Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Planlama İnsan İçin Yapılır

Mimar Cengiz Bektaş, “Gelişmeler, yaşama haklarını insanların elinden almaya dek vardı... Böyle bir planlama anlayışı olamaz. Planlama insanların mutluluğu için yapılır” dedi.

Evrensel Gazetesi/Elif GÖRGÜ



aşta İstanbul olmak üzere kentler; tarihi ve kültürel değerler üzerine “dönüşüm” kararları alan AKP’li belediye ve yönetimlerin icraatlarını gazetemize değerlendiren Mimar Cengiz Bektaş, “Gelişmeler, yaşama haklarını insanların elinden almaya dek vardı... Böyle bir planlama anlayışı olamaz. Planlama insanların mutluluğu için yapılır” dedi.

İstanbul’u konuşacağız ama genel olarak AKP’li yönetimlerin kentsel yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstanbul’un şu anda başına gelenler, AKP’li belediyelerin olduğu her kentte yaşanıyor. Tarih bilinci eksikliği var. Bir de değer yargıları eksik, bozuk…
Benim doğum yerim Denizli’de örneğin, Selçuklu döneminden kalma bir camiyi gece yarısı buldozerle yıktılar. Ben de o günlerde Denizli’de danışmandım. Çeşitli sözler verilmişti bana. Kent sorunlarına seçim siyasası karıştırılmayacaktı… Denizli’den ayrıldığım bir sürede sabaha karşı camiyi yıktılar.

Kurtuluş savaşında mermi üretip cepheye yetiştirmiş bir un fabrikasının onarımı ile ilgili türlü tasarımları yaptık. Anıtlar Kurulu’ndan onay da aldık. Yaz okulu uygulaması olarak yaptığımız için kimseye de bir kuruş yükümüz olmadı. Uygulama parasını da bulmuştuk… Yaktılar…
İlginç bir ev vardı… “Kurşunluoğlu evi”. Anıt olarak saptanmıştı. Bir hanım mimar, tüm yeniden çizimlerini bitirmişti. Onarılacaktı… Onu da yıktılar.
Bütün bunların hiç bir değeri yok onlar için… Örneğin un fabrikasını niye yaktılar? Besbelli yerine 10 katlı “apartman” yapabilmek umuduyla…
Selçuklu döneminden kentte kalabilmiş tek yapı olan camiyi niye yıktılar? Germiyan Oğulları döneminde, bir de daha yüz yıl önce değeri bilinerek onarılmış olan bir camiyi... Kendi yaptıkları çok çirkin, kopyanın kopyası bir caminin önü açılsın diye… Bütün bunlar dediğimi doğrulamıyor mu? Ne tarih, ne inanç ne de ülke bilincinden söz edilebilir mi bunları yapanların?

İstanbul’a dönersek; kent tarihi ve kültürel değerler açısından baktığınızda neler söyleyebilirsiniz? Bir Haydarpaşa’nın, Galata’nın özelleştirilerek ticaret merkezleri haline getirilmek istenmeleri mesela...
Her şeyden önce İstanbul herhangi bir kent değil. Belediye başkanı da üstelik “Doktor Mimar” diye biliniyor. Doktorası da yanlış bilmiyorsam sanat tarihi alanında... Aldığı eğitime bakınca, bunların değerini en iyi bilmesi gereken kişi olmalı değil mi? Haydarpaşa Garı konusunda “mimar” kimliğini öne alarak sorsak, başka türlü yanıtlayacak, ama tepeden “burayı satalım” diye bir buyruk geldiğinde, mimarlığı falan bitiyor… Önemli bir nokta şu: 500 mimar alınıyor, kocaman bir “İstanbul Metropoliten Planlama Bürosu” kuruluyor. Bu bürodan Türkiye’nin yararına bir planlama çıkması olasılığı yok. Neden? Çünkü tepeden gelen bir siyasal buyruk her şeyi değiştiriyor. Yaşayan bir organizmadır kent. Bir evde yalnızca oturma odası, ya da yalnızca yatak odası olması yeterli midir? Kentin de kimi dengeleri olmalı. Bu dengeler insan yaşamına uygun olmalı. İnsan yalnızca yemek içmekle yaşamını sürdüremiyor; eğitimi, sağlık sorunu, kültürel beslenmesi de var. Bir yerde eğer yeterince tiyatro, yeterince okul, sağlık kurumu vb. yoksa orada kent yaşamından söz edemiyoruz.

Galata koca bir kentin yürek çevresidir. Haliç’in, Boğaz’ın, Marmara Denizi’nin birleştiği noktadır. Orada rastgele bir planlama yapılamaz. Bedrettin Dalan’ın belediye başkanlığı günlerinden beri bu yer üzerinde düşünmeğe çalıştım. Bir kültür kurumunun önerisini oluşturmak için… “Burasının kültür alanı olması gerek” diye… Bugün İstanbul’da benim lise, yüksek öğrenim yıllarımdakince bile kültür donanımı yok. Kendi değer yargılarımızı bir yana ittiler. Kendi kültür yapıtlarımızı neredeyse, “Ne olacak canım şunca milyar dolar yatırırlarsa kötü mü olur?” diyerek yıkabilecek duruma geldi insanlar. Hele bir de kişisel çıkarları varsa…

İstanbul Küçükçekmece ve Kartal ilçelerinin dönüşümü için de Büyükşehir Belediyesi turizm amaçlı uluslararası proje yarışması düzenledi ve yabancı mimarlara proje çizdirdi...
Küçükçekmece örneğin… Dışardan yedi mimar çağırdılar. Her birine 70 bin dolar verdiler. Buna yarışma falan denemezdi… “Türk mimarlarını da çağırın” dediklerinde, “Karşılıksız yapıyorlarsa gelsinler” demiş Kadir Topbaş… Ayrıca, örneğin Küçükçekmece’ye yapılan proje için bir profesör dost telefon etti: “900 konut var orda şunca yıldır yaşayan… Onlar ne olacak?“ Onlara tek sözcük sorulmuyor. Yoksa Osmanlı dönemi mi sürüyor? Bunca insan bir kentin sorunu değilse hangi hukuktan söz edebiliriz? Kimin için daha iyi olacak buralar? Eş soruları Kartal’daki 40 bin kişi de sormuyor mu?
Kentsel Dönüşüm adı altında yapılanlar, yaşama haklarını insanların elinden almaya dek vardı... Böyle bir planlama anlayışı olamaz. Planlama insanların mutluluğu için yapılır.

İnsanları mahkemelere, birbirlerine düşürecek; yaşam hakkını elinden alacak planlama olmaz! Bunun üzerine tartışılamaz bile. Bir kişiyi odağa almak doğru değil. Asıl düşünce biçiminin yanlışlığını dile getirmeye çalışıyorum. Yalnızca cebinde parası olmak insanı insan yapıyor mu? Yapsa yapsa “insan görünüşlü” yapar. Adam diyor ki şu kaşıkçı elması ne işe yarıyor, orada öyle duruyor? Satalım gitsin! Asıl önemli olan bu düşünce biçimi. Bu kafayla İstanbul elbette kent olamaz.

Fatih’in İstanbul’a girdiğinde ilk yaptığı iş, Ayasofya için vakıf kurmaktı. Mimar Sinan onur duyduğunu yazdırıyor şair dostuna, Ayasofya’nın onarımıyla görevlendirildiği için. Sinan, Şeyh-ül İslam’a soruyor; “Ayasofya’nın beden duvarlarına yapıştırılmış evler var. Zarar da vermişler. Bunların temizlenmesi gerek. Fakat ‘bir gavur yapısı için İslama eziyet etmek mübah mı?’ diyorlar. Siz ne diyorsunuz bu konuda?” Şeyh-ül İslam yanıt veriyor: “O yapıya gavur yapısı diyenin boynu vurulsa gerektir!” Bu kafayla Kadir Topbaş gibilerin kafası bir olabilir mi?

İstanbul'u satıyorlar

Kentsel Dönüşüm adı altında yapılanlara kent uzmanları dahil geniş bir kesim karşı çıkıyor, ancak yine de bu durumun önüne geçilemiyor. Sizce neler yapılmalı?
Şunu artık görmeliyiz? Birleşmeyi bilmediğimiz için dörtte bir oy almış bir insana kentin yönetimini bırakıyoruz. Bu tür insanların kentin yönetimine gelmesi onların gücünden değil, sosyal devlet düşüncesinde olan insanların, seçimlerle bir araya gelmekteki beceriksizliklerinden…Yine unutturulmuş olan, İstanbul’un yönetilme biçimi üzerine düşünmeyi geciktirmemeliyiz. Başı boş bırakmamalıyız İstanbul’un yönetimini? Bakın işte, ne yapıyorlar? Nerede para var? Dubai’de... Onlara satalım… Ne yazık ki, emperyalizmi küreselleşme düzeyine çıkaran para babalarının isteklerine göre İstanbul’u satıyorlar. Biz, yeterince tepkiyi geliştiremediğimiz için de, onların önümüze sürdükleri gündem üzerinde işte böyle konuşarak süre yitiriyoruz!

http://www.yapi.com.tr/haberler/planlama-insan-icin-yapilir_46846.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!