Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Gökçek’in Başkentimize Bakışı

Anadolu’da tarihin belki de en acımasız kültür katliamını yaratan bu “liberal-muhafazakâr” şehircilik anlayışının “kent içi ulaşım”daki önceliği de “katlı kavşak”lar... Otomobil uğruna cadde, meydan, peyzaj, doku bırakmayan; kentlerde azman çukurlar yaratan bu kavşakların önderi ve “militan”ı ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek.

Cumhuriyet Gazetesi
1 Gökçek’in Başkentimize Bakışı

Siyasetin imar rantına sevdalanmasıyla palazlanan “yık-yap-sat” sektörü, binlerce yıllık özgün kentlerimizi 50 yılda “kimliksiz apartman yığınları”na çevirdi. Hemen tüm kentlerimizi “tip”leştiren bu talanın son aşaması kuleleşme... Artık “özenli apartmanlar” bile yıkılarak “gökdelen rezidanslar”a dönüşüyor; hatta “uzayla komşuluk” pazarlanıyor.

Anadolu’da tarihin belki de en acımasız kültür katliamını yaratan bu “liberal-muhafazakâr” şehircilik anlayışının “kent içi ulaşım”daki önceliği de “katlı kavşak”lar... Otomobil uğruna cadde, meydan, peyzaj, doku bırakmayan; kentlerde azman çukurlar yaratan bu kavşakların önderi ve “militan”ı ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek. Neredeyse 100’e yaklaşan köprülü kavşaklarla başkentimizde yarattığı “kalıcı” tahribat sanki doğru bir uygulamaymış gibi diğer kentlerde de “örnek” alındı. Bursa, Antalya, Konya, Denizli, Kayseri, Gaziantep ve diğerlerinde belediye başkanlarının en çok övündükleri “hizmet”(!), halk arasındaki adıyla “bat-çık”lar...

Ankara’daki önderliğini, yargının “dur” kararlarını bile dinlemeden sürdüren Melih Gökçek, Kanal B’deki programımızda “Kentin en önemli binaları artık algılanamıyor” dediğimde şunları söylemişti: “İşlerine yetişecekler alttan geçer giderler, acelesi olmayanlar ise yan yoldan binaları seyredebilirler..” (29 Kasım 2009-İmar Dosyası)

Peki, bu anlayışın acaba “imar kavramı” nasıldır? Başkentimiz yıllardır nasıl bir şehircilik kafasıyla kentleşiyor? Bunların yanıtları için de programın “bant çözümleri”ne bakalım...

‘İmar Dosyası'ndan

Gökçek’in Kılıçdaroğlu’yla 17 Aralık’taki “TV düellosu”nun ardından, soranlar oldu: “Senin de TV konuğundu ama çok sakindi, nasıl olabildi?”

Çünkü programın önceliği Gökçek’le ilgili “yolsuzluk savları” değil, doğrudan “Ankara” ve “imar uygulamaları”ydı. Bu nedenle düello yerine fikir tartışması yaptık ve başkentimize bakışını “kendi açıklamaları”yla öğrenmiş olduk. Birlikteliğimizin asıl nedeni ise 26 Ekim’deki İmar Dosyası’na katılan Murat Karayalçın’ın eleştirilerine “yanıt hakkı”nı istemesiydi. Böylece ben de eleştirilerimi yönelterek tartışma olanağı buldum.

Güncel kent haberlerini yorumlayarak başladığımız programda, alışveriş merkezlerindeki (AVM) bunalımdan söz açarak AVM’lerin tarihi çarşılara ve geleneksel pazarlara darbe indirdiğini, bu nedenle Avrupa’daki gibi kent dışına çıkarılmaları gerektiğini belirtmem üzerine “aynen” şunları söyledi:

“Bizim tarihi dokumuz yok denecek derece az. Kale hariç herhangi bir tarihi dokumuz hemen hemen yok. Dolayısıyla turizm açısından Ankara’yı cazip hale getirebilmenin yolu maalesef tarihten geçmiyor, bizim yeni yapacağımız işlerden geçiyor. Bunun bir ayağı da iş merkezlerinin çoğalması... Ben özellikle Ortadoğu ülkeleri için cazip hale getirmeye çalışıyorum, çünkü Ortadoğu ülkelerinden gelenlerin çoğu denize girmeyi tercih etmiyorlar, tam tersine alışverişi tercih ediyorlar. Şu anda Ankara’da kişi başına düşen alışveriş merkezi açısından İstanbul’u geçmiş vaziyetteyiz...”

Şehircilik biliminde, “kişi başına AVM miktarı” gibi bir “ölçüt”ü bilen varsa anlatıversin. “Ankara’nın tarihi dokusu yok” vurgulamasına ise “üye”si olduğu Tarihi Kentler Birliği’ndeki belediye başkanları ne derler bilemem; ancak “Ortadoğu”dan turist beklentisiyle, açıkça Arap ülkelerine hizmet veren bir alışveriş kenti yaratmak istemenin, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti için ne anlama geldiğini de Ankaralıların sorgulaması gerekmiyor mu?

Uzmanlarla kavgalı

Gökçek’in özellikle “akademik” meslek odalarıyla neden anlaşamadığına yönelik gerekçeleri de günümüzde, bir kent yöneticisinde bulunması gereken erdemler açısından “vahim”di. Örneğin, Mimarlar Odası’na “Bizim size ihtiyacımız yok” diye resmi yazı yazmasını savunurken şunları söyledi:

“... çünkü görevlerini meslek odası olarak yapmıyorlar, tamamen ideolojik davranıyor, kendi fikir yapısıyla kendi mesleğinin üstüne hegemonya kuruyorlar... Odaların bu yapısının kesinlikle değişmesi lazım, o konuda da bir mücadele veriyorum, onu da yapacağım inşallah...”

Gökçek’in, meslek odalarının “hükümet dışı demokratik” niteliği ile anayasadaki “kamu yararını gözeten” önceliklerini “değiştirme” için verdiği “mücadele” acaba ne aşamada? Ancak, bu “niyet”ine koşut gelişmeler var. Yeni YÖK yönetimi bir genelgeyle akademisyenlerin meslek kuruluşlarında görev almalarını “izne bağladı.”

TMMOB’nin ve Eğitim-İş’in yargıya götürdüğü genelgeye göre bir öğretim üyesi bilimsel birikimini üyesi olduğu meslek odasıyla paylaşmak isterse, “dekandan ve rektörden onay” almadıkça bunu yapamayacak.

Odalara “akademik katkının engellenmesi”yle yine Gökçek’in özellikle bilim dışı imar değişikliklerini durduran davalardaki “bilirkişi”lere yönelik kızgınlığı adeta örtüşüyor.

Bu konuda Ankara’da bir AVM için “yapı yoğunluğunu arttırma” kararının “yasal yetki”si olduğunu belirten Gökçek, aynı artışın “neyin karşılığı”nda sağlandığını ise bakın nasıl anlattı:

“... mesela mükemmel bir eğlence merkezinin olduğu bir iş merkezine istediği yükseklikte rant verebilirim; mesela Eskişehir Yolu’nda yapmış olduğumuz bir uygulama vardır; 2 emsalleri var; dediler ki başkanım bir kısmını işyeri yapmak istiyoruz, bir kısmını konut yapmak istiyoruz bize imkân tanır mısınız; bir şartla dedim, benim 50 m’lik ‘Nasrettin Hoca heykeli’ hayalim var; Eskişehir Yolu’nda bunu yaparsanız burada size 2.7 emsalli rant veririm dedim...”

Böylesi bir pazarlığın “bilimsel” olmadığını, şehircilik eğitiminde yoğunluk hesaplarının en az 2 yılda öğretilebildiğini anımsattığımda ise aldığım yanıt şöyleydi:

“... oturduk anlaştık; verdim de ne oldu? Ben şehir için yapıyorum, 5 emsal de verebilirsiniz; 2.7 için 2 sene eğitim öğretim mi görmem lazım; böyle bir mantık olmaz, rica ederim...”

Başkentimizi yeniden bir 5 yıl daha yönetmeye aday olan ve Başbakan’ın “Yola beraber devam ediyoruz” diyerek desteklediği İ. Melih Gökçek’in kente ve bilime bakışı, kendi sözleriyle aynen böyle... Gökçek’le İmar Dosyası söyleşimizin tümünü “kanalb.com.tr”deki “program arşivi”mizden izleyebilirsiniz.

http://www.yapi.com.tr/haberler/gokcekin-baskentimize-bakisi_66209.html

Read Comment Section
1 Yorum Yorum Yaz
  • harika ankara harika başkan gökçek'i seçmeye devam ediyor! hayırlı rantlar! YANITLA
1 yorumdan 1 tanesi gösteriliyor. 
Yorumunuzu ekleyin
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!