Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Müzeler, İkinci Baharını Yaşarken

Müzelerin Değieşn Yüzü

yapi.com.tr/Efe Duyan



üzeler, ikinci baharını yaşıyor.
Birinci baharı 19. yüzyılda bildiğimiz anlamda müzelerin ortaya çıkışıyla yaşamıştı.

"Bildiğimiz anlamda" müzenin ne olduğu ise başka bir sorun. Daha doğrusu, başka bir sorun olmaya başladı.

Müzenin, İkinci dünya Savaşı'nın ertesinde yaşadığı sıkıntılar, belki de başka bir evreye geçilerek atlatıldı.

Özellikle kamu desteğinin azalması ve müze ile ilgili yerleşik kurumsallığın sarsılmaya başlaması, bu zemin kaymasından sorumlu olabilir.

Kendini yenileme gereksinimi yalnızca maddi olarak toparlanmak için değil, sanat tarihi otoritesi konumunun de pek çok defa delinmiş olmasından doğmuş olsa gerek.

Dahası, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, müzenin kendisi, sanatın konusu olmaya başladı.
Mekanın, sergilenen nesne ile ilişkisi üzerine ciddi ciddi düşünüldü. Duchamp'ın müzenin bağlamını ters yüz eden kürasyonları, Broodthaers'in yaptığı bir müze koleksiyonu parodisi, Haacke'nin Seurat'nın resimlerinin peşine düşerek sanat piyasasına elini sokması ve bir dizi başka çalışma müze kavramının şekilde değişmesinde etkili olmuş gibi görünüyor.

Dahası, güncel sanat geleneksel heykel ve resime nazaran ancak daha geniş ve çok daha esnek mekanlarda varolabilirdi.

Müze ziyaretçilerinin, yalnızca önceden belirlenmiş bir rotada, neredeyse kendine dikte edilmiş bir sanatsal çizelge ile yönlendilirmesi yerine, kentsel hayatla iç içe, duvarlarının alçaldığı bir mekanda, daha serbest bir etkinliğe dahil olması tercih ediliyor artık. Bir çok örnekte, müzenin bulunduğu kentsel coğrafayı ciddi ciddi dönüştürdüğü, hatta "Bilbao efekti"nde olduğu gibi kentin simgesi haline gelerek, kenti turistik haritalara sokacak kadar mühim olabildiği görülüyor.

Centre Pompidou ile başlamış bu süreç, artan bir ivmeyle kendini gösteriyor.Yalnızca, yeni açılan müze sayısında ciddi bir artışla karşı karşıya değiliz. Hemen hemen tarihi bir öneme sahip tüm müzeler kendini yenilemek veya genişlemek için ek yapılar yaptırdılar. Hem de avante-garde mimarlar tarafından, oldukça ilginç bir sentez oluşturacak şekilde. Tarihi veya arkeolojik bulgularla kendi koleksiyonunu genişletme şansı pek bulunmayan bu müzeler, bir yandan sergilerini sürekli dönüştürerek, diğer yandan müze gezme deneyimini sosyal bir aktiviteye çevirerek, modern sanat müzelerinin dinamizmi ile aşık atmaya başlayabildiler.

New York'ta açılmış ilk resmi modern sanat müzesi MoMA'nın bile dört kez genişlemiş ve artık modern sanatın klasiklerini barındırır hale geldiği bir dünyada, sanatın tüketim süreçleri de başkalaştı.

Artık bir sanatçının anlaşılması için yüz yıl beklemeye, eserlerinin değerlenmesi içinse ölmesine gerek yok!

Piyasa süreçleriiçinde, eserin üretilmesi, yorumlanması ve müzeye girmesi neredeyse aynı ana denk düşüyor. Bu sürecin yer yer tersinden işlediğini söylemez miyiz?

Tüketilecek ya da bir müzeye girebilecek işlerin sanatçılara üç aşağı beş yukarı ısmarlandığı durumlar hiç de o kadar az değildir. Bu, başlı başına bir sorun olmayabilir, ama başka bir durumdur.

Türkiye'de ise ard arda açılan özel müzeler ise henüz yeterli hareketliliği sağlamaktan uzaksada, kıpırdanmanın, geleneksel müzelere yansıması beklenmelidir.

Öyle yada böyle, iyi ki ya da maalesef, "müzelik" kavramının müzelik olmasına ramak kalmış bir dönemde olduğumuz aşikardır.

http://www.yapi.com.tr/haberler/muzeler-ikinci-baharini-yasarken_43324.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!