Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

ABD'yle 20 Yıldır Enerji İşbirliği Var

Pamir, "SSCB dağıldığından bu yana ABD'yle enerji alanında yoğun bir işbirliği içindeyiz. 20 yıldır konuşulan ve uğraş verilenlere 'yeni açılım' demek, kamuoyunda cilalı imaj yaratma çabasıdır" dedi.

Milliyet Gazetesi/Devrim SEVİMAY
ABD'yle 20 Yıldır Enerji İşbirliği Var

umhurbaşkanı Gül'ün ABD ziyaretine baktığınızda sizce de Türkiye-ABD arasında enerji işbirliğine dayalı yeni bir sayfa açmak mümkün mü?

Bir kere önce şunu söylemek lazım: İlk kez yapılan hiçbir şey yok ortada. Biz özellikle SSCB dağıldığından bu yana, zaten ABD'yle enerji alanında yoğun bir işbirliği içindeyiz. ABD, enerjideki Rus tekelini kırmak ama kırarken de İran'ı güçlendirmemek istiyordu. Bu noktada, Türkiye üzerinden uluslararası piyasaları hedefleyen boru hatları projeleri gündeme geldi. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı ve Güney Kafkasya Boru Hattı bu stratejinin meyveleridir.

Yani başarılı bir işbirliği denebilir mi?
Tam değil, çünkü planlar içinde Türkmen gazıyla Kazak petrol ve gazının da taşınması vardı ama bunlar henüz başarılamadı. 17 yıl önce ABD de, Türkiye de, tıpkı bugün olduğu gibi, çok ihtiraslı projelerden söz ediyordu. Binlerce kilometrelik gaz ya da petrol boru hatlarının Avrupa'ya ulaşması... Rusya'yı ve İran'ı baypas eden çoklu boru hatları... Orta Asya ülkelerinin tamamen bağımsızlaşması ve kalkınması... Ama söylemlerle eylemler birbirini istenildiği kadar tutmadı.

Ne engel oldu ABD'ye?
Aslında bunun, bugün de ders çıkarılması gereken çok çarpıcı nedenleri var:
Birincisi, özellikle ABD'nin Dışişleri Bakanlığı içindeki yapılanmada "Önce Rusya" diyen bir politika hâkimdi. Bunun başını da dönemin Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott çekiyordu. Bu politika, Rusya'nın izin vermeyeceği hiçbir şeyin yapılamayacağını savunuyordu.
İkinci faktör çokuluslu şirketlerdi. O şirketler, ABD yönetimine rağmen Ruslarla işbirliğine girdiler ve kendi çıkarlarına göre pozisyon aldılar. Dolayısıyla işler planlandığı gibi gitmedi.

Ta ki 11 Eylül'e kadar?
Evet, çünkü 11 Eylül olayları enerjide söylemden eyleme geçişi tetikledi. O tarihten sonra ABD'de "enerjide kaynak çeşitliliği"nin gereğine daha fazla insan ve kurum sahip çıktı. Siyaset, dar anlamda ekonominin önüne geçti ve Rusya-İran hattında oyun oynamayı sürdürmek isteyenler biraz daha geride bırakıldı.

Peki 11 Eylül dahil, ABD'nin son 20 yıldaki tüm enerji stratejisine bakarsak ortaya çok özetle nasıl bir analiz çıkıyor?
Bu 20 yılın son 3-4 yılında "Rusya efsanesi" çok daha sıkı döndü. İran'ı evet, sıkıştırmayı başardı. Ama işgalin üzerinden bunca yıl geçmesine karşın, ABD Irak'ta hâlâ muktedir değil.

ABD, Irak'ta muktedir değil
Muktedir olmadığının kanıtı ne?
İşin siyasi ve insani boyutunu bir kenara koyarsak, ABD'nin enerji alanında muktedir olmadığının en basit göstergesi şu: İşgalden beri Kerkük-Yumurtalık boru hattı çalışmıyor. Hattın işlememesi nedeniyle bizim sadece tarife gelirimizden kaybımız 2003'ten bu yana 1 milyar dolar civarında. Muktedirseniz, önce bu somut alandan başlayalım "işbirliğine..."

İkincisi, Saddam döneminde Irak'ta günde 2.6 milyon varil üretiliyordu. Sürdürülebilir üretim kapasitesi ise, günde 3.3 milyon varildi. Geçen ay Irak'ta üretilen günde 1.9 milyon varil. Çünkü muktedir değil.

Siz de "Muktedir olmayan bir güçle ben nasıl yeni bir sayfa açacağım" diyorsunuz?..
En azından fazla umuda kapılmadan önce bu soruyu sormamız gerekiyor. Bakın, Türkiye Petrolleri, 12 yıldır Irak'taki 4 milyar üretilebilir rezervi olan Garaf ve Mansuriye sahalarını almaya çalışıyor. Parasıyla... Muktedirsen, dört yıldır bu konuda "yardımcı" olsaydın...
Siz Irak'a girmeden önce ben petrolün varilini 25-30 dolardan alıyordum, şimdi 100 dolar. Ve üstelik ben petrolde yüzde 96 dışa bağımlıyım. Üstelik petrol fiyatı arttıkça gaz fiyatı da artıyor ve Türkiye gazda da neredeyse yüzde 100 bağımlı. Şimdi bu tabloya bakınca ABD'yle Irak'ta yeni bir sayfa açılacağına nasıl inanalım? Ne değişmiş; muktedir mi olmuşlar Irak'ta?

Yeni ne konuşuldu, anlatsınlar
Ama Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaretinde ABD ile Irak'ta enerji alanında yeni bir mutabakat sağlandığı söyleniyor?..
20 yıldır konuşulan ve uğraş verilen şeylere, ben şimdi "yeni" açılım diyenlere, sadece gülümsüyorum. Çünkü Batı cephesinde değişen hiçbir şey yok. Kaldı ki ABD'de enerji alanında "yeni" ne konuşulduysa çıksınlar halkın önüne anlatsınlar. Irak'ta yıllardır yapılamayan yarın gerçekleşirse, bundan ben sadece sevinç duyarım. Ancak ABD Irak'tan çıkıp orada taşlar yerine oturmadığı sürece de Türkiye'nin enerji konusunda somut bir adım atabilmesi çok olanaklı görünmüyor.

O zaman sizce bu heyecan niye?
Çünkü kamuoyuna cilalı imaj yaratma çabası var. Türkiye'deki anti-Amerikancılığın nasıl kırılacağı noktasında son zamanlarda bir halkla ilişkiler atağı başladı. Ben böyle bir kampanyaya alet olmamak ve bu tutarsızlığı sergilemek adına eleştiri getiriyorum. Yoksa bizim ABD'yle ilişkilerimizi elbette düzeltmemiz gerekir.
Ben de kişisel olarak bu konuda yapabileceğimi yaparım, ama başarılmamış işler üzerinden, köylü uyanıklığıyla "ABD'yle enerjide ne biçim işler yapacağız" havası yaratmaya gerek yok. Bilakis, bu tür temelsiz mesajların gerçekçi ortaya çıkınca Türk-Amerikan ilişkileri daha büyük zarar görüyor. Şunu her iki taraftaki "akıl daneleri"ne söylemeye çabalıyorum:
Gerçekçi olun. Eğer erk ABD'deyse, bugüne kadar Irak'taki yatırım çabamıza neden engel oldu? Erk ABD'de değilse, bize neyin sözünü veriyor? Ben sadece bu basit soruma yanıt arıyorum.

Türkiye'deki enerji trafiği giderek yoğunlaşıyor
Geçiş koridorunda olmak üstünlük, mevcut gaz anlaşmaları zayıflık, diğer kaynaklar fırsat, dışa bağımlılık büyük tehdit
'SWOT' analizine göre enerjide durum

"SWOT" İngilizcede şu dört kelimenin baş harflerinden türetilmiş: Strenghts (Üstünlükler), Weaknesses (Zayıflıklar), Opportunities (Fırsatlar) ve Threats (Tehditler). Büyük kuruluşların yeni stratejiler belirlerken yaptıkları bu "SWOT analizi"ni biz Necdet Pamir'den Türkiye'nin enerji alanına uygulamasını istedik:

S: Üstünlükler
1- Türkiye, doğudaki çok zengin doğalgaz ve petrol kaynaklarıyla batıdaki çok büyük tüketici bölgeleri tam bir geçiş noktasında. Aynı şekilde kuzeyle güney enerji koridorunun da ortasında.
2- Bugün petrol ve doğalgaz varlıklarının üstünde oturan ülkelerden farklı olarak Türkiye çok daha demokratik, laik ve hukuka dayalı bir sistemle yönetiliyor. Dolayısıyla hem enerji arz eden hem de talep eden ülkeler açısından cazip.
3- Türkiye'nin kendisinin de önemli bir ithalatçı ülke olması, Avrupa'ya uzanacak bu yüksek maliyetli hatları ekonomik hale getiriyor.
4- Müteahhitlik ve mühendislik hizmetleri sektörünün birikimi de ciddi avantaj.

W: Zayıflıklar
1- 1954'te arama, üretim, rafinaj, dağıtım, pazarlama yapmak üzere "dikey entegre" yapıda kurulan TPAO, 1980'den sonra parçalandı ve şimdi sadece arama-üretim şirketi oldu. Aynı durum TET için de geçerli. Bu durum dev şirketlerle rekabeti çok zedeliyor.
2- Türkiye, abartılı gaz talep tahminlerine dayalı olarak imzalanan uzun erimli "al ya da öde" anlaşmaları yüzünden 25 sene doğalgaz almak zorunda. Bu da Türkiye'yi tek kaynağa bağımlı hale getirip seçeneklerini geliştirmesini engelliyor.
3- Doğalgaz kullanarak elektrik üreten yap-işlet-devret ve yap-işlet santralleri büyük yanlış.
4- Türkiye'de verimsiz enerji kullanımı, çocuklara yönelik "Enver Şenliği"yle çözülemeyecek kadar ciddi bir mesele. "Duble yollar" inşa etmekten ziyade, kitle ulaşımına geçmekten, makinelerin standartlarına, ampullerin türüne kadar geniş bir yelpazede uygulama gerekiyor.
5- Nitelikli bir kesim de olmakla birlikte, Türkiye'nin bütün enerji kurumları ehliyetsiz kadrolar tarafından yönetiliyor. Kurumlar arası uyumsuzluk ve çekişme ise kaos düzeyinde.
6- Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden ve EÜAŞ'tan tahsilat yapamayan BOTAŞ, işletmesini sürdürebilmek için yüksek faizli kredi alıyor. Oysa bu kurumların siyasi hesaplardan bağımsız, kâr hedefiyle çalışması lazım.
7- Rusya-İran-ABD üçgeninde zaaflarımız var. Bir yıldır Rusya'yla neredeyse bir hasımlık söz konusu. İran ile "mutabakat" imzalarken BOP macerasının "eşbaşkanlığı" ile övünülmesi büyük çelişki. Oysa Türkiye tükettiği gazın yüzde 63'ünü Rusya'dan, yüzde 18'ini İran'dan alıyor.

O: Fırsatlar
1- Türkiye, aslında doğalgaz ve petrole alternatif enerji çeşitliliği yaratma imkânına sahip: Teknik-ekonomik hidroeletrik potansiyelimiz 180 milyar kilovat saat. Rüzgâr gücümüz 48 bin megavat. 10 milyar tonluk linyit rezervlerimiz var. Jeotermalde ciddi bir potansiyele sahibiz. Dünyanın giderek en değerli maddesi haline gelen bor rezervlerinin yüzde 65'i Türkiye'de... (Sorun: Bu saydıklarımız ya hiç kullanılmamış ya da çok az değerlendirilmiş.)
2- Türkiye'nin denizlerinde petrole de ilişkin çok önemli spekülatif bir potansiyel var. Özellikle Doğu Akdeniz ve Doğu Karadeniz keşfedilmeyi bekliyor. (Sorun: TPAO kan kaybediyor.)
3- AB, doğalgaz ithal ettiği ülkelerden Rusya'nın yüzde 28'lik payını azaltmaya çalışıyor. Bu nedenle enerji politikasını tanımlayan temel metninde Türkiye'yi 4'üncü arteri olarak tanımlanıyor. AB'nin hızla artan enerji ithalat gereksiniminde Türkiye'nin köprü konumunda olması büyük bir fırsat. (Sorun: Önceden imzalanan yanlış anlaşmalar yüzünden Türkiye'nin üçüncü bir ülkeye satış hakkının olmaması.)
4- Yunanistan'a gaz vermek de Türkiye için önemli bir avantaj. Zira, böylece ilk kez, ülkemiz üzerinden geçen hat ile Hazar'dan gelen gaz bir Avrupa ülkesine iletilmiş oluyor. (Sorun: Düşük fiyatlandırma yapılması.)
5- Uluslararası planda sıkışan İran, büyük gaz rezervine sahip Güney Pars sahasının bazı bölümlerini TPAO'ya açmayı öneriyor. (Sorun: Bölgede Bush'a endeksli politikalar izlenmesi.)
6- Azerbaycan ve Gürcistan'da istikrar arttıkça, Türkiye'nin bu ülkelerle karşılıklı ticareti ve orada yapacağı yatırımlar daha sağlam bir zemin üzerine oturacaktır. (Sorun: Potansiyel kapkaççı iş adamları.)

T: Tehditler
1- Enerji sektöründeki en büyük tehdit bağımlılıktır. Ne yazık ki Türkiye doğalgazda yüzde 99, petrolde yüzde 92 dışa bağımlı. Yani gaz ve petrol fiyatları arttıkça ekonomisine darbe yiyecek bir ülke konumunda. (2007 yılının gaz-petrol ithalat faturası yaklaşık 35 milyar dolar)
2- Türkiye, doğalgazının yüzde 63'ünü Rusya'dan alıyor. Bu kadar büyük bir miktarın tek bir ülkeden alınması son derece büyük bir zaaf.
3- Kerkük-Yumurtalık boru hattına terör saldırıları yüzünden uğradığımız zarar yaklaşık 1 milyar dolar. İşgalden beri Irak'ın enerji alt yapısına yapılan saldırı sayısı 400'den fazla. Bunlar doğrudan petrol fiyatlarını etkiliyor ve Türkiye gibi dışa bağımlı ülkeleri büyük zarara uğratıyor.
4- Boru hatları ve tankerlerin geçiş yolu olması Türkiye'nin önemini arttırmakla birlikte, potansiyel hedef haline de getiriyor. Mesela ABD, bir süredir "Karadeniz'in güvenliğini sağlama" gerekçesiyle, kendisinin ya da NATO güçlerinin Karadeniz'de bulunmasını istiyor. (Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 8'i Boğazlardan geçiyor.) Türkiye, "Böyle ihtiyacımız yok" dese de Bulgaristan, Romanya, Gürcistan gibi kendine yakın gördüğü ülkelerle "ABD gelsin" söyleminin altyapısını hazırlamaya çalışıyor.

http://www.yapi.com.tr/haberler/abdyle-20-yildir-enerji-isbirligi-var_58721.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!