Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

29 Mart Yerel Seçimleri ve Popülizm

Yerel yönetim, halkın gerçek anlamda bire bir muhatap olduğu demokrasi anlayışı demektir. Demokratik yerel katılım kentsel yaşam, yerel bilinç ve kimliğin oluşmasına etki ederek ekonomik, sosyal ve kültürel konuların tartışılması ve bu konularda ulusal/yerel ölçekte halkın belirleyici olması, gerçek anlamda demokrasiye ulaşmada önemli katkılar

Taraf Gazetesi
1 29 Mart Yerel Seçimleri ve Popülizm

Günümüz yönetim anlayışında hangi sistem uygulanırsa uygulansın, katı merkeziyetçilikle yönetilen ülkelerde, toplumun refahının arttırılması ve demokrasinin yaygınlaştırılmasında, önemli yapısal sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu sorunların çözümünde toplumsal gelişim açısından yerel yönetimler önemli bir yere sahiptir.

Gelişmiş ülkelerde kalkınma önemli ölçüde, halkın yönetime etkin katılımı ve yerel kaynakların harekete geçirilmesi ile gerçekleşmiştir. Bu ülkelerde, yerel yönetimlerin özellikle demokratik değerlerin yaygınlaştırılması, yerel kaynakların harekete geçirilmesi, hizmet önceliklerinin belirlenmesi ve hizmet maliyetlerinin düşürülmesi açılarından, merkezi yönetime üstünlüğü kabul edilmektedir.

Merkezi ve yerel düzeyde katılımcılığın sağlanması ve yönetişim sürecini değerlendirdiğimizde; katılmanın gerçekleşmesi için en uygun düzey olarak yerel yönetimler karşımıza çıkmaktadır.

Yerel yönetim, halkın gerçek anlamda bire bir muhatap olduğu demokrasi anlayışı demektir. Demokratik yerel katılım kentsel yaşam, yerel bilinç ve kimliğin oluşmasına etki ederek ekonomik, sosyal ve kültürel konuların tartışılması ve bu konularda ulusal/yerel ölçekte halkın belirleyici olması, gerçek anlamda demokrasiye ulaşmada önemli katkılar sağlayacağı gerçeği yadsınamaz.

Beyaz eşya demokrasisi

Türkiye demokrasi tarihi kör topal bir görünüm arz etmektedir. Bu sosyolojik gerçeklik hem ulusal alanda hem de yerelde aynıdır. Artık günümüzde hiçbir şey yerel/bölgesel kalmamaktadır. Sınırların her alanda kalktığı bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla yerel yönetim yani bir kentin yönetimi artık ‘demode ve popülist belediyecilik’ anlayışı ile yürümemektedir. Bugün siyasi partilerin yerel yönetim anlayışını direkt özetlemek gerekirse; “Her vatandaşa ev/araba, herkese tabak/tencere” sloganları düne göre biraz değişmiş yerini “her eve çamaşır makinesi/fırın/buzdolabı, çekyat ve herkese Kur’an kursu, her kadına bir çarşaf” söylemleriyle özetlenebilecek kadar basit ve yüzeysel bir hal almıştır.

Hâlbuki siyasi partilerden beklenen yerel yönetim anlayışı bu değildir. Artık yerel yönetim organlarının sadece seçimle iş başına gelebileceğinin öngörülmesi bu kurumlara demokratik özellik kazandırmaya yetmemektedir. Biçimsel koşulların bir adım daha ilerisine geçilerek gerçek bir halk katılımının sağlanması gereklidir. Bu ise toplumdaki tüm katmanlara yönetime katılım yolunu açmakla mümkün olur.

Demokrasi kavramının başlıca öğeleri olan halkın katılımı, çoğulculuk ilkesi ve liderlerin hem danışmaya önem vermeleri hem de seçmene karşı hesap verme sorumluluğu hissetmeleri yerel ölçekte de geçerli değerlerdir. Çağımızın yönetsel gerçekleri ve işleyiş biçimleri açısından bakıldığında, yerel yönetimler ile demokrasi, özerklik, katılım ve yönetişim kavramları birbirini tamamlamaktadır.

Önümüzdeki 29 Mart yerel seçimlerinde eskiden beri süre gelen belediyecilik anlayışının dışında ‘yenilikler’ görme beklentisi her vatandaşta gün be gün artmaktadır. Artık dünya ile birlikte bizde eski fikirlerin yıkılması gerektiği anlayışının bilincine varmalıyız. Siyaset bazen iktidar için bir mücadeleden başka bir şey değildir. Bu doğru ise, siyasî fikirler sadece propagandadır; sırf oy veya destek kazanmak amacıyla tasarlanmış birkaç özel söz veya slogan.

Fikirler ve ideolojiler, sadece siyaset dünyasının kara gerçeklerini gizlemek için kullanılan ‘pencere süs’leridir. Artık ideolojik ve jakoben anlayışlar terk edilmelidir. Bizim yeni fikirlere yeni projelere ihtiyacımız var. Belediyecilik anlayışımız artık asfalt ve üst geçit yapmanın ötesine gidebilmelidir. Ufkumuzun ve hayallerimizin kentleri ‘abartman ve gecekondu’ arasında sıkışmış ucube mimarinin ötesine geçmelidir.

Yeni kentlerimiz ‘Paris ve Londra’yla yarışmalıdır. Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış, buram buram tarih/sanat ve kültür kokan bir Diyarbakır neden Roma ile yarışmasın, İstanbul dünyanın kültür merkezlerine neden meydan okumasın. Ankara dünya başkentleri arasında hak ettiği yerini neden almasın? Dolayısıyla bu tür kentlerin yönetimine talip olmuş olan siyasi partiler ve belediye başkan adaylarının vaatleri arasında bunlarda olsa fenamı olurdu. Vizyonu geniş, herkesi kendine hayran bırakacak projeleri olan kaç belediye başkan adayımız var?

Türkiye’de tıpkı ülke yönetimi gibi yerel yönetimler anlayışı da toplumda dar ‘çatışma’ alanlarına hapsedilmiştir. Bunlara baktığımızda görünen manzara; DTP ve AK Parti arasında, ‘Kürt Sorunu’ gibi Türkiye’nin kronikleşen en büyük siyasal problematiğine indirgenen kutuplaştırıcı/ayrışmacı bir seçim anlayışı içindeki Güneydoğu, diğer bölgelerde ise AK Parti ve CHP ekseninde yürüyen ‘dindarlık ve laikçi’ yarışının inanılmaz görüntüsü içinde zikzaklar çizen ve toplumu geren polemikler (dalaşma/söz dalaşı) almış başını gidiyor.

Bu durumu özetlemek gerekirse, yerel seçimler üzerine yaşanan bu tartışmalarda ‘asıl unsur yani halkın beklentileri’ ikinci plana atılmıştır. Dolayısıyla, kültür kokan/sanatla kalkıp tarihle oturan/turizmin başkenti olan ve iyi yönetişim alanında demokrasinin kalesi olan kent hayalimizi başka bir bahara erteleyeceğiz gibi.

Yerel seçimleri ideolojik kısır döngülere kurban eden anlayışların özelde kentlerimize genelde ise bu topluma faydası yoktur. Ülkemizin zenginliği olarak görülmesi gereken etnik ve dinsel yapımızın günübirlik/ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyasete malzeme edilmesi kimseye fayda getirmez.

Son günlerde DTP’nin bölgede izlediği gerilim politikası hem bölge halkına hem de Türkiye’ye zarar vermektedir. Yerel seçimleri bölgeye yönelik projelerden ziyade içinden çıkılmaz girift sorunlarla yürütmeye çalışmak en çok Diyarbakır ve bölge illerine zarar verecektir. İktidar partisini de anlaşma zemini olmayan noktalara çekip siyaset üretmeye çalışan bir siyasi partinin neyin peşinde olduğunu anlamakta zorlaşmaktadır.

29 Mart'ta projeler yarışsın

Ben hem DTP hem de AK Parti’den bölgeye yönelik ve Türkiye yönelik projelerle yerel seçimlere girmelerini tavsiye ederim. Türkiye demokrasini güçlendirecekse bunu yerelde sağlayacağı iyi yönetişim örnekleriyle olacaktır. İdeolojilerden ve ucuz sloganlardan arınmış duru bir yerel yönetim anlayışı toplumu rahatlatacaktır. Siyasi partilerimiz artık toplumu boğan ve kentlerimizi yaşanmaz hala getiren ‘çağdışı yerel yönetim’anlayışlarından ivedilikle vazgeçmelidirler. Bir mevki ve makam için siyasi partiler ve başkan adayları toplumun değer yargılarını çiğnetmemeli ve içini boşaltmamalıdır.

Yerel yönetimlerde daha öncede belirttiğimiz gibi projeler yarışmalıdır, modası geçmiş ucuz polemikler ve ideolojik argümanlarla dolu söylemler değil.

Sebgetullah Seydaoğlu / Diyarbakır Eski Milletvekili

http://www.yapi.com.tr/haberler/29-mart-yerel-secimleri-ve-populizm_66849.html

Read Comment Section
1 Yorum Yorum Yaz
  • Aynen katılıyorum.. YANITLA
1 yorumdan 1 tanesi gösteriliyor. 
Yorumunuzu ekleyin
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!