Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

''Ben Yüzyıllık Bir Kır Kahvesi İdim''

Yok edildiğim yerimde bir bina yükselecek. İçinde oturanlar, bir zamanlar benden seyrettikleri dağları ve denizi görecekler. Beni fark etmedikleri gibi dağları, falezleri, denizleri ve başka şeyleri de korumayacaklar, yok edecekler.

Radikal İKİ
''Ben Yüzyıllık Bir Kır Kahvesi İdim''

Ben 1900'lü yılların başında bir kır kahvesi olarak yapılmıştım. O zamanlar Antalya'da, batı tarzında iki adet kahvehane vardı. Birisi çarşı içinde idi. Diğeri ise Fener'de ki ben. Sahibim bir Rum'du. Adı K. Daniilidis. Beni artık 1921 yılı ticaret yıllığında, Kadriye Hüseyin ve Cahit Uçuk'un anlatılarında bulabilirler.

Oysa ne güzel günlerim olmuştu. Beydağları'na karşı, denizle içiçe az mı Antalyalı geçip oturmuş kahvelerini ve çaylarını yudumlamışlardı.

28 Mart 1919 günü Adrasan tarafından gelen İtalyan çıkarma gemilerinin simsiyah dumanlarını görmüştüm. Sonra hemen yanı başıma stadyumun olduğu yere İtalyanlar bir telsiz istasyonu kurdular. İtalyan askerleri gelip gitmeye başlamıştı. Üzülmüştüm.

İtalyan askerlerinin bulunduğu dönemde, Mısırlı gazeteci Kadriye Hüseyin Hanım'la Celalettin Arif Bey, 19 Mayıs 1921'de Antalya'ya, 22 Mayıs'ta da kahve içmeye bana gelmişlerdi. Kadriye Hüseyin bu olayı, o günleri şöyle yazmıştı: "Bu akşam iftardan sonra sahile indik kahve, gazino binbir ziya içinde parıldıyordu. İçinde alaka-bahş şahsiyetlerin de bulunduğu topluluklar dahil meydandaki masaların etrafında çok kalabalık vardı."

Mübadele, ayrılık
Haziran 1921 başından Temmuz 1921 başına kadar İtalyanların gemilerle Antalya'yı terk etmelerini sevinçle seyretmiştim. İstiklal harbinden sonra sahibim K. Daniilidis'in mübadele ile Yunanistan'a gidişi benim için yepyeni bir dönemin başlangıcı olmuştu.

29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet'in kuruluşu bahçemde görkemli bir şölenle kutlanmıştı. 1935 yılı Şubat ayının ortalarında yazar Cahit Uçuk, çay içmeye gelmişti. Yakınlarda evlenecekti. Gazi Mustafa Kemal'in düğününe gelmesini çok istiyordu. Gazi geldi de. Yanında Afet (İnan) hanım da vardı. Önümdeki yoldan Erenkuş'a geçip gitmişlerdi. Tarih 18 Şubat 1935'ti. O günleri Cahit Uçuk şöyle anlatmıştı:

"Karaoğlu'nun sol ucunda bir kır kahvesi vardı. Terası denizin üstünde gibiydi. Karşılarındaki yamaçta engin yeşilliklerin doğa duvarı, aşağıda uçları kayalıklara vurduğunda beyaz köpükten dantelalar işleyen deniz, her zamanki köşesindeki, sandalyesine oturdu. Çantasından işini çıkardı. Pembe keten üstüne, renk renk serpili çiçekler işliyordu. Karşısında Beydağları'nın muhteşem günlerinden biriydi. Güneş öyle ışık oyunları yapıyordu ki; bir süre işini bırakarak onları seyretti. Güneşin dağların aralarına sokulamayan ışıkları renk renkti. Parlak yeşiller, kurşiniler, beyaz buğular ve bütün bunların denize düşen akisleri. Cahit karşılara bakmaya doyamıyordu."

Antalya gelişmeye başlamıştı. Zamanla etrafımı binalarla çevirdiler. Antbirlik Kooperatifi sahibim oldu. Fabrikanın bir parçası olmuştum. Unutuldum. Çatım yüksek olduğundan içimde kente sahip çıkıyorlarmışcasına kenti kuranların, heykellerini yaptılar. Heykeli yapanlar da farkıma varmadılar.

Bir gün bir grup mimar geldi. Fark edildiğim için mutluydum. Fotoğraflarımı çektiler, çatımın güzelliğini anlattıklarını duydum. Bir asırlık bir bina idim. Bir dosya hazırlamışlar. Yıkılmamam gerektiğini bir rapor haline getirmişlerdi. Çünkü yıkılıp yerime yeni binalar yapılacaktı. Beni koruması gerekenlerin tozlu raflarında, hazırlanan dosyam unutulmuştu. Bulunduğum yerde, kent kimliğine saygı duymayan yoğun bir bina yükselecek.

Ne demişti 2005 yılında Mimarlar Odası Başkanımız. "Falezlerin üzerindeki 5,336 metrekarelik arazide kötü yapılaşma ve devasa bina yapılmaması için incelemelerden sonra her türlü olanaklar kullanılacaktır."

Yok edildiğim yerimde bir bina yükselecek. İçinde oturanlar, bir zamanlar benden seyrettikleri dağları ve denizi görecekler. Beni fark etmedikleri gibi dağları, falezleri, denizleri ve başka şeyleri de korumayacaklar, yok edecekler. Her şeyin parayla ölçüldüğü bir dünyada. Benim gibi bir dosya içerisinde tozlanacaklar. Sonra diyecekler ki "Anı değeri vardır. Anılar farklı şekillerde yaşatılabilir".

Bu sözü eski kentin tamamı için de söyleyebilirsiniz. Benimle birlikte ve benden önce yok edilenler için de böyle söylemişlerdi: Anılarda yaşayabilir.

Cemil Cahit SÖNMEZ / Y. mimar

Kaynakça:
1- 'Kapadokya Lezzeti', Sula Bozis, Tarih Vakfı Yayınları
2- 'Mukaddes Ankara'dan Mektuplar', Kadriye Hüseyin, Cumhuriyet Salı Kitapları
3- 'Bir İmparatorluk Çökerken, Anılar', Cahit Uçuk, Yapı Kredi Yayınları

http://www.yapi.com.tr/haberler/ben-yuzyillik-bir-kir-kahvesi-idim_53243.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!