Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Ankara Elden Gitmeden

Ankara'ya ilk kazma, bundan 12 yıl önce vurulmuştu. Çığlık atanların çığlığı, sessizliğe bürünenlerin sessizliğinde boğulmuştu. Önce Mithatpaşa vurulmuş, sonrasında Akay nasibini almıştı. İlk kazmada sessizliğe bürünenler, çığlık atsalardı, bugün bıçak Kuğulu'ya dayanmış olmazdı.

Radikal İKİ
Ankara Elden Gitmeden

ititlerin Ankuva, Galatların Ankyra dedikleri Ankara, 1. yüzyılın başında Roma İmparatorluğu'nun en büyük ve görkemli üç şehrinden biriydi. Savaşların ve salgın hastalıkların etkisiyle küçüle küçüle 20. yüzyılın başına kadar gelen Ankara, nihayetinde, Mustafa Kemal'e kapılarını açarak, tarihsel önemine yeniden kavuşmuş oldu. Gerçi, Fatih, İstanbul'u isterken, Hacı Bayram Veli'den izin isteyerek, Ankara'nın önemini o günlerde keşfetmiş; Bitlisli Şeyh Müştak, Ankara'nın liderliğinin haberini daha 19. yüzyılda, "Labüd olur o me'va Islambol ile hemser (başabaş)" dizesiyle vermişti.

Yıllar önce, "Bugünkü Ankara, siyaseten başkent olmakla birlikte, ekonomiden sanata, şiirden romana kadar uzanan pek çok alanda başkent olma özelliğini İstanbul'a bırakmış gibidir. Şiirin, romanın, sinemanın, tiyatronun gündelik yaşama karışmadığı bir başkent, ister istemez, siyasal dar görüşlülüğün hapishanesine sıkışmaktan da kurtulamamıştır elbette!" demiştim. Bugün bakıyorum da, belki de bu dar görüşlülüğe izin verdiği için Ankara, Cumhuriyet'in kuruluş sürecindeki direncini yitirmişe benziyor.

Göğsüne yaslanılacak kent
Oysa Ankara'nın insan yönü her zaman öne çıkmış, haksızlığa karşı direnç noktasına dönüşmüştür. En olmaz zamanlarda Mustafa Kemal ve arkadaşlarına kapısını açan Ankara, yangınlara attığımız Metin Altıok'un, "Başımı göğsüne yaslayıp ağladığım tek kent" dizesindeki gibi sahiden insan bir kent. İstanbul'a karşı alttan alması, alçakgönüllüğünden ancak, kendisine yabancılaşarak, kimliksizleştirilmeye boyun eğmesi, ufku dar politikacıların şehre karşı vefasızlığından başka bir anlam taşımıyor.

Evet, Ankara artık kendisine yabancılaşıyor. Zerrin Taşpınar'ın, "Kar yağıyor Ankara'ya ve Bulvar/ yıllardır duran bir gemiye benziyor şimdi..." dediği Bulvar, çok yakında, yalnızca araçların geçtiği sıradan bir beton yığını ve dolayısıyla insansızlaştırılmış olacak. Daha 10 yıl önce, insan öncelikli bir kent içi yaşam egemenken, bugün kadınların, çocukların, yaşlıların ve engellilerin korkudan yalnız başlarına hareket edemediği bir kente dönüştü. Şimdi tam anımsamıyorum ancak, sanırım, uzun süre Avrupa'da kalmış biri, Ankara'da hiç engelli görmemiş olmasını hayretle anlatmıştı. Nasıl anlatabilirdim ki, kentin insani özelliklerinin kaybedildiğini ve Ankaralıların neme lazımcılığa kapı araladıklarını?

Ankara'ya ilk kazma, bundan 12 yıl önce vurulmuştu. Çığlık atanların çığlığı, sessizliğe bürünenlerin sessizliğinde boğulmuştu. Önce Mithatpaşa vurulmuş, sonrasında Akay nasibini almıştı. Derken, Ankara'nın bulvarı kesen kesmeyen bütün caddeleri, araçların hızlı geçişine olanak veren alt-üst geçitlerin işgaline uğradı ve şimdi sıra Kuğulu'ya geldi. İlk kazmada sessizliğe bürünenler, çığlık atsalardı, bugün bıçak Kuğulu'ya dayanmış olmazdı. Daha da acısı, entelektüellerin ilgi odağı olan bir gazete, "Cumhurbaşkanlığından havaalanına duraksamadan gitme" biçiminde övgü dolu cümleler yazmaktan utanç duyardı.

Uyan ey Ankaralı!
Geçenlerde, kentlilik bilinci yüksek bir gazeteci dostumdan gelen elektronik posta, son noktaya gelindiğine işaret eder gibiydi. Gazeteci dostum, "Kuğulu Kavşağı'ndaki alt geçit inşaatı nedeniyle Atatürk Bulvarı'nın, Kuğulu Park ile Ankara Sanayi Odası arasında kalan bölümündeki kaldırımda büyük bir ağaç katliamı yaşanıyor. Kaldırım daraltılırken kaldırımdaki ağaçlar elektrikli testere ile kesiliyor. İste size Ankara'da yaşanan ve yürek sızlatan (Melik Gökçek'inki hariç) ağaç katliamından görüntüler..." yazısıyla kesilmiş ağaç fotoğraflarını göndermiş.

Kent, kentlinin arkadaşıdır. Kim bilir kaç Ankaralı, Kuğulu'nun alt geçide kurban edilen noktasına aşkını fısıldadı, kim bilir kaç şair kesilen ağaçtan esinlenerek şiirini dizeleştirdi. Cemal Süreya yaşasaydı bile artık, "huzursuz bir zürafa gibi bile dolaşamayacak" Ankara'da! Ataol Behramoğlu'nun, "Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş Çankaya'ya/ Bir Pazar, güneşli bir Pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara" dizelerindeki Ankara'ysa artık nostalji olacak. Öyle bir gün gelecek ki, Özdemir İnce bile, "bulvarda şiir okur, sokaklara sığınırdık" dizesini Ankara için yazdığından kuşkuya düşecek. Çünkü, Bulvar da, Ankara da yok ediliyor!

İnsanın içi acıyor. Acıları azaltmak için umutlu olmak gerekir. Bu nedenle Ahmet Telli'nin, "Belki yeniden güzelleştiririz/adları değiştirilen parkları" dizelerine sarılıyorum. "Uyan ey ehl-i vatan", Ankara elden gidiyor!

http://www.yapi.com.tr/haberler/ankara-elden-gitmeden_51759.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!