Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Altın Biter, Üzüm Bitmez

Sert poyraza karşın, şubat güneşiyle iliklerimize kadar ısındığımız bir cumartesi günüydü. Yol arkadaşım Işık Teoman ile birlikte alışkanlık haline getirdiğimiz hafta sonu gezilerinden birindeyiz. Bu kez rotamızı Efemçukuru'na çeviriyoruz.

BirGün Gazetesi/Engin YAVUZ



ert poyraza karşın, şubat güneşiyle iliklerimize kadar ısındığımız bir cumartesi günüydü. Yol arkadaşım Işık Teoman ile birlikte alışkanlık haline getirdiğimiz hafta sonu gezilerinden birindeyiz. Bu kez rotamızı Efemçukuru'na çeviriyoruz. Türkiye'nin en nitelikli kara üzümlerinin yetiştirildiği Efemçukuru'na ulaşmak için iki yol var. Ya Tırazlı Köyü üzerinden gideceksiniz, ya da Güzelbahçe'den ulaşacaksınız. Biz Tırazlı üzerinden gidiyoruz. 31 kilometrelik bir yolculuğumuz var.

Tamamlanalı aylar olduğu halde CHP'li diye Konak Belediyesi'ne teslim edilmeyen TOKİ konutlarını geride bırakıp, iki yanı makilikler ve genç fidanlar tarafından kuşatılmış, zaman zaman çöp yığınlarıyla da süslenen dar asfalt yoldan tırmanıyoruz. Bölgenin 5-6 bin hektarlık fıstıkçamı ve karaçam ormanlarına sahip olduğunu yıllar öncesinden biliyorum, büyük orman yangınlarına da tanık oldum burada. Genç ormanlar filiz veriyor bir yanda...

Ama keçi sürüleri her zamanki gibi işbaşında. Keyfimizi bozmamaya çalışarak ilerliyoruz. Her dönemeçte karşımıza çıkan eski çeşmelerden buz gibi dağ suları akıyor, zaman zaman içip serinliyoruz. Yükseldikçe İzmir uzaklaşıyor... Sakin bir yaşamı tercih edenlerin körfezi, tertemiz bir havada kuşbakışı seyredebildikleri Tırazlı ilk durağımız. Oyalanmıyoruz burada. Güneş görmeyen koyaklarda on gün önce yağan karın kalıntıları duruyor hâlâ. Karaçam ormanının beslediği havada insanı sarhoş eden bir oksijen yoğunluğu var. Yarım saatlik bir tırmanışın ardından az ötedeki Kavacık sapağına varmadan sola, Efemçukuru sapağına dönüyoruz. Çok gitmeden ilk sürpriz çıkıyor karşımıza.

Orman Bölge Müdürlüğü'nün sanırım bir-iki yıl önce gençleştirme gerekçesiyle ormanlarını dümdüz ettiği derin bir vadi burası. Vadinin çok ötesinde iki tepe arasında masmavi Ege Denizi görünüyor. Son dönemde yoğunlaşan "Mahalle baskısı"ndan mı bilmem hemen fidan dikilmiş ama göz boyamak için... Dikkatli olanların hemen fark edebileceği bir şekilde yalnızca iki sıra fidan var yol kenarında. Yol arkadaşım "niye böyle yapmışlar" diye soruyor, ne diyebilirim..

"Takiyye" gençleştirme

Çünkü bu gençleştirme işi bana da hiç inandırıcı gelmiyor. Bir oyun var biliyorum ama net göremiyorum. Çünkü ormancılıkta da "takıyye" var... Daracık orman yolunun sağında solunda, ortasından berrak kar sularının küçücük dereler halinde aktığı derin vadiler uzanıyor. Eğimli arazilerde irili ufaklı üzüm bağları... Her köşeden ipince dumanlar yükseliyor. Çünkü burada budama zamanı... Köylü bağını gelecek yazın bereketli üzümleri için hazırlıyor. Selamla-şıyoruz kimisiyle, kolaylık diliyoruz...

Geride bıraktığımız çıplak tepelerin yıllar önce ormanlarla kaplı olduğunu hatırlıyorum ben, ama devasa karaçamlardan bir iz bile kalmamış. Bu zirvelerden Seferihisar'ı, Çeşme'yi Urla'yı seyrederdik. Ama aramızda hep ağaç silüederi vardı, şimdi koskoca bir boşluk... Sanki büyük bir operasyona hazırlanılıyor. Görünüm öyle... Yeni orman yolları açılmış, belli ki kıyım sürecek. Fotoğraf çekerken çevreyi dinliyorum, "Tık" yok... Çok değil birkaç yıl önce bu yollarda bize neşeli cıvıltılarıyla binlerce kuş eşlik ederdi. Şimdi ses çıkmıyor.

Yaşar Kemal'in "Kuşlar da gitti" adlı romanını anımsıyorum. Giderek betonlaşan Menekşeli Vadi'ye gelen kuşların sonunda konacak bir tek ağaç bile bulamadıklarını anlatmıştı o romanında. Artık Menekşeli Vadi'ye benziyor burası. "Köye gitmeli, köylülere sormalı" diyorum. Efemçukuru'na ulaşıyoruz sonunda. Bağcılığın 500 nüfuslu merkezinde günlük yaşam sürüyor, bağında olmayan kahvede, birkaçı adarını sulamaya götürüyor. Sokaklarda çıngıraklı köpekler... Bir kahvehanenin önünden geçerken camı tıklatıyorlar. Bakıyoruz, kahveye buyur ediyorlar. "Bir çay içmeden olur mu" diyorlar, konuk oluyoruz masalarına.

Başında poşusu-bağından henüz gelmiş- Mustafa Mızrak konuşuyor, Hüseyin Bey, Hasan Kumral, Hüseyin Öztürk, "doğru, haklı" diyor, onaylıyorlar. "İyi ki öteki kahveye gitmediniz hoş karşılamazlardı sizi" diyor Mustafa Mızrak. Sanki köy ikiye bölünmüş, madeni isteyenler ve istemeyenler ayrı kahvehanelerde oturuyor. Biz madene karşı olanların konuğuyuz. Bir süre önce köye iki otobüsle gelmiş madenciler. "Bizi Kütahya Tavşanlı'daki gümüş madenine götürdüler" diyor Mustafa Mızrak ve ekliyor:

Köylü işe yaramaz

"Bize madenin çevreye zarar vermediğini kanıtlamak için uğraşıp durdular. Ama yanımızda o madenin kuruluşu öncesinde toprağını maden şirketine satan bir muhtar da vardı. Böyle olacağını bilseydim size bir avuç toprağımı bile vermezdim" dedi. Çok takdir ettik kendisini. O sırada şirketin yöneticilerinden biri geldi. Maden açıldığında köyden 200 kişi alacakmışsınız, doğru mu diye sordum. "Bana, köyden ancak bekçi alırız. Bize bilgisayarları kullanacak teknik eleman lazım, köylüyü ne yapalım cevabını verdi. Gerçekten dediği gibi iki-üç kişi aldılar köyden. Madenin kurulacağı alanda nöbet tutuyorlar şimdi. "Peki siz ne düşünüyorsunuz" diye soruyorum, yanıdıyor: "Gözlerini bizim topraklarımıza diktiler. Dönümü 12-13 bin YTL'ye çıktı arazilerin. Ama bizim verecek bir karış toprağımız yok. Kara üzümümüz altından daha kıymetli. Altın bir gün tükenir ama üzüm bitmez, budadıkça yeşerir. Boşuna hayal kurmasınlar, bu toprakları kimseye vermeyeceğiz. Bizden toprak alamazlar."

Köy civarındaki vadilerden derelerin aktığını anlatıyor Mustafa Mızrak, şunları söylüyor: " Barajı da en-gelliyorlarmış diye okuduk gazetelerden. Barajı yaptırmayacaklar, bu sular buradan boşuna akacak ve yıllardır içtiğimiz kaynak sularımızı da zehirleyecek bu madenciler. Biz üzerimize düşen neyse yapacağız. Ama siz de engel olun, kirletmesinler topraklarımızı. Yoksa bir torunlarımızın yüzüne bakamayız." Vedalaşıyoruz, bizi uğurlarken, "On güne kalmaz asmalar, meyve ağaçları tomurcuklanır, çiçekleniyor, buralar mis gibi kokar. Yine bekleriz." diyor. Buruk ayrılıyoruz Efemçukuru'ndan. Bu cennet cehenneme dönüşmemeli..

Çünkü bizler de torunlarımıza veremeyiz bunun hesabını...

http://www.yapi.com.tr/haberler/altin-biter-uzum-bitmez_59826.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!