Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Cam Camiye Ufku Geniş Hayırsever Aranıyor!

Damla Camii'nin serüveni, "Bir cami de ben tasarlasam nasıl olurdu?" diye yola çıkmış bir tasarımcının, İstanbul Tasarım Merkezi'nin kurucu müdürü Faruk Akın'ın serüveni aynı zamanda. Bir gün bir sponsor çıkıyor karşısına ve diyor ki; "Bizim için bir cami tasarla." Vakit bu vakittir diyor Akın, zihninde hep yepyeni bir mabet fikri dönüp dolaşmıyor

Zaman PAZAR
Cam Camiye Ufku Geniş Hayırsever Aranıyor!

Kubbeyi atın caminin üzerinden, ince uzun minareyi bir kenara kaldırın, avlu duvarlarını yıkın. Taş bir müddet yerinde ağır kalsın. Şimdi, görüp bildiğimiz bütün camilerden vitraylı penceresine, çinili duvarına, görkemli kubbesine, kalem minaresine aşina olduğumuz, âşık olduğumuz bütün camilerden farklı bir cami düşünün. Üç yağmur damlası...

En büyük damla cami, daha uzun ve ince olanı minare, en sağdaki ise şadırvan. Malzeme cam ve metal, avizeden halı desenine, avlunun biçiminden şadırvandaki oturma düzenine kadar her şey 'damla' şeklinde tasarlanmış. Caminin adı da 'Damla Camii' zaten. Sorun şu ki; caminin yalnızca adı var. Şimdilik yalnızca kâğıt üzerinde yükselebilmiş ve belki de hep o kâğıt üzerinde kalacak bir mabetten söz ediyoruz.

İmitasyon camiden vazgeçelim

Damla Camii'nin serüveni, "Bir cami de ben tasarlasam nasıl olurdu?" diye yola çıkmış bir tasarımcının, İstanbul Tasarım Merkezi'nin kurucu müdürü Faruk Akın'ın serüveni aynı zamanda. Bir gün bir sponsor çıkıyor karşısına ve diyor ki; "Bizim için bir cami tasarla." Vakit bu vakittir diyor Akın, zihninde hep yepyeni bir mabet fikri dönüp dolaşmıyor muydu zaten, kolları sıvıyor ve üç damladan müteşekkil Damla Camii'ni tasarlıyor. Sponsor ne yapıyor? Çizimlere bakıyor, hatta çok beğeniyor; ama hepsi o kadar... Sponsor 'normal' bir cami istiyor tasarımcıdan, bildiğimiz kubbeli, ince kalem minareli camilerden birini... İstanbul'da yetişip büyüyen tasarımcı ise her sokağı, her meydanı yüz akı mabetlerle süslü bu şehirde daha fazla imitasyon cami görmek istemiyor. Üstelik o, Mimar Sinan'ı hep yenilik yapan, hiç tekrara gitmeyen ve kendisini sürekli geliştiren bir mimar olarak tanımış. "Şu durumda" diyor, "Bizim onu taklit etmeye çalışmamız ve bunu bile başaramayıp her seferinde kötü bir imitasyona, yani değersiz bir taklide imza atmamız kabul edilemez."

Nedir yeni camilerin kusuru, hatayı nerede yapıyoruz? Camilerin, Faruk Akın'ın dediği gibi 'tasarım niteliği taşımaması' ne demektir? "Yeni yapılan camilerde yeni bir fikir, yeni bir form, geliştirilmiş yeni bir fonksiyon yok. Muhteşem cami diye lanse edilen camilere bir bakın." diyor. "Yapılan nedir? Ufak tefek değişikliklerle klasik bir camiyi taklit etmektir. Bu taklit genellikle çok kalitesizdir. Selçuklu'yu, Osmanlı'yı biraz araştırmış bir mimara rastlanırsa eli yüzü düzgün; ama oradan bir kemer buradan bir kapıyla kaçınılmaz biçimde arabesk bir mabet ortaya çıkar." Akın'a göre, kusurlardan biri de yeni camilerin ucuz malzemeyle yapılması. Eskinin taş sanatı yok, o sanat yakalansa da mana yok. Manayı kavramak, Osmanlı'nın neyi, nasıl yaptığını anlamak için arşivlere girmek lâzım; ama bu sefer de Osmanlıca yok.

Peki, Faruk Akın'ın Damla Camii ne manalar taşıyor? Üç yağmur damlası, rahmetin sembolü... Caminin içinde devasa bir damla şeklinde asılı duran avize, aydınlığı yani rahmetle birlikte gelen mağfireti simgeliyor. Damlaların çevresinde iki tarafa dönen spiraller ise insanı insan yapan zıtlıklara; geceye ve gündüze, kadına ve erkeğe, güzele ve çirkine, sevaba ve günaha işaret ediyor. Bu arada camide gelenekselin yalnızca 'alem'le temsil edildiğini söylemek gerekir.

Damla Camii, pahalı bir mabet miydi ki sponsor çok beğenmekle birlikte projeyi sahiplenmedi? "Hayır!" diyor, tasarımcı, "Eğer yapılırsa imitasyon camilerden çok daha ucuz olacak. Boyutları ufaltılırsa mescit de olabilir ve daha ufak bütçelerle inşa edilebilir." Mesele nedir o zaman? Sponsorun risk almak istememesi, güvenli sularda, göze aşina gelen yapılar etrafında dolaşmak istemesi... "Bu bir kısırdöngü aslında." diyor tasarımcı: "Yeni bina tepki çeker; çünkü aşina değildir; ama aşina olabilmesi için de biraz zamana ihtiyaç vardır. Bir fırsat verilirse 'heyula' gibi algılanan yapılar zamanla şehrin sembolü haline gelebilir. Nitekim Eyfel Kulesi de ilk zamanlar tepki toplamıştı."

Yeni Sinan'ların çıkması için Kanuni'ler lazım

Hep sorulur; "Yeni Sinan'lar neden çıkmıyor?" Faruk Akın, "Yeni Sinan'ların çıkması için yeni Kanuni'lerin olması lazım." diyor. Mimarına ya da tasarımcısına inanan, doğruyla yanlışı ayırt edebilen, hem manevi hem de maddi desteğini eksik etmeyen Kanuni'ler... Mimar Sinan yeni camiler tasarladığında Kanuni onlara baksaydı ve, "Bu eserler paftalarda çok güzel duruyor." deseydi Sinan ne yapabilirdi? Akın'a soruyoruz; "Peki siz paftalarda kalmış Damla Camii'ni ne yapacaksınız? Bu 'fazla modern', 'fazla yeni' camiyi sponsorun tavsiye ettiği gibi Dubai'ye mi yapacaksınız?" "Yenilikçi projelerin kendi ülkemde olmasını önemserim. Bu topraklarda büyüdüm, bu topraklara faydam dokunsun isterim." diyor Akın. Proje hiçbir zaman kabul edilmeyebilir, olsun, birileri böyle bir cami tasarımından haberdar olsun, yeter. Hem onun derin dondurucusunda daha ne projeler saklı. Kimseyle paylaşmadığı enerjisiz çalışan bir taşıt tasarımı, kültür merkezi ve köprü tasarımları... Faruk Akın, Türkiye'de telif hakları oluşmadığı sürece birçok tasarımcıya ve mucide ait yüzlerce fikrin o derin dondurucularda kalacağını düşünüyor. Çözüm nedir? "Devlet üzerine düşeni yapmalı ve tasarımı korumalı. Tasarımcılar komplekse kapılmadan orijinal fikirler aramalı. Sponsorlar da çok konuşan değil iyi iş yapan tasarımcıları bulmalı."

Kubbe güzeldir ama zaruri değildir

"Cami kubbedir." demek doğru bir yaklaşım değildir. Evet, Osmanlı'nın camileri kubbelidir; ama Osmanlı kubbeyi nereden almıştır, Roma mimarisinden... Ayasofya'ya bakın mesela. Kubbeyi Mimar Sinan geliştirdi, ona bir anlam kattı, devasa kubbelerin altında kulun zavallılığını hissettirdi. Ama oraya sabitlenip kalmamız doğru mu? İlk Gotik kiliselere bakın, kemerleri ve kubbeleri vardır; ama Hıristiyanlar Gotik mimariyi kutsallaştırmadılar. Öyle açılımlar yaptılar ki! Bir kilise düşünün mesela, duvarı dört parçadan oluşuyor, parçaların arasında haç şeklinde bir boşluk var ve gün ışığı o haçın içinden geçip yansıyor kiliseye. Gelenek güzeldir; ama araştırıp manasını öğrenip onu geliştirdiğimiz sürece... Bizim tekrara yönelmemiz ve hiç geliştirmememiz, Mimar Sinan'a torun olma sorumluluğumuzu, vazifemizi yerine getirmediğimizi gösterir.

http://www.yapi.com.tr/haberler/cam-camiye-ufku-genis-hayirsever-araniyor_66106.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!