Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

İlk İstanbul’a Sahip Çıkacak Mıyız?

İstanbul’u, İstanbul’u yok ederek mi geliştireceğiz? O zaman İstanbul’a niye geldik ki? Bir yerden bir yere gitmek önemli. Bir yerden bir yere gitmek İstanbul’da bir cehennem. Ama bir yerden bir yere gitmek için İstanbul’u yok etmek mi gerekiyor?

Referans Gazetesi /Özcan Yüksek



çinden gemi geçen şehirleri, içinden gemi geçen şarkıları severim. Gemileri seyretmeyi severim. Son yirmi yıl hep gemileri seyredebileceğim mahallelerde oturdum. Boğaz’ı yararak geçen kırmızı, bazen lacivert, bazen beyaz gemileri, şilepleri izlerken, bir arkadaşımın aklıma soktuğu şeyi düşünürüm bazen: "Gemiler, bizim egomuzu simgeler" demişti. Egomuzu, suyun üstünde akarken görebiliriz. İçine ne koymak istersen onu koy, neyi taşıtmak istersen onu taşıt. İşte, hep görmek istediğin bilinçaltın karşında geçiyor. Onunla birlikte batmak ya da onun içine taşıyabileceği güzel yük koymak senin elinde.

Ortak bilinçaltımız

Aslında tek tek egoların toplamından oluşan, ortak, en azından kısmen ortak, toplumsal bir ego, toplumsal bir bilinçaltı da vardır denebilir. O vakit, bu gemiler ve sularımız, ortak bilinçaltımızın sahnesi haline dönüşür.

Yeryüzünün en kıymetli doğa parçalarından biri, Çanakkale ve İstanbul boğazları, Karadeniz ve Marmara Denizi’nin buluştuğu bölgedir. Kıtalar, iki boğaz ve iki denizle buluşur. İklimler ve kültürler için de bir kavşak olmuştur. O yüzden, zamanın en güçlü halkları hep bu coğrafyayı arzulamıştır. Haçlılar üstünden geçmiştir, Araplar alamamıştır, Türkler beş asırdan fazla bir süredir buranın sahibidir.

Dünyanın limanı


Boğazlardan çok sular aktı. Hisarların, surların duvarları yıkıldı. Boğazların üstüne köprüler yapıldı, ormanları yok edildi, gölleri atık havuzu oldu, kıyıları doldurulup asfalt yapıldı. Başka bir egonun, bilinçaltının hâkim olduğu bir zamanda yaşıyoruz.

İstanbul, dünyanın limanı. En eski ve en büyük limanı. Geç kalmış bir şehircilik örneği olarak İstanbul’un bir yakasına Marmaray bir yakasına metro kazıları yapan belediyemiz, hiç istemediği, yazık ki hiç istemediği bir gerçekle karşılaşıyor: İlk İstanbul’la karşılaşıyor.

Temmuz sayısında Atlas, kapak konusu olarak bu kazıyı işliyor. Oradan bir cümle:

“Theodusius Limanı’nın zemininde bin yılı aşkın süre bekleyen 24 antik gemi, bir antik limanda bugüne kadar ulaşılan dünyadaki en büyük batık grubu. Limanın gemiler tarafından aktif olarak kullanıldığı İS 5. ile 11. yüzyıl arasına tarihlenen batık ve gemi aksamları, antik dönem denizciliğinin bilinmeyenlerini ilk kez cevaplıyor.”

Toprağa gizlenen bilinç


İlk İstanbul, şehrin en arkaik zamanı, şehrin bilinçaltı gibi eşilen toprağın altından çıkıyor. Kimi yerleri telaşla örtülse bile çıkıyor işte. Dünyanın en eski limanı bulunuyor İstanbul’da. Limanda batmış gemiler çıkarılıyor. Dünya kültürünün nabzı son zamanlarda İstanbul’da atıyor.

Hak ettiği ilgiyi, özeni, korunmayı görüyor mu, hayır.

Bu konuda yalnızca belediyeyi suçlamıyorum. Dünyanın en eski limanının kalıntıları, Yenikapı’da, Üsküdar’da meydana çıkıyor. Yazık ki dokunsan dağılacak, dağılan enkazların üzerinde greyderler, kepçeler dolaşıyor.

Türk basınında, sanatçısında, İstanbul entelektüeli ya da sosyetesinde, "İlk İstanbul"la yüz yüze gelmenin ya da gelememenin telaşı, heyecanı, onu koruyamamanın acısı, öfkesi, tepkisi yok.

İstanbul’un hafızası güçlüdür. Bu şehir unutmaz. Şehrin fiyakalı tepelerine görmemişlik kuleleri dikilme planları kadar bile heyecan yaratmadı "İlk İstanbul".

İstanbul’a geldik, çünkü burası İstanbul olduğu için. İstanbul’u arzuluyoruz, çünkü burası İstanbul. İstanbul’u, İstanbul’u yok ederek mi geliştireceğiz? O zaman İstanbul’a niye geldik ki? Bir yerden bir yere gitmek önemli. Bir yerden bir yere gitmek İstanbul’da bir cehennem. Ama bir yerden bir yere gitmek için İstanbul’u yok etmek mi gerekiyor? O zaman İstanbul’a niye geldik? İstanbul’un yeni sakinleri, dünyanın bu en önemli metropolünü hak ettiklerini göstermek için İstanbul’un üstünden geçmeden İstanbul’da bir yerden bir yere gitmeyi başarmalıdır. Yoksa..

Modest Mouse’un güzel bir şarkısı vardır:

“We’re dead even before the ship sank.”

Şöyle çevirmek hoşuma gider:

“Hepimiz ölmüşüz gemi batmadan önce.”

http://www.yapi.com.tr/haberler/ilk-istanbula-sahip-cikacak-miyiz_54917.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!