oluruz. Çünkü bu kategorideki tüm eksiklere rağmen, muhtemelen müzelerimiz daha fazla geçici sergi açabilir, daha fazla bilimsel yayın üretebilirlerdi, şayet yeterli sayıda ve bileşimde personele sahip olsalardı.

Geçen yıl Türkiye’deki devlet müzelerinde çalışan arkeolog sayısı 225 imiş. Devlet müzelerinin ağırlıkla arkeoloji koleksiyonlarına sahip olduğunu düşünürsek, aynı tarihte Bakanlığa bağlı 92 müzenin (141 adet ören yerini buna katmıyorum) toplamına yakın bir kısmında çalışan arkeolog sayısı bu. Müze başına ortalama 2,5 uzman bile değil. Ama bu yıl resmi ağızlardan öğrendiğimize göre sözleşmeli (geçici) uzmanlarla bu sayı bir misli artmış. Müze başına 5 kişi! Oysa Londra Müzesi’nde (Museum of London), örneğin, sadece arkeoloji hizmetleri departmanında çalışanların sayısı 2007’de 162 ve dikkatinizi çekerim, bu bir kent müzesi, arkeoloji değil.

Devlet müzelerimizdeki arkeologlar, hem müze içinde hem de alanda çalışmak, hem belgeleme ve konservasyon yapmak hem de gündelik işleri yürütmek durumundalar. Acaba kendilerini geliştirmek için (uzmanlık ve müze hizmetleri alanlarında) literatürü izleyecek, araştırma yapacak, ulusal ve uluslararası mesleki seminerlere katılacak zaman ve imkanları oluyor mu? Konservasyon ya da Bilgi - Belge eğitimi almış uzmanlar neden müzelerde hala iş bulamıyor? Gerçekten Müzecilik eğitimi almış kaç kişi var? Acaba müzecilik eğitimi almamış olan uzmanlar için donanımlarını geliştirecekleri, değişen kuramları ve müzecilik pratiklerini öğrenecekleri meslek içi eğitim programları ne sıklıkta düzenleniyor? Öte yandan müzelerimizin performansları her hangi bir değerlendirmeye tabi tutuluyor mu ya da kendilerini değerlendiriyorlar mı? Bununla ilgili nesnel kriterler geliştirilmiş durumda mı?

Cevaplar da manzara da iç acıcı değil doğrusu. Yukarıda yazılanlar büyük resmin bir köşesi sadece. Eğitim, iletişim, sürdürülebilirlik, paydaşlık ve yönetişim gibi en az anlatılanlar kadar can yakıcı konulara girme fırsatı olmadı bile. Müzelerin yönetim ve işletimine yakından ve ille de uzaktan bakmanın, yeni bir anlayışı ve yapılanmayı, bunun yasal ve finansal dayanaklarını hep birlikte aramanın ve bulmanın zamanı geçmiş olamaz. Herşeyi değiştirecek olan sihirli dokunuş işbirliklerinden doğabilir. 2010’a az kaldı ama henüz vakit var.

Suay Aksoy: Müzebilimci, İstanbul 2010 Müze ve Kültürel Miras Projeleri Direktörü

http://www.yapi.com.tr/haberler/2010-yolunda-memleketimden-muze-manzaralari_61744.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!