Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Kültüre Biçilen Değer

Doğan HASOL
Kültüre Biçilen Değer

lkelerin gelişmesi yalnızca ekonomiyle olmuyor. Bugünün dünyasında ekonomik değerler kadar kültür, bilim ve sanat da çok önemli. Türkiye genelde kültürü gözardı ediyor. Varsa ekonomi, yoksa ekonomi... Onu da bir türlü beceremiyor.

Devlet politikasında kültür bakanlığının turizm bakanlığıyla birleştirilmesi, kültürel konulara daha az önem verilmesine, hattâ turizm konuları arasında eritilmesine yol açıyor. “Turizm”e genelde “para” olarak bakıldığı için “kültürel varlıkların” zaman zaman turizm uğruna feda edildiği bile söylenebilir.

Devletin kültüre ne denli önem verdiği bütçe rakamlarının incelenmesiyle de anlaşılabilir. Bilindiği üzere, bütçeler kurum ve kuruluşlarda olduğu gibi devletlerde de varılmak istenen hedefler için ayrılan kaynağı, yani kısaca, hedefleri gösterir. Türkiye’nin 2005 bütçesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ayrılan pay 646 milyon YTL’dir. Öteki bazı kuruluşların bütçe rakamları ise şöyle:

(000) YTL
Hazine Müsteşarlığı 61.162.341
Maliye Bakanlığı 27.780.135
Milli Eğitim Bakanlığı 14.882.259
Çalışma ve Sosyal Güv. Bakanlığı 12.726.006
Milli Savunma Bakanlığı 10.977.067
Sağlık Bakanlığı 5.462.974
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 4.421.870
Diyanet İşleri Başkanlığı 1.126.041

Kültür ve Turizm Bakanlığı 646.392

Rakamlar Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ayrılan bütçe payının öteki kuruluşlarınkinin yanında ne denli küçük kaldığını göstermeye yetiyor. Yalnızca Kültür’e değil, Kültür + Turizm’e ayrılan pay 156.1 milyar YTL’lik genel bütçenin yalnızca binde 4’ü (Kaba deyişle, “devede kulak”tan bile az). Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılanla karşılaştırırsak onun yüzde 57’si, yani neredeyse yarısı kadar. Bu oran bile Devletin kültüre (ve de turizme) ne kadar değer verdiğini ya da vermediğini açıkça ortaya koymakta.
Bu bütçeyle, üstelik turizmle bölüştürülmüş bu küçücük ödenekle kültür adına ne yapılabilir? Hiçbir şey... Zaten Bakanlık da kültür adına yıllardan beri ciddi bir şey yapamıyor.

Milliyet gazetesinin bir haberine göre Türkiye’deki 1433 halk kütüphanesinden 256’sı emekli olan personelin yerine atama yapılmadığı için, 12’si ise onarımda olduğu için kapalıymış. Açık olanlarda da uzman eksikliği varmış. Bunlardan İstanbul Çeliktepe Halk Kütüphanesi’nin onarımı üç yıldan beri sürmekteymiş. 1999 Kocaeli depreminde hasar görmesi nedeniyle onarıma alınan, Feyzullah Efendi Medresesi’nde bulunan Millet Kütüphanesi’ne iki yıldır bir çivi bile çakılmamış. Bu kütüphane elyazması eserleri ve zengin koleksiyonuyla ünlü. Gazete haberi şöyle sürüyor: “Türkiye’deki halk kütüphaneleri memurlarıyla birlikte emekliye ayrılıyor. Her yıl 23 milyon okuyucuya hizmet veren kütüphanelerde, emekli olan memurların yerine atama yapılmadığı için birçok kütüphanenin kapısına kilit vuruluyor.

Açık olan kütüphanelerde de kütüphanecilik eğitimi almış sadece 270 kütüphaneci görev yapıyor. Birçok kütüphaneye, kapanmaması için yapılan atamalarda uzman olmayan kişiler getiriliyor.... Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Doç. Dr. Aytekin Yılmaz, son 10 yılda kütüphanelerde görevli memurlardan yarısının emekli olduğunu ve yerine atama yapılmadığını belirtti.

Bu süreçte birçok kütüphanenin zorunlu olarak kapatıldığını ifade eden Yılmaz, ‘Daha fazla kütüphane kapanmaması için bakanlık personelinden kaydırma yapıyoruz. Son dönemde bakanlıkça 25 kadro alındı, 150 kişilik kadro için de başvuruldu, ancak sonuç alınamadı. Acilen 500 kişilik kadroya ihtiyacımız var. Kütüphanelerdeki kitap sayısı ise 13 milyon, ancak yeterli değil. Bağışlara ihtiyaç var’ diyor” (1). Haberde ayrıca, ödenek ayrılmadığı için elektrik ve suların kesildiği, koleksiyon alımı yapılamadığı belirtiliyor.
Türkiye Kütüphaneciler Derneği’nce hazırlanan “Halk Kütüphaneleri Bildirgesi”nde yer alan, Türkiye ve yakın nüfusa sahip AB üyesi ülkelerin 2000 yılı verilerine göre, Almanya’da 11.332, Fransa’da 4.008, İngiltere’de 4.937, İspanya’da 5.209, Türkiye’de ise 1.433 halk kütüphanesi var. Almanya’da halk kütüphanelerinde çalışan kütüphaneci sayısı 8.337, Fransa’da 7.088, İngiltere’de 6.978, İspanya’da 3.794, Türkiye’de ise 297 (bu sayı şimdi 270’e düşmüş).

Architectural Record Dergisinde çıkan bir yazıya göre (2) Clinton’dan önceki 11 ABD Başkanının tümü, tarihsel mirası korumak ve canlı tutmak üzere kütüphaneler yaptırmışlar.

Clinton’un Arkansas’daki kütüphanesiyle ABD’deki başkanlık kitaplıklarının sayısı şimdi 12’ye ulaşmış bulunuyor. Franklin Delano Roosevelt 1937 yılında, başkanlık belgelerini saklamak üzere mütevazı bir yapıyla bu işe başlamış. Üç yıl sonra New York’ta Hyde Park’ta, geleneğin başlangıcı olarak ilk halk kütüphanesini kurmuş (1940). Başkanlık kütüphaneleri National Archives and Records Administration (NARA) tarafından yönetiliyor. Genelde başkanlar kurdukları özel bir vakıfla gerçekleştiriyorlar kütüphaneyi; sonra da işletmesi NARA’ya bırakılıyor.

Roosevelt’in örneğini izleyen başkanların bir bölümü yaptıracakları kütüphaneler için kendi yaşamlarıyla ilişkili nostaljik yerleşmeler seçmişler. Nixon doğum yeri olan Iowa West Branch’ı, Eisenhower Kansas’ta Abilene’i seçmiş, bir bölümü de üniversite yerleşkelerini yeğlemişler. Örneğin Gerald Ford Ann Arbor’daki Michigan Üniversitesi’ni, Lyndon Johnson Austin’deki Texas Üniversitesi’ni seçmiş. Bunlar da yine halka açık kütüphaneler.
Başkanlar kütüphanelerin yapılmasında, güvendikleri mimarlara ya da mimarlık gruplarına görev vermişler. Atlanta’daki Jimmy Carter Kütüphane ve Müzesi için Umemura & Yamamato, California Simi Valley’deki Ronald Reagan Başkanlık Kütüphanesi için Stubbins Associates, Teksas’daki George Bush Kütüphanesi için HOK, Boston’daki J.F. Kennedy Kütüphane ve Müzesi için I.M. Pei, Johnson Kütüphanesi için de SOM’den Gordon Burnshaft görevlendirilmiş.

Kasım 2004’te açılan Clinton Kütüphanesi’nin mimari tasarımı Polshek Partnership’in. Arkansas nehri kenarında Little Rock’ta kurulan başkanlık kütüphanesi tasarımında Clinton gösterişli, abartılı bir çözüm yerine “high-tech” bir öneriyi seçmiş. Kütüphanenin yapımı için onlarca kuruluştan parasal katkılar sağlanmış, yani herhangi bir devlet yatırımı söz konusu değil. Zaten binanın yapımı da Clinton’ın başkanlık döneminin sonrasına rastlıyor. Clinton saygınlığını bu yolda değerlendirmiş. Kasım 2004’teki açılış töreninin çok görkemli olduğu ve yöreyi bir hayli hareketlendirdiği, dış medyada geniş bir şekilde yer aldı. Törene Clinton’ın yanısıra Başkan George W. Bush ile eski başkanlardan Jimmy Carter ve George H. W. Bush katılmışlar ve olayı hep birlikte kutlamışlar. Kütüphanenin birinci yılında, bulunduğu yöreye 300 bin ziyaretçi çekmesi beklendiği belirtiliyor.
Görüldüğü gibi ABD başkanları, politik geçmişlerinin yanısıra geride bıraktıkları toplumsal ve kültürel yapıtlarla da anılmak istiyorlar, bunu yaparken mimarlarını da özenle seçiyorlar.

Devletin ve devlet adamlarının kültüre ve kültür yapılarına ilgisi doğal ki yalnızca ABD ile sınırlı değil. Buna başta Fransa olmak üzere Avrupa’dan da pek çok örnek verebiliriz. Hattâ özellikle son 10-15 yılda Avrupa’daki mimarlık gündemini kültürel yapıların belirlediğini söylemek yanlış olmaz. Bu görüşü desteklemek üzere, Paris’teki Pompidou Merkezini, Louvre Piramidini, Bastille Operasını, Orsay Müzesini, Ulusal Kütüphaneyi, Bilbao’daki müzeyi, Londra’daki Tate Modern’i, Valencia’daki kültür vadisini, Basel’deki Beyeler ve Tinguely müzelerini, Berlin’deki Yahudi Soykırım Müzesini bir çırpıda sıralayabiliriz. Örnekler çoğaltılabilir.

Kültür Bakanlığı’nın görevi yalnızca kütüphanelerle sınırlı değil kuşkusuz; tarihsel mirasın korunması, müzeler, ören yerleri, yeni kültürel projeler de görevleri arasında. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kuruluş yasası bakanlığın kuruluş amacını şöyle tanımlıyor (3): “Kültürel değerleri yaşatmak, geliştirmek, yaymak, tanıtmak, değerlendirmek ve benimsetmek, tarihî ve kültürel varlıkların tahribini ve yok edilmesini önlemek, yurdun turizme elverişli bütün imkânlarını ülke ekonomisine olumlu katkı sağlayacak şekilde değerlendirmek, turizmin geliştirilmesi, pazarlanması, teşvik ve desteklenmesi için gerekli önlemleri almak, kültür ve turizm konularıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarını yönlendirmek ve bu kuruluşlarla işbirliğinde bulunmak, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör ile iletişimi geliştirmek ve işbirliği yapmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığının kurulmasına, teşkilât ve görevlerine ilişkin esasları düzenlemektir”. Bakanlık kültüre odaklı işlerin ne kadarını yapabiliyor acaba? Herhalde pek azını...
Tarihsel mirasın korunması adına Bakanlığın kendisine biçebildiği tek görev Koruma Kurullarından ibaret. Son yıllarda bu kurullar da iktidara bağlı merkezi ve yerel siyasal güçlerin baskısı altında onların istek ve buyruklarını uygulayacak kıvam ve oluşuma getirilmiş durumda.

Müzelere gelince... Bakanlığa bağlı müzelerin durumu kütüphanelerinkinden çok farklı değil. Onlar da genelde perişan durumdalar.. Ödenek yokluğu ve kadrosuzluk bırakın müzelerin geliştirilmesini, bakım, onarım, korunma ve iyi işletilmelerini dahi engellemekte.

Yazımızı biraz iyimserlik ekleyerek bitirelim. Özel kesim kültür konusunda devlet kadar umursamaz değil. Son zamanlarda özel girişimler ve çeşitli vakıflar yeni müzeler kurulması konusunda çabalarını artırdılar; ancak birçok alanda finansman güçlükleri nedeniyle girişim ve projelerin gerçekleştirilmesi kolay olmuyor. Dikkate değer, sonuçlandırılmış ciddi özel girişimler var. Bunlar arasında, Koç Grubunca gerçekleştirilen İstanbul Büyükdere’deki Sadberk Hanım Müzesi ile Haliç’teki Rahmi Koç Sanayi Müzesi’ni, Sabancı Grubu’nun Emirgân’daki Sabancı Müzesi’ni, son olarak da bu girişimlerin en yeni ve en kapsamlısı olan İstanbul Modern’i sayabiliriz. Eczacıbaşı Grubunun girişimiyle gerçekleştirilen İstanbul Modern, Atatürk Türkiyesinin çağdaş sanattaki yüzünü ele güne en iyi yansıtacak girişimlerden biri olarak devreye girdi; son Fikret Mualla Sergisi’nin de ortaya koyduğu gibi müzenin çabaları ve etkinliği artarak sürüyor.
Eczacıbaşı Sanal Müzesi ile Yapı-Endüstri Merkezi’nin sanal Mimarlık Müzesini de özverili birer başlangıç olarak bunlara ekleyebiliriz.
Ankara’da da bir Çağdaş Sanatlar Müzesi kurma girişimleri var. Ankara’da Devlet Demiryollarının eski cer atölyelerinin Kültür Bakanlığı’nca müzeye dönüştürülmesi ve önümüzdeki yaz açılması bekleniyor. Bu, bakanın sözü... 1995’te başlatılmış girişim, yeniden canlanmış gibi. Bekleyip görelim.
Ülkemiz tutarlı, çağdaş bir kültür politikası benimseyinceye ve buna yeterli ödeneği ayırıncaya kadar şimdilik bunlarla avunmaya çalışalım.

1. Gürkan Akgüneş, Milliyet, 28.3.2005, s.16.
2. Architectural Record, S. 01.05, s.116.
3. 16.4.2003 gün, 4848 sayılı yasa.

Yapı 282

http://www.yapi.com.tr/haberler/kulture-bicilen-deger_61043.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!