|
12.10.2008 - Pazar
13.10.2008 - Pazartesi
14.10.2008 - Salı
|
|
|
|
|
Yıldız Mimarlarla Sorunumuz mu Var? |
|
Haber: yapi.com.tr / Birgül Yavuz |
01.07.2008 / 3 Yorum |
“Bir bina hayatı değiştirebilir mi?” başlıklı toplantı dün (30 Haziran
2008) 23. UIA
Kongresi kapsamında
gerçekleştirildi. Oturumun moderatörlüğünü Joseph Rykwertüstlenirken konuşmacı
sıralarında Trevor Buddy, Pipo
Ciorra, Manuel Cuadra, William J. R. Curtis, Louise Noelle Gras, Suha Özkan,
Yasmin Shariff ve Jennifer Taylor oturdu.
. Yapı-Endüstri Merkezi ’ni (YEM) temsilen 23. UIA Kongresi’nde bulunan
Birgül Yavuz toplantıyı yapi.com.tr okurları için izledi. İşte Birgül Yavuz’un
toplantıdan derledikleri:
“Bugün mimarlık, bilgisayarların
hakim olduğu dünyadaki üstün ve fantastik şekillerin yer aldığı bir oyun yeri
haline dönüşme tehlikesi yaşıyor. Tasarımcılar “ikonik” yapılarla ilgi çekiyor,
müşteriler de bu durumdan oldukça memnun. Her şey kısa hamlelerle gerçekleşiyor,
politikacılar etkileniyor, yatırımcılar tahrik oluyor; tamamen duygusal mimik ve
jestlerle ekonomiye, büyük pazara, özelleştirmeye, global kapitalizme ve
izleyici koltuğunda oturan topluma güzel bir seyirlik sunuluyor. Her zamanki
gibi mimarlık politik ve finansal gücün manevralarını perdelemek ve idealize
etmek üzere kiralanıyor. Fakat ortaya çıkan devasa ve ihtişamlı binalar iyi
işlemiyor, iyi işletilemiyor, kavramsal yola çıkışlarıyla çelişiyorlar. İşte tam
da burada ‘ikonik’ oyunumuz başlıyor; destekleyiciler ve mimarlar diyorlar ki;
‘bizlerin ölçek binaları aslında şehirlerimize kimlik katıyor’. Ama yüzlerce
yıldır zaten bütün kimliğini kuşanmış olan şehirlere hangi kimliği katabilmekten
bahsediyoruz? Ekonomistler ve
‘pazarbilimciler’ mimarlığın bir marka olduğunu, global pazara bir şeyleri
satmaya ikna etmek gibi bir görevi olduğunu; bunların da şaraptan sanata,
modadan diktatörlüğün propagandasına kadar değişken bir ölçeği olduğunu ileri
sürüyorlar. Aslında inşa edilen gerçeğin bütün yatırım kararında böyle bir
hayaller bütünü olduğunu, bunun da bir promosyon atmosferi oluşturduğunu
söylemek mümkün. Bugün birçok büyük ölçekli bina, yabancı yatırım paketleri
aslında. Bu binaların sosyal veya yerel kaygılar hakkında söyleyecekleri çok az
şey var. Gerçi bugün bir yere birkaç tane yeldeğirmeni koyduğunuzda çevre
hakkında duyarlı olmuş oluyorsunuz. Bütün bunların esas amacı kar
gerçekleştirmek ve arazi fiyatlarını artırmak. Bilgisayar ekranındaki saydam ve
sanal görüntüler gibi, mimari projeler de sadece bir avuç yüzeyler, işaretler ve
geçici efektler seviyesine inme tehlikesi taşıyor.
‘Bilbao etkisi’ mimarlığın sadece
kendisi için form oluşturmasına yönelik boş bir retorik geliştirmişti. Bundan
etkilenen belediye başkanları da şehirlerinin ilgi çekmesi ve prestij kazanması
için, yıldız mimarlara böyle büyük projeler yaptırmanın yeterli olduğunu
düşündüler. Bu sebeple, yerine uygun, iyi tasarımlı binalar yapmaktansa, bu
‘yıldız sisteminin’ Pritzker ödülü (mimarlığın Nobel’i) de almış bazı mimarları,
sürdürülebilirliği olmayan, içi boş özelliklere sahip, karmakarışık formlardan
oluşan, gerçek anlamları hala anlaşılamamış binalar yapmayı tercih ettiler.
Pritzker ödülü de üstünlüğü vurgulayan “marka” bir ödül olarak kullanılmaya
devam etti, bu savaşta kantite kaliteye üstünlüğünü ilan etti. Modern mimarlık
uygulamacıları bu karmaşık tasarım anlayışından, hangar gibi mimarlık
atölyelerinde seri üretilen mimarlık ürünleri enflasyonundan nasibini her geçen
gün alıyor. Mimarlar bu pazarın istediğini verebilmek için kendilerini ve
işlerini karikatürize ediyorlar. Bu sistemde mimarlık ruhunu kaybediyor ve
toplumun beğendiği form bütününe dönüşüyor. Sizce temalı parklardan, işlevsiz
havaalanlarından veya gökdelenlerden daha fazla müzelere ihtiyacımız yok mu?
Mimarlığın toplumsal kültüre hizmet etmek, hem şehre hem de doğaya katkıda
bulunmak gibi önemli bir görevi yok muydu? “
|
|
|
Yorumlar
(3)
Fonksiyon şart ancak mimarlığın özünde olan tasarım da şart. Aksi takdirde mekan kurgulamasını sıradan bir vatandaş da yapabilir. Burada mimara düşen, kesinlikle en fonksiyoneli en güzel sunmaktır... Evet katılıyorum yeri geldiğinde gerek fonksiyondan gerekse kütleden ödün verilebilir. Ama şunu unutmamak gerekir; tasarlanan mekanların asıl görevi fonksiyonudur. Fonksiyonuna uygun yapılmayan ama ihtişam dolu bir yapı sadece bir heykeldir. Belki böyle yapılara da ihtiyaç var. Ancak kaç tane? Bu kadar çok olması gerekli mi?? Ya da şöyle diyelim: Yapılan her bina bu yarışın içinde mi olmalı?? HAYIR!! Bu çok yalnış bir mimari yargı olur. Hele hele bunun, zaten kimliği olan bir kentte, kimlik oluşturduğunu savunmak daha da yanlış... Belki ikinci bir kimlik! Gerekli mi?
Çiğdem DOĞAN - 14 Temmuz, 2008 - 12:32 |
![]() |
Yenilenme,farklılık isteği,sanatın doğasında mevcut zaten,ama HİÇBİR ZAMAN unutulmaması gereken en önemli husus, MİMARLIK,yanlızca bir SANAT değil,aynı zamanda FONKSİYON KURGULAMA işlevidir. Çünkü,yaşam fonksiyonlarının,ihtiyaçların gerektirdigi her istek, planlamayı ve tabii ki beraberinde mimari kitleyi de etkileyecektir,etkilemesi gerekir de! Özetlersek,MİMARLIK KAVRAMINI diğer sanat dallarından ayıran en önemli FARKLILIK, FORM ve FONKSİYON kavramlarının,birbirinden ayrılamaz (ENTEGRASYON) beraberliğidir.Bazen biri diğerinden biraz öne çıkabilir,ama biri diğerini -nerede ise -yok sayamaz. Mimarlık Tarihi,böyle sayısız örnekle doludur. Kanımca bugun,son 10 yılda görülen örneklerde 'yıldız mimarlar'ın eserleri büyük bir bölümünde görüldüğü gibi islevsellik, (FONKSIYON),ÇOK ÖNEMLİ GÖRÜLMEMEKTE ne yazık ki. Ben bunu KAPİTAL'in pompaladığı ve ön plana çıkardığı 'yıldız'larla yürüttüğü ÇOK PAHALI bir moda olarak kabul ediyorum. Çok hoş formu olan,fakat fonksiyonsuz bir binalar dolu.
Umit SONMEZ - 10 Temmuz, 2008 - 13:05 |
![]() |
Değişime ihtiyaç var. Rutin işlevselliklerden bıkmış olarak durağanlıklara son vermek isteyebiliriz, ancak tasarım ürünü olarak iki gün sonra vazgeçeceğimiz binaları inşa edemeyiz. Binalarımız hem işlevsel, hem sanatın bilincini taşıyan, hem de gelecek nesillere de devredeceğimiz yapıtlar olmalı. Etrafımızda sanat adına yapılan anormalliklere göz yummamalıyız. Çabuk tüketilen sanat anlayışı ile büyük finans ve boyutlarda yıllarca şehirlerimizde yaratılan görüntü kirliliklerine izin vermemeliyiz. Modernlik anlayışımızı toplum yararına iyi bir elemeden geçirmek zorundayız......
ns - 8 Temmuz, 2008 - 12:00 |
![]() |
|
|
Toplam 3 yorum listelendi. Kayıt Aralığı: 1 - 3
|
Yeni Yorum
Yap
|
|
|
|