Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Daimi Bir Yeniden Gösterim Konut Sorunu

Habitat H'nin onuncu yıldönümünün yaşandığı şu günlerde (ki kimsenin hatırında bile olduğunu zannetmiyorum), "konut sorunu" kavramını yeniden esaslı bir şekilde tartışmaya açmak oldukça önemli.

Birgün Gazetesi/Gürkan AKGÜN



enelde günlük bir gazete yazısında akademik dille yapılan çözümlemeler, incelemeler zor okunur ve hatta sıkıcı bulunur. Esasen ben de bu kanıda düşünenler arasındayım. Ancak Habitat H'nin onuncu yıldönümünün yaşandığı şu günlerde (ki kimsenin hatırında bile olduğunu zannetmiyorum), "konut sorunu" kavramını yeniden esaslı bir şekilde tartışmaya açmak oldukça önemli. Hatırlarsınız o günlerde "6 Milyar dünyalı" İstanbul'a gelirken harala gürele değiştirilen renkli parke taşlarının haricinde, "herkese konut hakkı" gibi önemli bir konu da tartışılmıştı. Bugün bu söylem unutulmaya yüz tutuluyor ve hatta "kentsel dönüşüm" uygulamaları ile yoksulların konut edinmeleri, yaşama, barınma ve çalışma hakları iyiden iyiye göz ardı ediliyor.

Bundan on sene öncesine kıyasla toplumun geniş kesimleri için daha vahim konuma gelen barınma, eğitim, sağlık gibi asgari yaşama hakları konularındaki bu aymazlıklar karşısında yeni, uygulanabilir, ortak karar alma süreçleri sonucunda üretilen plan, proje ve fikirlere daha çok ihtiyaç var. Türkiye şehircilik tarihinde belli bir dönem oldukça tartışılmıştır, ancak, inşaat sektörünün hızlı bir üretim ve pazarlama gelişimi gösterdiği bugünlerde, biraz da eskimiş gözüyle bakılan "konut sorunu" yeniden tartışmaya açılmalıdır. Bu yönde yapılacak faaliyetler, hele ki kendisine uygulama alanı bulduğu taktirde, "bir alternatif olabilme" ihtimalimizi daha da güçlendirecektir.

Evimiz mi? Malımız mı?
"Konut" hem makro düzeydeki politikalarla yön verilen, farklı sınıfların çıkar çatışmalarının yaşandığı, ortaklıkların kurulduğu, bu doğrultuda devletin rolünün değiştiği bir mekân olmasının yanı sıra; aynı zamanda en alt ölçekte gündelik hayatın yeniden üretildiği bireyin/ailenin "ev"ine de işaret etmektedir. Konutun bu çok boyutlu yapısı, toplumdaki farklı aktörleri farklı şekillerde içine alan bir kavram olması nedeniyle tanımlanması da oldukça zorlaşmaktadır. Özellikle Türkiye'de farklı sınıfların konut edinme biçimleri, gerçekleştirdikleri ortaklıklar, devlete göre edindikleri konumlar ve girdikleri ilişkiler, farklı sınıfların mekansal ayrışmaları; bize oldukça önemli bir analiz çerçevesi sunmaktadır.

Bu analiz sayesinde günümüz kapitalizminin genel işleyişi gözlerimizin önüne daha berrak bir şekilde serilecektir. Bugün mekanda metanın üretiminden; mekânın metalaştırılmasına geçilmiştir. Konut da kentin fiziksel yapılanmasında kapsadığı büyük toplam ve içerdiği toplumsal ilişkiler açısından metalaşma sürecinin ve temel çelişkilerin gözlemlenebileceği bir alandır. Kapitalizm mekanı kullanırken, yaşam içindeki canlı, farklılıkları tanıyan yapısından çıkartıp soyut hale getirmektedir. Çünkü kapitalizm için mekânın somut kullanım değeri değil, değişim değeri önemlidir. Bu nedenle ne mekânın tarihsel üretimi ve kullanımının ne de temsil ettiği toplumsal değerlerin kendi başına önemi vardır. Bunlar, ancak söz konusu değişim değerine katkı sağladıkları oranda değer kazanırlar. Birbirinden tarihsel olarak çok farklı olan iki mekan -ve dolayısıyla konut-, kapitalizm açısından, pazarda alınıp satılan soyut birer parsel ya da binadan başka bir şey değildir. Kapitalizmin bu şekilde gelişen tavrı, çalışan sınıfların yaşamlarını sürdürdükleri somut mekânları da tehdit etmektedir.

Farklı sınıflar ve mekanlar
Özellikle 1980 sonrası dünyada ve Türkiye'de yaşamın her alanında önemli bir kopuş, tarihe not düşülmektedir. Kentlerde yeni yükselen kavram sermaye olmuş ve kentler sermayenin cazibe merkezleri haline gelmiştir. Kentlerin kapitalizm ile geliştirdikleri yeni ilişki biçimleri, kentlerdeki mekânsal ayrımları iyice belirginleştirmiş, kentsel çelişkiler daha da güçlenmiştir. Bu süreçte mekân üzerinde de sınıf, kültür, köken... gibi birçok etmene bağlı farklılaşmalar, ayrışmalar gerçekleşmektedir. Bir tarafta, kentte çok farklı yöntem ve ilişkilerle var kalmaya çalışan ve bu uğurda daha önceden yapmayı tahayyül bile edemeyeceği çok şeyi yapmaya hazır kent yoksulları; arada bir yerlerde kooperatifler yoluyla kentteki paylaşım kavgasına katılan ve kent çeperindeki geniş arazilere yerleşen orta sınıflar ve diğer uçta kentin en prestijli alanlarında "kapattığı" arazilerde özel güvenlik sistemleri ile korunan yüksek duvarların ardında yaşayan, kentle ve toplumla ilişkisini asgari düzeye indiren üst sınıflar mekânda yer edinmektedir.

Yerel devletin ise sermayenin yeniden üretimini ön plana çıkardığı bu dönemde, sermayenin yapılı çevreye yaptığı yatırımları destekler konumda olduğu görülür. Nitekim bu durum, tartışılan kentsel dönüşüm de sürecini de içermektedir. Böylece sermaye birikim sorunları, kentsel alana aktarım sayesinde çözülmeye çalışılmaktadır. Bu noktada da devlet yasalar, yöntemler, ortaklıklar ile yerine göre bir yol gösterici, yerine göre ise aktör konumuna gelmektedir. Ki bu noktada kendini tüm kentleşme süreçlerinden soyutlayarak, "bedelsiz modernleşme " sonucunda ortaya çıkan bu yapılı çevreninin bütün suçunu "işgalci-yasadışı" olarak tanımladığı kesime yüklemektedir. Kavramsal tartışmalarda, mekânda yerleşen yerel toplulukların kullanımına göre şekillendirilen projeler neoliberal kentleşme süreçlerinde geçerliliğini yitirmekte, gerek karar alma, gerekse sonradan yerleşme döneminde yükselen rantlar, mülkiyetin el değiştirmesine neden olmakta ve mekânın halihazırdaki sosyal durumu değişmektedir. Bu durumda, yerleşimsel haklar, talepler ve özgürlükler göz ardı edilip eski sosyal durum bozularak, yerine farklı bir fiziksel-toplumsal mekân inşa edilmektedir. Yapılan müdahaleler büyük ölçülerde rant alanlarına yönelmekte, yerel otoritelerin desteği ile özel sektör eliyle çöküntü alanlarından ofis ve prestijli konut alanlarına doğru şekillenmektedir. Buradaki amaç dönüşümü sağlanacak alanda yaşayan nüfusun problemlerine çözüm bulmak ya da bu alanı ıslah etmek değil, kentsel arazi rantını en iyi şekilde kullanarak bundan pay elde edebilmektir. Sosyal, ekonomik ve kültürel yapısı göz ününe alınmadan, yalnızca fiziksel mekân üzerinden getirilen kentsel alandaki "temizleme" çalışmaları, sorunun temeli idrak edilmediğinden dolayı, kendisini başka mekânlarda var edecektir (nitekim Avrupa, İkinci Dünya Savaşı sonrası çözüm olarak inşa ettiği banliyölerdeki sosyal konutların bugün yarattığı sosyal ve fiziksel sorunlarla uğraşmaktadır).

Yoksulluk kader olamaz
Kent mekânında, varlıklı olanın onurlu, yoksulun ise onursuz olarak algılandığı yeni bir süreç yaşanmaya başlanmıştır. Tüm yoksul kesimi kentsel alanda gaspçı, çarpık kentleşmenin nedeni olarak tanımlama şekilleri çoğalmıştır. Yoksullar, toplumsal alanda suç potansiyeliyle, konut alanlarında ise "mutlak kötü" ile ilişkilendirilmeye başlanmıştır. Gerçi günümüzde yoksul halkın onur savaşı vermesi İstanbul'da oldukça zorlaşmıştır. Bu da kentte tutunmak için illegal ve suç teşkil eden olayların artmasına neden olmaktadır. Ancak bu olaylar sonucunda oluşan söylem, yoksul kesimi homojen bir şekilde görmekte ve mutlak farklılaştırma çabası içerisindedir. Bu söylemden harekede günümüzün yerel yönetimi anlayışı, çözümü güvenlik önlemlerinin artırılması olarak görmekte, insanlar; sokaklarda, işyerlerinde, alışveriş merkezlerinde kameralarla denetlenmektedir. Oysa bugün daha çok etkinleştirilmiş ve yetki verilmiş yerel yönetimlerin kendilerini bir şirket gibi görmeyip, sosyal politika üretme çabasına girmesi, çözüm oluşturma yönünde önemli bir araç olabilir. Nitekim eğitim, barınma, sağlık, çalışma gibi temel yaşama hakları üzerinden, hayata bire bir dokunabilen politikalar üretebilmek; bunlar üzerinden mücadeleler ve fikirler geliştirmek bugün "başka bir yaşam"ı kurmak için oldukça hayatidir.

Bir hatırlatma
Bundan 135 sene öncesinde Engels "Konut Sorunu" adlı eserinde aşağıdaki satırları karalamıştı. Sanki bu satırlar bugün yaşadığımız "kentsel dönüştürme" süreçlerine bir şeyleri hatırlatıyor. Ne dersiniz?

"Büyük modern kentlerin gelişmesi, bazı alanlardaki toprağa, özellikle merkezi konumda olanlara, yapay ve genellikle muazzam artışlar gösteren değerler vermiştir; bu alanlarda yer alan binalar ise bu değeri artıracağına düşürmüştür, çünkü onlar artık değişen koşullara uymamaktadır. Yıkılırlar ve yerlerini yenileri alır. Bu daha çok merkezi konumda olan ve bütün kalabahklığına karşın kiraları hiç artmayan ya da çok az artan emekçi konutları için geçerlidir. Bunlar yıkılır ve yerlerine dükkânlar, depolar, kamu binaları dikilir... Bunun sonucu olarak da emekçiler kentin merkezinden dış mahallelere doğru gitmeye zorlanırlar; emekçi konutları genelde nadir ve pahalı olurlar, bazen de erişilmez olurlar".

http://www.yapi.com.tr/haberler/daimi-bir-yeniden-gosterim-konut-sorunu_51542.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!