Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

İstanbul'un Görünmez Merkezi Tarlabaşı'nın Görünenleri

UIA (Uluslararası Mimarlar Birliği) XXII. Dünya Mimarlık Kongresi kapsamında Yapı Endüstri Merkezi'nin desteğiyle 5 Temmuz 2005'te gerçekleşen "İstanbul'un Görünmez Merkezi Tarlabaşı" sunumu, mimarlar, şehirciler, antropologlar, sosyologlar, sivil toplum kuruluşları, medya, gayrimenkul uzmanları ve yöre halkını ilk kez bir araya getirdi.

Alper ÜNLÜ
İstanbul'un Görünmez Merkezi Tarlabaşı'nın Görünenleri

b>UIA (Uluslararası Mimarlar Birliği) XXII. Dünya Mimarlık Kongresi kapsamında Yapı Endüstri Merkezi'nin desteğiyle 5 Temmuz 2005'te gerçekleşen "İstanbul'un Görünmez Merkezi Tarlabaşı" sunumu, mimarlar, şehirciler, antropologlar, sosyologlar, sivil toplum kuruluşları, medya, gayrimenkul uzmanları ve yöre halkını ilk kez bir araya getirdi. Bu kent buluşması sonrasında tartışmalar medyada da yer aldı. Bu tartışmaların ışığında, Tarlabaşı'nın yenilenme olgusuna bir kez daha odaklanmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Tüm tartışmaların ışığında pek çok taraf ortaya çıktı ve hepsi de kendi bakışlarına göre Tarlabaşı'nın yenilenmesi ya da yenilenmemesini gündeme getirdi. Öncelikle sivil toplum kuruluşları Tarlabaşı'ndaki gelecekteki yenileme hareketinin bölge halkından kopuk olabileceğine dikkat çektiler ve yerel halkın bu tarz bir imar hareketinden soyutlanacağını vurguladılar. Kongreye katılan katılımcıların bir bölümü semtin çok kültürlülüğünün bir kazanç ve renklilik olduğunu vurguladılar ve bu tip semtlerin dünya üzerinde son derece az olduğunu belirttiler. Katılımcıların bir kısmı ise gayrimenkul piyasasındandı, bu kişiler bağımsız ya da bazı kurumları temsil ediyorlardı. Bu kişiler sessiz bir şekilde tartışmaları dinlediler, semt ve kendi taşınmazları ile ilgili bazı gözlemler yaptılar. Sunu, gezi ve tartışma programı olarak oldukça başarılı geçti. Medya da konuyu kendi alanında tartıştı ve konunun zaman zaman kırılgan
noktalarını ortaya koymaya çalıştı.

"Kent Buluşması"nın ardından, "Tarlabaşı'nın rehabilitasyonu"nun belirgin bir şekilde çok boyutlu bir proje olduğunu hemen tüm katılımcılar ve sektörler gördü. Bu tip projelerin kişisel çaba ile olamayacağına, konunun bir ekip çalışması olduğuna, böyle bir projenin yerel yönetim, meslek kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile gerçekleşebileceğine herkes inandı. Çünkü işlerin ve yapılacakların boyutu kişileri, hatta proje ekibini çoğunlukla aşıyordu.

Her zaman olduğu gibi, sanki tüm kentin sorunlarının düğüm noktası Tarlabaşı'ydı. Bu durum hemen her kesimde tartışmalar boyunca, işin altından kalkılamayacak duygusunun yerleşmesine neden oldu. Hemen herkes kendini çaresiz hissetti. Çoğunlukla diğer katılımcılar da tartışmaya kendi bakışlarını getirince, herkes düşüncelerinin de ne denli çelişkili olduğunu anladı. Kişisel düşünce ve çıkarlar, diğer sektörlerin bakışlarıyla sık sık çelişti. Özetle, tüm katılımcılar, yüksek sesle Tarlabaşı'nı tartıştılar. Kent merkezinde tarihî niteliği olan ve çöküntü alanı haline dönüşmüş bir semt için herkes yüksek sesle düşündü ve diğer sektörlerle çelişkiye de düştü.

Sunu, gezi ve tartışmanın bizim proje ekibinde bıraktığı izlenim ise konunun kongre bünyesinde tartışılmasının yanı sıra projemizin (Ünlü ve diğş, 2004) diğer meslek grupları, sivil toplum kuruluşları ve halkımızla paylaşılmasıydı. Geçmişte Tarlabaşı projesi için yaptığımız yayın ve sunularla birlikte, özellikle kongre öncesinde onaylanan Kentsel Dönüşüm Yasası'ndan sonra kaleme alınan bu yazı, belki de semtte uygulanacak kentsel dönüşüm hareketinden önce meslektaşların dikkatini bir kez daha bölgenin sosyal ve fiziksel yapısına çekmeyi amaçlamaktadır.

Tarlabaşı Denince...
Tarlabaşı denince aklıma artık hep İlhan Berk gelmeye başladı. Şair, Tarlabaşı'nı bir labirente benzetiyor. Gerçekten de Tarlabaşı'nda yolunuzu kaybedebilirsiniz. Bu denli farklı bir fiziksel dokusu vardır bu semtin. Ben de zaman zaman bu semtin rehabilitasyonu uğruna konuların arasında dağıldığımı hissediyorum.

Çoğunlukla içinden çıkılamaz bir problemler bütünü oluşturuyor bu semt. Bunu söylerken de temkinliyim; bunu sadece meslektaşlarımla paylaşıyorum. Karşılığında her an konuyu bilmeyen bir kişi tarafından, bu zaman zaman bir yerel yönetici de olabilir, "Hepsini yıkarız, yenisini yaparız, olur biter," deniyor. Ya da zaman zaman "Zaten buraları pis yerlerdi, iyi oldu, tertemiz oldu," düşünceleri karşınıza çıkabiliyor. Ya da bazen şu tip öneriler: "Alalım bir sokağı restore edelim," (Soğukçeşme ya da Fransız Sokağı mantığı) arkasından da klasik bir tümce: "Herkes görsün." Bu tip sığ model ve önerilerle Tarlabaşı'nı rehabilite etmek düşüncesi her zaman karşınıza çıkacaktır. Bu tip öneriler hiçbir zaman gerçekçi olmadığı gibi kenti "tiyatro dekoru" mantığından kurtaramaz. Dolayısıyla insanların da bu çıkarsama içinde birer "figüran" olarak görüldüğünü, bu modeller dolaylı olarak ortaya koyar. Rehabilitasyon hareketinin, semti bir yaşamsal döngü alanı ya da yaşamsal biçim alanı olgusu olarak görmesinin önemli bir koşul olduğunu vurgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu tartışmaların ardından semtle ilgili çıkardığım beş tane sosyal dinamik, semtte ilk alan çalışması yaptığımız 1977 yılından beri problem olarak olduğu yerde duruyor (Suher, Kıray, 1977). Bunlar bence semtin kaderi ya da yakın zamana kadar süregelen sosyal süreçleri.

Tarlabaşı'nın Değişmez Sosyal Dinamikleri
Tarlabaşı ile ilgili beş "görünen" sosyal dinamiği yoksulluk, göç, kente uyum, marjinallik ve suç olarak ele alabiliriz. Bu beş süreç, bir arada ele alınabilir ve toptan hepsinin diğeriyle ilintili olarak sosyoekonomik bağlamlar olduğunu söyleyebiliriz. Yalnız bir yerleşmeyi ayrıntılı gözlemleme fırsatı yakalayabildiyseniz bu süreçlerin fiziksel doku üzerinde uzamlarını ve ayrıntılarını ve hatta değişim süreçlerini de yakalayabilirsiniz. Karmaşık da olsalar bu beş süreç ya da dinamiği Tarlabaşı başlığı altında kısaca tartışmakta bir kez daha yarar var.

Yoksulluk
Semtin yerleşenleri kent literatüründeki "kent yoksulları" kategorisine rahatlıkla girebilecek bir ekonomik yapıya sahiptir. 2000 yılında yaptığımız bir çalışmada hane halkı aylık toplam geliri 165 YTL'nin altında olan konut sayısının yüzde 33 düzeyinde olduğunu görüyoruz (Ünlü, Alkışer, Edgü, 2000). Tarlabaşı bugünkü görünümüyle yoksul bir semttir. Yalnız son 15 yıl içinde doğu ve güneydoğu göçerleriyle hane halkının sosyodemografik yapısı değişmiştir. Hane halkı kompozisyonu geniş aile düzeyinde olduğundan, yoksulluğun düzeyinde de değişimler olmuştur. Bu semtte ekonomik olgular "geniş aile" kavramı içinde ele alınmalıdır. Göreli olarak yoksulluk semtte kalan ve hiçbir alt kültüre bağlı olmayan, eski sakinler için daha geçerli bir kavram olarak ele alınmalıdır. Tüm yerleşim dokusundan, konutun dışa vuran eylemlerinden ve konut dışındaki, kaldırım ve ev önündeki görünümlerinden "kent yoksullarının" bu semtte yaşadığını net bir biçimde algılamaktayız.

Göç
Tarlabaşı'nın kentsel değişim öyküsüne baktığımızda, bu semtin otuz yıldan fazla süredir göç almakta olduğunu söyleyebiliriz. Burada göçerlerin kimliğini tartışmakta yarar vardır. Göçerler son 15 yıl içerisinde değişmiş, ağırlıklı olarak doğu ve güneydoğu illerimizden gelen Kürt kökenli vatandaşlarımız olmuştur. Son beş yıl içerisinde Karadenizlilerin oturduğu sokaklar bile bugün el değiştirmiştir. Bölgenin asıl sakinleri Romanlar, bölgede tutunmaya çalışmakta, semtte yaşanılan suç olgusundan yılgın halde kendi toplumlarının örf ve adetlerini sürdürmeye çalışmaktadırlar. Göç olgusunda son yıllarda duraksamalar yaşansa da, Tarlabaşı yeni göçerlerle yeni kimliğini kazanmaktadır. Burası sosyolog Prof. Dr. Mübeccel Kıray'ın vurguladığı gibi artık bir "sıçrama taşı" değildir. Ekonomik olgular, yerleşen ailelerin diğer semtlere gitme isteğini kırmıştır. Bu durum "karşı göç" gibi süreçleri zaman zaman yaşatsa bile, yeni sakinler gözüyle Tarlabaşı'nda artık kalınacaktır, başka çözüm yoktur. Tarlabaşı kimilerinin bakışına göre bir sonuçtur ya da son duraktır. Hemen herkesin gözünde Tarlabaşı'nın dışında doğup yaşanılan topraklara, ya da kentin diğer semtlerine yerleşme bir "hayal" haline dönüşmektedir. Burada ilginç bir çelişki de yaşanmaktadır. Aynı Kavafis'in şiirinde olduğu gibi, Tarlabaşı'nın dışında yaşayanlar için de doğup büyüdükleri bu semte geri dönmek, bir hayaldir. Bu durum da şiirin dizelerinden öteye gitmeyecektir.

Kente Uyum
Tarlabaşı'nda "kente uyum" geçmişte burada iş tutan bekârların sorunuydu. Bugün kente uyum, yeni göçerlerin tüm aile olarak sorunu oldu. Sokakları dolaştığınızda, köşe başlarında öbek öbek yaşları 13 ile 20 arası gençleri buluyorsunuz. İşsizlik ve uğraş anlamında niteliksizlik son derece yüksek düzeyde, bu hemen anlaşılıyor. Geçmişte "kente uyum" bekâr işgücünden geçerdi. İş bir anlamda kente uyumun kaçınılmaz bir dürtüsüydü. İşsizlik ve eğitimsizlik, artık Tarlabaşı'nda yığınları ilgilendiren bir konu haline dönüşmüş.

Semtteki Romanlar bu anlamda daha derli toplu görünüyor. Kentin eski sakinleri olduklarından, bu hane halkları daha dingin ve sessiz iş geleneklerini sürdürüyorlar. Tarlabaşı 20. yüzyılın sonlarında bilinen bekâr evlerini de artık barındırmıyor. Bekâr evlerine tek tük rastlıyorsunuz.

Türkiye'de kentte çalışan işgücü değişmekte, sosyolojik açıdan farklı açıklamalar yapmamız gerektiğine inanıyorum. 1977'deki M.A çalışmasına (Suher, Kıray, 1977) dayanarak, o dönemdeki bekârlardan oluşan işgücünü göremediğimi, daha geniş aileli kırsal nüfusu yoğun olarak gördüğümü söylemek istiyorum. Daha çekirdek aile yanlısı ve kalifiye işgücüne yatkın Karadenizli ailelerin artık semti terk ettiklerini de söylemeliyim. Şu andaki yığınlar kente asimile olamama ve uyumsuzluk sürecinden ciddi biçimde geçmekte. Sokaklardan geçerken soğuk savaşı hissediyorsunuz. İnsanlar güvenli bakmıyorlar size insanlar arasında sıcaklık yok. Bakışlar son derece kuşkulu ve yabancılarla sakinler arasında sanki engeller var. Bu psikolojik ortamı bir süre sonra yakalayabiliyorsunuz. Sorun bence belli, kente uyumsuzluk. Bazı kent alt kültürlerinde etnik de olsa "biz" ve "onlar" normunu hemen algılıyorsunuz. Labirenti anımsatan sokakların içinde bu normu hemen yakalıyorsunuz. Bu bilinen bir antropolojik olgu, bunu hemen bir süre sonra keşfediyorsunuz. Kente uyumsuzluk kent alt kültürleri için ciddi bir sorun. Kent gelişim tarihi buna benzer pek çok örnekle dolu. Örneğin New York'taki ilk göçer olan Musevi ve İtalyan aileleri, Chicago'daki Polonyalı ve Berlin'deki Türk işçi mahalleleri gibi...

Marjinallik
Uyum süreci diğer yandan önemli değer yargılarını belirlemekte, bunlar ekonomik süreçler,yaşam biçimi ve iş alanlarında marjinallik olgusunu
da gündeme getirmektedir. Bu, zamanla yasal olmayan işleri kapsasa da, geçmişte marjinal ekonomi yasadışı emekçi kesimi kapsamaktaydı.
Bunu bugünkü koşullarda bir yaşam biçimi olarak da algılayabiliriz. Kentin bugünkü koşullarında marjinalliği ekonomik bir süreç olarak düşündüğümüzde beraberinde yaşam biçiminin çeşitli uzamlarını da hesaba katmalıyız.

Marjinallik bu semtin yaklaşık 30 yıllık geçmişinde var olan bir olguydu. Bir dönem basit işlerle algılanan marjinallik, daha sonra seks furyasının temel işgücünü yaratmış, bir dönem bazı alanlarda ekonomik rant üzerine işlenmiş, cinsellik tabanına dayalı alt kültürlerin barınmasına neden olmuştur. Bugün semtte uyuşturucu ticareti ve kumar gibi gizli mekân isteyen işlerin temelde yuvalandığı marjinal işler gündemdedir. Oysa marjinallikten biz çok şey anlayabiliriz. Tarlabaşı bugün kent çöplerinin sınıflandığı, depolandığı, ayrıştırıldığı pek çok bordrosuz emekçinin çalıştığı semtlerden bir tanesidir.

Marjinallik olgusunu galiba "serbest girişimci" adı altında hepimiz anlamaktayız. Bu yüzden mi bu semtlere akademik dilde "çöküntü alanı" demekteyiz? Eminim, bazı rantçılar için de buraları ne olursa olsun "çöplük" kelimesine yakın sayılmaktadır.

Suç
Tüm bu süreçlerden sonra ele alınan, bizim proje ekibinin de ilk çalışmasının temeli olan suç olgusu... Artık bu olgu Tarlabaşı'nın kimliğinin bir parçası. Bazen konuştuğumuzda, özellikle yerel medya ve halk burada konuşlanmış Delibaş çetesinden bana bahsediyor. Suç, bu bölgede gece ortaya çıkan bir olgu. Bu bölgede gündüz-gece ayrımı son derece önemli. Kentleşme kuramındaki "karanlık bölge" sanki burası için ortaya çıkarılmış. Binaların yüzde altmışına yakını oturulamayacak durumda, bu durumda binaların zemin katları ya depo ya da metruk. Bu durum iskân ünitelerini daha çok ikinci ve daha üst katlara tırmandırmış. Bu tip kat kullanımlarının yoğun olduğu ve iskân ünitesi az olan cadde ve sokaklarda suç yüksek, diğer sokaklarda az oranda işleniyor. Suç genelde sokakta ve genelde birincil akslarda işleniyor. Ara sokaklarda ise kısmen mahallelinin sosyal kontrolü var. Suç genelde dışarıdan değil, bölgede işleniyor. Suç önlenemediği için de organize örüntüleri de gittikçe belirginleşiyor. Suç, semtte kendi kurumsal öbeklerini doğurma peşinde... Bu yüzden sosyal anlamda kentsel donatı çaresizliğinin ivedilikle çözülmesi gerekiyor.

Semtte kentin diğer yörelerinden gelen mobilya, soğutucu ve vitrin mankeni üretimi ile uğraşan üretici ve satıcı olmasına karşın, genç yığınlar ellerindeki cep telefonunun ekranına sıkışmış, sokakların köşe başlarında gün tüketiyorlar. Caddelerin kesişim noktasında öbeklenmiş köşe gruplarının hemen hepsinin elinde bir cep telefonu, zamanımıza uygun bir ayakta duruşla saatlerin üretim dışı yok edildiğini rahatlıkla gözlemliyorsunuz. Semt esnafı ve girişimcisi bu farklı duruşlarla gününü geçiren genç nesilleri işe almıyor. Özetle Tarlabaşı içinde farklı kesimleri ve farklı duruşları keşfediyor insan...

Tarlabaşı'nın Geleceği
Tarlabaşı'nın sosyal dinamikleri özetle bunlar. Doğal olarak bu dinamikler fiziksel dokuyla iç içe. Bu dinamikleri hesaba katmayan kentsel dönüşüm ve iyileştirme çalışmalarının altlıklarının eksik olacağını düşünmekteyim. Bu nedenle TBMM'den geçen ve kabul edilen Kentsel Dönüşüm Yasası'nın yerel yönetimler düzeyinde "tepeden inme" yapısının, sonunda bu tip semtler için rant olgusunu körükleyebileceğini tahmin etmek çok zor değil. Bu yasanın katılımcı düzeyi yerel yönetimler tarafından ele alınıp uygulamaya yönelik yorumlanması gerekmektedir. Bu yasanın yorumuna bağlı uygulamasında tarihî çevre koruma ve dönüşümü bir "imaj mimarisi" denemesine dönüşmemelidir.

Kentsel yenileme ve dönüşüm projeleri ciddi proje süreçleri olduğu kadar, çok disiplinli bir iştir. Bu süreç sadece mimarlık ve koruma kapsamında ele alınmamalı, ekiplerde sosyolog, antropolog ve hukukçular çalışmalıdır. Tek bir mimarın çabasıyla dönüşüm projesi elde edilemez. Tarlabaşı'nda yenileme projesi uzun soluklu ve ciddi bir ekip çalışması, semtteki gayrimenkulların mülkiyet durumlarının ayrıntılı etüdünün yapıldığı, sağlam finansal stratejilerle, sosyal adaletçi ve katılımcı ilkelerle gerçekleştirilebilir. Aksi takdirde yenileme bir "kâbusa" dönüşebilir. Yeni yasayla birlikte meslektaşlarımın mimarlığın etik davranışına uygun çalışmalar yapacağını umuyorum. Semtteki dolaylı rant baskısının da meslektaşlarımı etkileyebileceğini söylemek istiyorum. Sanırım Tarlabaşı Bulvarı açılırken ve açıldıktan sonraki sonuçlar hepimizin belleğindedir. Böyle bir süreç ve sonucu İstanbul mimarlarının beklemediğini düşünüyorum.

Kaynakça:
o Suher, H.; Kıray, MşBş (1977) Beyoğlu ve Çevresi İçin Merkez İş Alanı Araştırması.

o Ünlü, A.; Alkışer, Y.; Edgü, E. (2000) Fiziksel ve Sosyokültürel
Değişim Bağlamında Beyoğlu'nda Suç Olgusunun Değerlendirilmesi, İstanbul Teknik Üniversitesi Araştırma Fonu, No.1094.

o Ünlü, A.; Ocakçı, M.; Edgü, E.; Alkışer, Y.; Ülken, G.; Apak, S.; Tonbul, Z.; Cimşit, F.; Yücel, G.; Özden, T.(2004) Avrupa Birliği Uyum Programları Kapsamında Pilot Bölge Olarak Beyoğlu Çöküntü Alanlarının Aktif Kullanım Amaçlı Rehabilitasyonu Projesi, TC İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Emlak İstimlak Daire Başkanlığı, Yerleşmeler ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü, Şehircilik Atölyesi.


Mimarist, Kış 2005

http://www.yapi.com.tr/haberler/istanbulun-gorunmez-merkezi-tarlabasinin-gorunenleri_61035.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!