Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Balkanlar'da Hayalî Miras

16-18 Kasım'da Belçika'nın Antwerpen kentinde Saint-Ignatius Üniversitesi'nin tertiplediği bir toplantıya konuşmacı olarak katıldım. Amaç Avrupa Birliği'ne katılacak olan Bulgaristan, Romanya ile gelecekteki Türkiye konusunu tartışmaya açmaktı.

Zaman Gazetesi/Herkül MİLLAS
Balkanlar'da Hayalî Miras

6-18 Kasım'da Belçika'nın Antwerpen kentinde Saint-Ignatius Üniversitesi'nin tertiplediği bir toplantıya konuşmacı olarak katıldım. Amaç Avrupa Birliği'ne katılacak olan Bulgaristan, Romanya ile gelecekteki Türkiye konusunu tartışmaya açmaktı.
Konu başlığı 'AB ve Balkanlar'daki tarihî miras' diye belirlenmişti ve ilgili ülkelerden gelenlerin dışında bu toplantıya bu konularda uzman olan, Amerikalı, İngiliz, Fransız, Alman vb. birçok konuşmacı da gelmişti. Benim için öğretici olan bu toplantıdan bazı izlenimlerimi aktarmakta yarar görüyorum.

Toplantı yuvarlak masa diyebileceğimiz bir panelle açıldı ve ilk konuşmacılardan Prof. D. Rochtus, Türkiye karşıtı tutumu ve benim tepkimle toplantı birden elektriklendi. Panelde, dinleyicilerin soru ve yorumlarıyla da yalnız Türkiye konuşulmaya başlandı; 'Biraz Bulgaristan ve Romanya konusuna da değinelim.' diyordu paneli yöneten. Aslında uluslararası ilişkiler uzmanı profesörün söyledikleri o denli yanlış değildi; ama çizdiği çerçeve ve durumu ele alış biçimi önyargılı bir yaklaşım sergiliyordu. Türkiye'nin eleştirilecek çok yanı olduğunu örnekler vererek ben de söyledim (ve böyle yaparak 'savunmam' da inandırıcı oldu); ama 'Türkiye' diye gösterilmek istenenin önyargılı bir soyutlama ve bir stereotip olduğunu, aslında Türkiye'de farklı güçlerin var olduğunu, bu dinamizmi göz önüne almadan seçmeli bir yöntemle ve sanki ileride de bu ülkenin hiç değişmeden aynı kalacakmış gibi hükümler getirmenin (ırkçılıktır demeye dilim varmadı) ama kötü ideolojileri anımsatıyor dedim. 'Daha altmış yıl önce buralarda (yani Orta Avrupa'da) egemen olan ideolojileri unutmayın' dedim. Ve o panelin hemen başında, bu salonda zor anlar yaşayacağım duygusuna kapıldım.

Oysa hiç de öyle olmadı. Sonraki bütün konuşmacılar son derece soğukkanlı değerlendirmelerde bulundular. Özellikle konumuz Balkanlar'daki miras olduğu için birçok kez Osmanlı mirasının nasıl kabul edilmek istenmediği, bu yönde milli hükümetlerin bu mirasın izlerini silmek için giriştikleri tahribatı ve tahrifatı da örneklerle uzun uzun anlattılar. Balkanlar'da tarihî mirasın Osmanlı olduğu konusunda hiçbir itiraz duyulmadı. Türkiye'nin AB üyesi olmasına da itiraz eden olmadı; ama böyle bir katılımın doğuracağı sıkıntılar konusunda tartışmalar oldu. Bu toplantıdan edindiğim temel ders, bazı Batılı aydının Türkiye konusunda önyargılı oldukları kadar, ilk anlarda beliren ve önyargılı hasımlarla sarılı olma duygumdan, benim de onlara karşı aceleci bir önyargıyla yaklaştığımdı. Sonunda bu tür araştırma kurumlarının oldukça tarafsız çalışmaya özen gösterdiklerine kabul etmek zorunda kaldım. Toplantının tertipleyicilerinden Prof. R. Detrez'in 'Belçika, Kongo'da neden olduğu milyonlarca ölü konusunda özür dilemeden AB'ye üye oldu.' hatırlatması ve 'Batı, günahlarını Balkanlar'a yükleyip suçlarından kurtulmaya çalışıyor.' gibi sözleri bunun bir işareti sayılabilir.

Gerçek miras, hayalî miras
Benim sunuşum Balkanlar'daki ulusçuluk konusundaydı. Tarihî mirasın aslında iki farklı biçimde ortaya çıkmakta olduğunu anlatmaya çalıştım. Birincisine 'gerçek miras' dedim ve bu, bilincinde bile olmadan bizim günlük yaşamımızda tekrarladığımız yaşam biçimidir. Ama Osmanlı döneminden sonra kurulan milli devletler, bilinçli bir çabayla bu mirasın yerine 'hayalî bir mirası' yerleştirmeye çalıştılar. Ve büyük oranda başarılı da oldular. Bu konuda Türkiye ve Yunanistan'dan birkaç örnek verdim. Türkiye'de Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorileri tipikti. Yunanistan'da Bizans konusu örnektir: 1850'ye kadar 'düşman' ve 'yabancı' sayılan Bizans birden -ve herhalde yayılmacı Megali İdea'ya meşruiyet kazandırmak için- tarihçi K. Paparigopulos tarafından Yunan sayıldı. Yunanlılar kendilerini Eski Yunan'ın ve Bizans'ın mirasçısı gibi görmeye başladı. Merkezî eğitim, yeni sanat yapıtları, yer isimlerinin değişimi, eski mimari izlerin silinmesi gibi girişimlerle artık, Hobsbawm'un deyişiyle, bir 'gelenek icat' edildi. Gerçek ile hayalî miras yan yana bile yaşayamadı. Balkanlar'daki yeni uluslar bu icat edilen geçmişe ve mirasa inandıkça gerçekten yaşadığı mirastan yabancılaşmaya başladı.

Milli devletlerin oluşturdukları bu yeni mirasın (ve yeni kimliğin) hiç de Balkan mahsulü olmadığını, tam tersinden Batı Avrupa'dan kopya edilen 'milli idealin' sonucu olduğunu anlattım. Kusurun Doğu'da değil Batı'da da aranmasının gereğini hatırlattım. Ve bir İtalyan gezginin 1788 yılında İstanbul'u ziyaret ettiğinde yazdıklarını okudum: 'Londra ve Paris'teki hoşgörüsüzlüğü tatmış olanlar, burada bir kiliseyi, bir cami ile bir sinagogun arasında, bir dervişi bir keşişin yanı başında görünce çok şaşıracaklar. Kendi dininden böylesine farklı bir dini bu hükümet nasıl kabul eder anlamıyorum... Hele halk arasındaki hoşgörüyü yaşayınca daha şaşırırsınız: Türk, Yahudi, Rum, Protestan, iş ya da eğlence konusunda öylesine uyum içinde sohbet ediyorlar ki, sanki aynı ülkeden ve aynı dindenmişler gibi.'

Sorun Osmanlı mirası değil, Avrupa mirasıdır

Şu andaki sorunun, Osmanlı mirası değil, Avrupa'nın milliyetçi mirasının olduğunu anlattım. Türkiye'nin AB içinde, mirası yüzünden yeri olamayacağını ima edenlere, aksine, Osmanlı mirasının, AB'nin de yerleştirmeye çalıştığı, bir arada yaşama anlayışına dayandığını anlattım. Sorun aynı zamanda, aşılmaz olmayan, bir zamanlama sorunudur: Avrupa, çok eskilerden başlattığı millileşme sürecini, İkinci Dünya Savaşı yıllarında doruğuna vardırdı ve artık geriletmeye çalışıyor, oysa Balkanlar'da bu millileşme henüz düşüşe geçmemiştir. Ama her halükarda Osmanlı mirası sorun değildir, bu miras, bu 'gerçek miras', hayata geçirildiği oranda büyük bir avantajdır.

Bu tür toplantıların çok yararlı oldukları kuşkusuz. Batı'nın Doğu'yu ve Doğu'nun Batı'yı tanımamasına, abartılı imajlara panzehirdir. Ben kendi hesabıma yeni dostlar edindim, benim gibi düşünenleri, özellikle güldüklerimle gülenleri tanıdım. Bu gülme konusuna ayrı bir yazı ayırmak gerekecek; çünkü gülme kültürüne, hele kendi halimize gülme kültürüne sahip olmamak kötü bir başlangıcın işareti. En sonda gösterilen 'Bu Senin Şarkın Değil' filmine acı acı güldük. Bulgar yapısı bu dokümanter film Türkiye, Yunanistan, Arnavutluk, Bosna, Sırbistan, Makedonya ve Bulgaristan'da çekildi. Her ülkede birileri kendi dillerinde 'Üsküdar'a Gider İken' şarkısını kasıla kabara okudu ve bu şarkının 'kendi' şarkıları olduğunu vurguladı. Sonunda bu anlaşmazlıktan kavgalar çıktı (filmde!). Demek bir şarkının Balkan şarkısı olduğunu kabul etmemiz artık böylesine zor oldu. Hayalî miras dediğim işte böyle bir şeydir.

http://www.yapi.com.tr/haberler/balkanlarda-hayali-miras_49809.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!