Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Dış Ticarette Korumacılık Gündemde

Gelişmiş ülkelerin de giderek korunmacılık kalkanı arkasına sığınmaları Türkiye'nin elini daha da zayıflatıyor, rahatsızlığını daha da artırıyor. Bu sorunun giderilmesinin tek yolu GB anlaşmasını son 13 yıldaki değişen şartlarda AB ile yeniden masaya oturarak çözmek olsa da Ankara bu konuda anlaşılmaz bir şekilde ilgisiz kalıyor.

Referans Gazetesi
Dış Ticarette Korumacılık Gündemde

Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) tarif ettiği şekillerde olsun, tarif etmediği şekillerde olsun tüm dünya ülkelerinin yıllardır çeşitli yollarla milli sanayilerini korumak amaçlı çok sayıda koruma tedbiri uygulanmaktadır. Seksenli yıllardan itibaren dünya ticaretinin serbest ticaret ilkesini benimsemesiyle beraber "Ticarette savunma araçları" da haksız rekabetin önlenmesi amacına yönelik olarak artan biçimde kullanılır olmuştur.

Milli sanayiyi destekleme amacındaki yatırım, üretim destekleri, ihracat sübvansiyonları ve yerli mal kullanmayı özendirici türde destekler gündeme getirilirken ithalatta haksız rekabetin önlenmesi anlamında kotalar, ithal lisansları, yüksek gümrük vergileri, anti-damping, anti-sübvansiyon gibi enstrümanlarla milli sanayiyi korumak hedeflenmiştir.

Korumacılık ilkesi, ülkemizde 24 Ocak 1980 kararlarıyla beraber ithal ikameci yapıdan serbest ticaret anlayışına geçilmesi sonrasında ihracatta olsun, ithalatta olsun türlü şekillerde ve çeşitlerde gündemimize girmiştir.
    
Amaç milli sanayiyi korumak  

Her ne kadar "adil ticaret ortamının sağlanması" türünden söylemlerle haklı bir çerçeveye oturtulmaya çalışılsa da korumacılık tedbirlerinin ana hedefinin pratikte ithalatı engellemek olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Küreselleşen ticaret yapısı doksanlı yılların ikinci yarısından sonra uluslararası ticareti daha da vahim bir hale getirmeye başlayıp rekabet daha da zorlaşınca DTÖ'nün tarif ve kabul ettiği şekillerin dışına çıkılmaya başlanmıştır. Bu olumsuz gelişmeler özellikle Çin'in dünya ticaretine adil olmayan yollarla girmesiyle renk değiştirmiş ve o zamana kadar uygulanan bildik yasal yolların yanı sıra "tarife dışı engeller" adını verdiğimiz yasal olmayan yaptırımlarla dengeler bozulmuştur.

Ancak, 2006 yılı sonrasında kotaların kaldırılması, rekabet anlamında yeni yollar araştırılmasını gerektirmiş ve birçok ülke ekonomik gücü ve becerisi oranında tarife dışılığı azdırmış, birçok ülke bir taraftan DTÖ'nün tarif ettiği yasal yolları kullanırken diğer taraftan da malların ülkeler arasında serbest dolaşımını engellemeye dayalı çok sayı ve çeşitteki kural ve şartları içeren yapıdaki tarife dışı engelleri kullanmakta sakınca görmemişlerdir.
    
Tarife dışı engeller  

Tarife dışı engeller, o ülkedeki dış ticaret mevzuatından tutun, çevre, fikri ve sınai haklara, referans fiyat uygulamasından ithal ürünleri için uzak yerlerde oluşturulan ve ihtisas gümrükleri adı verilen özel gümrükler, sağlık, çevre, güvenlik, taşımacılık standartlarından ürünlerin detaylarındaki katkı maddeleri ve yan ürünlere, milliyetçilik, ulusalcılık faktörlerinin egemen olduğu politik tercihlerden işadamları vizeleri, ihraç mallarını taşıyan kamyon ve gemilere kota konulmasına kadar geniş bir alanda ticareti engelleyici yollarla uygulanma imkânı bulmuştur.

Bu olumsuz gelişmeler ikili anlaşmalar olarak nitelendirdiğimiz serbest ticaret anlaşmalarını (STA) önemli hale getirmiş ve birçok ülke ekonomik gücü nispetinde diğer ülkelerle STA'lar yapmaya başlamışlardır. STA'lar anlaşmayı yapan iki ülke arasında karşılıklı dış ticareti düzenleyici ve dengeleyici, uygulamaları belli kurallara bağlayıcı özelliği ile tarife dışı engeller karşısında bir savunma mekanizması olarak görülmeye başlanmıştır. STA'nın bu noktada en büyük özelliği korumacılık kalkanını DTÖ'nün kuralları dahilinde yapılmasını hükümlere bağlaması ve taraflar arasında ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklar için "Ortak Komite" gibi danışma/uzlaşma platformu tesis etmesidir.

Son yaşanan küresel kriz "korumacılık" anlayışını "zorun oyunu bozduğu" noktada bir kere daha gündeme getirmiştir.   DTÖ gerek Doha'da ve gerekse son yapılan Hong Kong zirvesinde konunun tartışılmış olmasına rağmen belli bir anlaşma sağlanamamış ve özellikle ekonomileri gelişmemiş ülkeler gelişmiş ekonomilerin sübvansiyonları karşısında isyan eder noktaya gelmişlerdir.

Yaşanmakta olan son küresel krizin ortasında özellikle Amerika'da başlayan ve destek paketlerinde de yer alan "Amerikan Malı Kullanın" (Buy America) maddesiyle uygulanacak "Koruma Kalkanı" az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri ziyadesiyle rahatsız etmiş durumdadır.

Son Davos toplantısında da gündeme gelen ve Davos sonrasında Roma'da toplanan G-7 ülkelerinin maliye ve ekonomi bakanlarının "korumacılıktan kaçınalım" kararlarının inandırıcılığı ve takibi bu ülkelerin şu an küresel krizi bütün olumsuz yansımalarıyla yaşıyor olmaları nedeniyle hayli zor olup bu kararın DTÖ'nün gündemine tekrar gelmesi sonrasında hayli gürültü koparması beklenmektedir.

Nisan ayı başında Londra'da G-20 ülkeleri toplanacaklar ve en önemli gündem maddesi yine korumacılık olacak. Bu toplantıda da G-7'ler benzeri bir karar çıkması bekleniyor. Görünen o ki bu toplantı sonrasında DTÖ'nün de az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin de "acaba" kuşkuları giderilemeyecek.
    
Türkiye rahatsız

Konuya Türkiye açısından baktığımızda hayli rahatsızlık duyulacağı aşikâr. 1996 yılı başında uygulamaya giren Gümrük Birliği anlaşması (GB) o tarihten bu yana AB'nin imzaladığı her STA sonrasında Türkiye'yi hayli rahatsız eder bir yapı oluşturuyor. Zira daha önce de defalarca yazdığım gibi AB ile STA imzalayan ülkeler Türkiye ile de STA imzalamaya yanaşmayabiliyorlar ve GB mevcut yapısıyla ile Türkiye'nin aleyhine çalışıyor. AB ve STA anlaşması yaptığı ülkeler yaptıkları anlaşmalarıyla karşılıklı bir korunma kalkanı kurarlarken AB ile anlaşma yapan ülkelerin malları Türkiye de serbest dolaşıma giriyorlar ama Türk malları o ülkelerde aynı serbestiye sahip olamıyorlar. Türkiye her ne kadar korumacılık anlamında kendi tedbirlerini etkin biçimde uyguluyor olsa da Meksika, Cezayir gibi ülkeler bir taraftan Türkiye ile STA imzalamak istemezlerken bir taraftan da "Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi"nin verdiği imkânla sıfır ya da düşük gümrük vergilerinden yararlanmaya devam eden AB'nin STA ortakları olmaları nedeniyle iç pazarının korunmasında en temel işleve sahip gümrük vergilerinin etkisiz bırakılması karşısında Türkiye eli kolu bağlı bir şekilde sadece yakınmakla kalıyor.

Bu yapının dışında kalan gelişmiş ülkelerin de giderek korunmacılık kalkanı arkasına sığınmaları Türkiye'nin elini daha da zayıflatıyor, rahatsızlığını daha da artırıyor. Bu sorunun giderilmesinin tek yolu GB anlaşmasını son 13 yıldaki değişen şartlarda AB ile yeniden masaya oturarak çözmek olsa da Ankara bu konuda anlaşılmaz bir şekilde ilgisiz kalıyor. 

http://www.yapi.com.tr/haberler/dis-ticarette-korumacilik-gundemde_66884.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!