Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

“İstanbul Adam Olur, Ancak Biz Kavgasını Verirsek!”

Artık resmen de ifade ediliyor ki İstanbul’da insanların çoğu kaçak, geri kalan çoğunluğu ise kötü yapılarda oturuyor. İyi binalarda yaşayanlar çok sınırlı bir azınlık ne yazık ki. Prof. Dr. Doğan Kuban “Geri kalanlar nerede yaşıyor, onların yaşamları ne zaman değişecek?” diyor ve ekliyor; “Artık mimari söylemin bunu içermesi gerekir.”

Regnum Dergisi/Güler Emektar
“İstanbul Adam Olur, Ancak Biz Kavgasını Verirsek!”

ugün görmek isteyenler için İstanbul hala muhteşem manzaralar sunabiliyor. Ne var ki, kaçtığımız, görmek istemediğimiz, görmezlikten geldiğimiz köşelerin sayısı çok fazla...

Vaktiyle İstanbul’u İstanbul yapan şeylerin, örneğin cumbalı ahşap evlerin, kıvrıla kıvrıla uzanan dar sokakların, korulukların, derelerin, bahçelerin yerinde bugün sevimsiz yapılar yükseliyor. Kentin yeni yüzünde ise beton yığınları, mimari estetik ve üslup yoksunu yapılar hızla kabara kabara yayılıyor. Biliyoruz ki İstanbul’daki yıkımın aktörü sadece zaman değil. İnsan eliyle gerçekleşen yıkımın ve yeniden yapımın yaraları çok daha fazla... Mimar ve mimarlık tarihçisi Prof. Dr. Doğan Kuban ile 700 yıllık imparatorluk tarihini mimari bir dille anlattığı son çalışması “Osmanlı Mimarisi” vesilesi ile biraraya geldik, İstanbul özelinde tarihi ve kültürel mirasımızla nasıl bir iletişim kurduğumuzu konuştuk.

Osmanlı’da korumacılık anlayışı var mıydı? Bizans yapıtları konusunda ya da mimari miras konusunda bakış nasıldı?

Osmanlı mimari yapıtları yok etmemiş. Mesela surları yıkmak için dertlenmemiş. Korumak için de dertlenmemiş ama en azından kendi haline bırakmış. Ya da dini yapıları camiye çevirip kullanmış, bir şekilde korumuş.

Bugün bizim tarihi ve kültürel mirasa karşı tavrımız nasıl?

Bizim, Bizans’tan kalan eserlere karşı hiçbir sevgimiz yok. Anıtlara karşı tavrımız çok zavallı. Bizans’ı elimize geçtikçe yok ettik. Bakmayın, surlar çok büyük olduğu için onları yok edemedik. Canına okuduk, ama yok edemedik. Çok güzel bazı yapıları onarma bahanesiyle harap ettik. Oysa İstanbul dünyada en zengin arkeolojik verilere sahip şehirlerden biri. Dünyada hiçbir yerde geç antik surları olan, Ayasofya’sı olan, Küçük Ayasofya’sı olan, 14 tane Bizans kilisesi olan, binlerce Osmanlı yapıtı olan, her elli adımda bir anıta rastlanan bir kent yoktur. Eğer biz eski Bizans Sarayı’nı, Hipodromu, çevresiyle beraber surları koruyabilseydik, bizim yanımızda Roma’nın boynu bükük kalırdı.

Pek çok tarihi şehirde eski kent, daracık sokakları, çıkmazları, eski binalarıyla mevcut. Yeni kentler, eski kentlerin civarında, ama eskiyi koruyarak kurulmuş. İstanbul’da ise eski şehirden kalan parçalar, yeni şehrin beton yığınları arasında sıkışıp kalmış durumda...

Bugün İstanbul 300 bin hektar, korunması gereken sur içi ise toplasan 1400 hektar. Yani toplam içinde nokta gibi kalır... Orayı koruyabilirdik, ben bir koruma planı da hazırladım, ama para etmedi, koruyamadık. Bunu yapacak yönetimler başa gelmedi. Sağcı solcu fark etmez, bu bir kültür sorunu. Tamam gökdelenler yapıyorsan yine yap, ama koruman gereken alan hepi topu 1400 hektar! Koruyamadık, gitti...

Neden hocam, geçmişle doğru bir iletişim mi kuramıyoruz?

Kuramıyoruz tabi, çünkü tarihimizi iyi bilmiyoruz. Koruma çok üst düzeyde bir kültür sorunudur. Bizi aşan bir durum. Bizim tarihimizin büyük olması, kendimizin çok büyük olmasından kaynaklanmıyor., büyük tarihlerin üzerine gelmemizden kaynaklanıyor. Ama biz Bizans’ın lafını etmeye bile korkarsanız, o zaman koruma olmaz tabi. Bizim idarecilerimizin içinde bu tarih kültürüne sahip bir adam bile olmadı. Kültürü olmayan toplumda eski eser koruması bilinci gelişemez. Tarih kültürü oluşmamış bir toplumu, belli bir seviyeye getirip önce eskiyi tanıtacaksın, sonra bir de sevindireceksin, sonra da bunu koruyalım diyeceksin. Zor, çok zor...

İstanbulluların da şehrin korunması gibi bir derdi yok galiba...

Geneline bakarsak yok. Oysa halk “bunun korunmasını istiyorum” diyecek. Önce tarihini bilecek ve seveceksin. Sevdiğin için korumak isteyeceksin. Halk sahip çıkmadıkça yönetici de, politikacı da sahip çıkmaz. Bugün şehirleşen insanın şehirden haberi yok, şehirli değil. Şehrin tarihini ve kendi tarihini bilmiyor. Bu adamlar aynı zamanda yönetici. Onlar uygun yasa çıkarmadı, uygun koşullar yaratmadı. Onun için restorasyonlar kötü yapılıyor. Hem sen ne kadar okumuş biri olursan ol, toplumun senin kültürünü aşağıya çeken bir ağırlığı var. Bin kişi bir şeyle ilgilenmiyorsa, senin iyi bir şeyle ilgilenmen için kahraman olman lazım.

Ama dini mimariye karşı daha duyarlı olduğumuzu söyleyebiliriz...

Evet, dini mimariyi korumaya çalışıyoruz. Hatta binlerce uydurmasyon cami inşa ettik. Ama ahşap mimariyi yok ettik. Osmanlı döneminden kalan tarihi konutlar, kentlere akın eden kırsal alan insanları tarafından yok edildi. Gerçi bu durum bütün dünyada sanayileşen kentlerin ortak sorunu. Fakat İstanbul’da tahrip, bir deprem ve yangın etkisinde oldu. Onun için bugün İstanbul’da vaktiyle nasıl yaşadığımızı gösteren bir konut mirası hemen hemen yok.

Şimdi bunu yeniden canlandırmak adına birtakım projeler geliştiriliyor. Örneğin Süleymeniye’de bir takım Osmanlı konutları inşa edilerek bir “müze kent” yaratılması epeydir gündemde...

İstanbul’un tarihi karakterlerinin korunması akla gelen her türlü uygulamanın yapılması değildir. Bir tarihi varlığın saptanması ve yaşatılmasıdır. Tarihe saygılı her koruma projesi, bu amaca yaklaştığı oranda doğru, uzaklaştığı oranda yanlıştır. Dünyanın en büyük imparatorluklarının başkenti olan bu şehir, turistlere beğendirmek için üzerine müze yaftası yapıştırılacak bir kent değil. Ben Süleymaniye için koruma planı hazırladığımda, bundan 37 sene evveldi. O zamandan beri sadece yıkıntı oldu, başka bir şey olmadı. Osmanlı konutlarıymış... Öyle bir şey kabil değil. Hem zengin biri olsan, sen gidip oturur musun o konaklarda? Biz onlara olmayacağını söyledik. Burada yapılması gereken uydurma Osmanlı konakları tasarlamak değil, eski dokunun bilinen verilerini ortadan kaldırmamak ve Süleymaniye çevresini, dünyada kabul edilmiş restorasyon kriterlerine göre restore etmektir.

Bir de kentsel dönüşüm projeleri var. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti süreciyle birlikte projelere her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. Şehrin yeni yüzünde nelerin olacağı hepimiz için merak konusu...

Mimarlık dergilerinde görmeye alıştığımız bu gibi büyük mimari ve kent planlama imgelerinin gerçekleşmeyeceğine İstanbullular inanabilirler. Çünkü kentin gerçek verileriyle ilişkisi olmayan hayali projelerdir. Kentsem dönüşüm projeleri bugünden yarına olur mu? Projelerin çoğu yaftan ibaret, yapılsalar da felaket olur. Kaldı ki ne Türkiye’nin ne de İstanbul’un bunları gerçekleştirecek parasal olanakları yoktur.

Peki, 2010 için ne düşünüyorsunuz?

Avrupa Kültür Başkenti unvanının Avrupa’nın felsefesiyle, edebiyatıyla, müziğiyle, sinemasıyla, ortak bir tarafı var mı? Yok! Buradaki halkın dünyadan haberi yok, bırakın dünyayı, buradaki kültür-sanat hayatından bile haberi yok. 2010’a kadar bir şey yapılacağı da yok. 2.5 senede ne yapılabilir ki?

Bunlardan geriye İstanbul’a ve İstanbullulara ne kalır?


İstanbul’da tarihi kalıcı yapılar çok zaten.Bugün Sirkeci’den yukarı doğru yürürseniz, elli metrede bir yapıya rastlarsınız. Yeraltını saymıyoruz ki orada da neler var neler... Paris’te, Londra’da olmayan şeyler var bu memlekette. Hayalperest projelerin yerine bu anıtların etrafını biraz temizleyip, düzenlesinler. Ulaşım koşullarını iyileştirsinler, 2010 için yeter.

Bütün bu konuştuklarımız biraz karamsar bir İstanbul tablosu sunuyor. Oysa biliyoruz ki başka İstanbul yok...Sizin de bir yazınızda belirttiğiniz gibi bu şehir elden gider mi?

İstanbul çok zengin bir şehir, daha bitiremedik, bitiremeyiz de zaten. İnsanlar aklını kaçırmazsa bu zengin tarihi miras kendini korur. Bu açıdan bir korkum yok. Ama ne yazık ki buradaki varlığın değerini Türkiye’yi idare edenlere, idare etmeyi demokratik bir hak olarak kendilerinde bularlara anlatmakta zorlanıyoruz. Yine de uzun vadede şansımızın olduğunu düşünüyorum.

Bunun için yapılanlardan çok daha fazlasına ihtiyaç var sanırım...

Evet, İstanbul hala güzel bir şehir diye avunmayacağız, kavga edeceğiz. Ben 80 yaşımda bile bu meselelerle uğraşıyorum, hala da başlarını ağrıtmaya devam ediyorum. Siz de kavga edin, ama farkına varırsanız. Ama farkına varmadan yaşar ve yönetim, hükümet falan diye bağırırsanız, hiçbir işe yaramaz. Bunları hisseder ve tartışırsak, halk da sahip çıkarsa sorunu yavaş yavaş çözeriz.

Yani bu şehir adam olur mu?

Onu adam ederiz, ama evvela onu anlamayan adamları adam etmek lazım.

http://www.yapi.com.tr/haberler/istanbul-adam-olur-ancak-biz-kavgasini-verirsek_58025.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!