Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

İstanbul’daki Yapıların Geleceği Masaya Yatırıldı

Yapı-Endüstri Merkezi’nde gerçekleşen “Geleceğe Dünden Bakmak: Mimarlıkta Yeni Nedir?” adlı konferansta, İstanbul'da yaşanan yapılaşmanın yoğunluğu ve kalitesi ünlü mimarlar ve bilim insanları tarafından masaya yatırıldı.

yapi.com.tr
İstanbul’daki Yapıların Geleceği Masaya Yatırıldı

Yapı-Endüstri Merkezi (YEM)’de 7 Kasım 2017 tarihinde DYO desteğiyle gerçekleşen “Geleceğe Dünden Bakmak: Mimarlıkta Yeni Nedir?” adlı konferansta dünyanın en büyük metropollerinden İstanbul'da yaşanan yapılaşmanın yoğunluğu ve kalitesi masaya yatırıldı. "Modernleşmek adına hızla büyüyen şehirde yapılar kimliğini kaybediyor mu?", "Yeni yapı malzemeleri çevresel faktörlere uygun mu?", "Değişen iklim koşulları mimariyi nasıl etkileyecek?" gibi sorulara yanıt aranan konferansta binaların ömrünü uzatan çevre dostu ürünler hakkında görüşler de paylaşıldı.

Moderatörlüğünü CNN TÜRK Program Yapımcısı-Gazeteci Ahu Özyurt'un üstlendiği oturuma Mimar Alpaslan Ataman, GAD Mimarlık Kurucusu Gökhan Avcıoğlu, Tasarımcı, Tarihçi ve Kuramcı Gökhan Karakuş, KPM-Kerem Piker Mimarlık Kurucusu Kerem Piker, Tabanlıoğlu Mimarlık Kurucu Ortağı Melkan Gürsel ve Kadir Has Üniversitesi İstanbul Çalışmaları Merkezi Müdürü, Şehir Plancısı Prof. Dr. Murat H. Güvenç konuşmacı olarak katıldı.

Konferansta yapılan konuşmalardan satır başları şöyle;

Alpaslan Ataman

"Mimaride yeni, referansa göre şekilleniyor"

Mimaride icat değil, keşif vardır. Ne yaparsanız yapın, 15 bin yılda muhakkak yapılmıştır. Yeniyi kabul edelim ama takıntı haline getirmeyelim. Bir Roma atasözü ‘Güneşin altında yeni bir şey yok’ der. Doğan Kuban da ‘Rönesans’tan sonra yeni bir şehir yapılmadı’ diyor. İlave şeyler yapılıyor. Yeninin tabiatı, bir şeyin üstüne gelmesidir. İçinde eskiyi ihtiva etmezse yeni olmuyor. Yeni eskinin yanında şahsiyetini koruyor. Bir referansa göre şekilleniyor. Eskiden bir ayda yapılan, bugün bir dakikada yapılıyor. Bizim meslek sıkıştı kaldı. Yeni yapmak adeta bir mecburiyet ve bir misyon olmaya başladı. Önümüze gelen binanın adı ‘fırsat’ oldu. Bu fırsat kelimesini açtığınız zaman korkunç bir skala çıkıyor.

AlpaslanAlpaslan Ataman

"Doyum noktasına gelene kadar bu yapılaşma sürecek"
Bir kaosun içinde yaşadığımız ayan beyan ortada. Geçmişi, tarihi olmayan bir yerleşime şehir denmez. Mimar eskiden rahat davranabiliyordu çünkü kendisine yardımcı bir eski şehir vardı. O referans ortadan kalktı. Belli bir doyum noktasına gelene kadar bu yapılaşma sürecek. Sermaye birikimi olmadan bu şehir yürümez. Hep çare bulmaya çalışıyoruz ama sermaye henüz kaynamaya başlamadı.

"Mimar her şeyi kendisinin düşündüğü yanlışına düşebiliyor"
Mimar kimseye ev yapmaz, evi içinde oturan kişi yapar. Mimar onun hayatını anlamaya çalışır. Ofislerin hepsi aslında aynıdır çünkü bir optimuma göre tasarlanmıştır. Mimar her şeyi kendisinin düşündüğü ve yenilik getirdiği yanlışına düşebiliyor. Mimar kadar toplumun da ne istediğini bilmesi lazım. Bugün mimara çatal-bıçak seçtirmek için İtalya'ya götüren var, yeni olan bu!

Gökhan Avcıoğlu

"Bizi bir araya getirecek unsur, yeni bir şehir kurgusunda anlaşmak"

Mimarlıkta ‘yeni konusu’ yeni bir konu değil. İlk mağaradan beri tartışılan bir konu. Mimarlıkta ileriye dönük düşünüyoruz ama geçmişte yakaladığımız ve tekrar kullanılması gereken formüller var. İlerisi için düşünüyoruz, geçmişten ders alıyoruz, bugün için inşa ediyoruz. Mimarlık kitleleri ilgilendiren ve birlikte hareket etmeyi gerektiren bir meslek, o nedenle moda gibi hızlı gelişmiyor. Mimarlıkta esas olan, modasının hiç geçmemesi. İnşa ederken yenide aradığımız ise, daha iyi nasıl yapabileceğimiz. Onun için yeni kavramı aslında yeni bir şey bulmak değil. İnsan ergonomisi değişmediği için çok şeyin değişmesi zor. Şehir plancıları ile işbirliği yapmamız gerekiyor. Deprem geçirmiş bir Van’ı yeniden inşa etmenin anlamı yok. Şehir kurgusu olarak yeni bir Van lazım. Ataşehir’de finans merkezi var ama mimarlar birbirinden haberdar değil. Fikirtepe de öyle. Şehir içindeki hıza ayak uydurmak kolay değil. Belki bizi bir araya getirecek unsur, yeni bir şehir kurgusunda anlaşmak.

Gökhan Karakuş

"Biz geri bildirim vermedikçe mimar ilerleyemez"
Mimarlık eleştirmeni olarak bizim işimiz değerlendirme. Bitmiş bir binayı değerlendiriyoruz. Batı’dan gelen 300 yıllık yeni bir meslek bu. Üç ana kavram üzerinde; görsellik, bilim ve kullanıcı gözüyle eleştiririz. Biz eleştiri olarak, kuram olarak, akademik olarak, mimarlara geri bildirim veremiyoruz. Onlara yardım etmemiz, yön göstermemiz lazım. Mimarlık da tıp gibi hümanist bir meslek. Biz de doktorlar gibi insanların hayatını iyileştirmeye çalışıyoruz.

GökhanGökhan Karakuş

"İkonlaştırmadan öteye geçmeliyiz"
Herkesin içinde yaşadığı mekanlar hakkında söz sahibi olması lazım. Bu konu daha çok popüler kültürün içine girmeli. 1960’larda mimarların yaptığı işle ilgili kafası netti. Yine bu netlik oluşmalı. Her şey imge haline gelmiş durumda. İkonlaştırmadan öteye geçmeliyiz. Bugün Büyükdere caddesinde yürüyemiyoruz. Mimarlık ve planlama anlamında almamız gereken önlemler var.

Kerem Piker

"Mimarlıkta yeni zihinlerdedir ancak"

Mimarlıkta yeninin ne olduğunu bilmiyorum. Olsa olsa mimarlar arasında yeni vardır. Mimarlıkta yeni zihinlerdedir ancak. Çünkü ifşa edildiği anda zaten eskir. Mimarlık o kadar da hızlı bir şey değil. Yeninin arayışını, pratiğin merkezine koymak mümkün olmayabilir ama bunun var olduğunu düşünmeyi seviyorum.

KeremKerem Piker

"Kazmayı hızlı vurmaktan değil, kazmaktan vazgeçmeliyiz"
19’uncu yüzyılda pasajlar yeniydi. Kent hayatının dönüştüğünü gösteriyordu. Reasürans Çarşısı yapıldığı zaman yeni bir kamusallık yaratmıştı. Bu bildiğiniz araçlarla yapılabilir. Bizim peşine düştüğümüz yeni, aslında böyle bir yeni. Tekniği çok da küçümsememek lazım. Manhattan imgesi, asansörün icadı ile şekillendi. Yeni araçlar yeni örgütlenme, toplumsal uzlaşma biçimleri kuruyor. Bizim ihtiyacımız olan akıl ve o aklın yeni araçları. Dünün aklıyla bu araçları kullanamayız. Bugünün kentini dünün kavramlarıyla konuşamayız. Kazmayı hızlı vurmaktan değil, kazmaktan vazgeçmeliyiz.

Melkan Gürsel

"Yeni, kullanıcıya yeni duygu yaşatan binadır"

Teknoloji insanlara ne imkân sunarsa sunsun biz onun belli bir oranını algılıyor ve kullanıyoruz. İnsana dair şeyler çok da değişmiyor. Mimari, insanları mutlu etmek için vardır. Mimari eserler, sosyal heykellerdir. İçinde yaşam vardır. Her yerde yeni aynı olmak zorunda değildir. İstanbul’da bir bina yenilik katarken, dünyanın başka bir yerinde başka anlamlandırılabilir. Önemli olan insanların hayatına nasıl dokunduğunuz ve ne gibi nitelikler getirdiğiniz. Bir şehirde 35 bin kişi hiç yan yana gelmemişken, bir stadyum yaparsınız ve bunu onlara yaşatırsınız. Bu yeni bir duygudur. Gelişen dünyada malzemeler farklılaşıyor fakat mimari yeni bir duygu üretiyor, hayatınıza yenilik getiriyor. Mimari, insanların mutluluğu ve rahatı içindir. Yeni olan hayatlarına ne kattığınız, ne gibi bir kolaylık getirdiğinizdir. Yeni, insana dokunana dairdir. Hayatı güzelleştirendir. Kullanıcıya yeni duygu yaşatan binadır.

Melkan Melkan Gürsel

"İstanbul neden Dubai'ye özensin?"
Şehrin gelişmesi yönünde bir politika yoksa, yeni projeler üzerine çok düşünülmediği zaman Martı gibi bir proje bitiyor ortada. Şehirler başkanların keyfi kararlarından bağımsız işlemeli. Problemler hep çok şey olma isteğinden ortaya çıkıyor. Dubai'deki plansız gelişme bunun bir örneği. İstanbul gibi bir şehir neden Dubai'ye özensin? Neden oradaki bir bina bizim için simge olsun? Zaten İstanbul bugüne kadar ulaşan her şeyiyle bir sembol. En büyük problem, bir anda her şeyi isteme duygusu.

Prof. Dr. Murat H. Güvenç

"Yeni teknolojiyle eskiden yapmadığım neyi yapabilirim diye bakmalıyız"

Modern, çağdaş, güncel gibi kelimeler tarih boyunca kullanıldı. Her zaman ‘yeni’ var ve var olacak. 18’inci yüzyılda da modernden bahsediliyordu. Bizim ‘an’ dediğimiz zamana, İngilizce ‘moment’ deniyor. Moment hem bir zaman dilimi hem de fizikte gerilim anlamına geliyor. Felsefeciler bu gerilimi şu üç bileşenle ilişkilendiriyor: 1. İdeoloji, 2. Teknoloji, 3. Toplumsal pratikler. Anlar; bu fikir, teknoloji ve gündelik ihtiyaçlar arasında kurulan gerilimli bir şey. Bunlar birbirleriyle ilişkili ama bağımsız şeyler. Bunlardan biri değişebiliyor. Fikirler ve toplumsal pratikler orada duruyorken teknoloji gelişiyor. Biz de teknolojiye ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bilgisayar öncesine geri dönemeyeceğimize göre onunla yaşayacağız. Yeniyle karşılaştığımızda ilk tepkimiz eskiden yapmaya çalıştığımız işleri daha kolay ve daha hızlı yapmak olabilir. Bu teknoloji kullanımında 'çocukluk' olarak adlandırabileceğimiz ilk evre. Teknolojinin potansiyeli bu değildir. "Daha yeni ne yapabilirim" diye yaklaştığımızda ise teknolojiyle 'eleştirel diyalog'a gireriz. Sonuçta insanın yapılı kodları var. Dünyanın en iyi bilgisayarını getirseniz de bilişsel ve bedensel sınırlarımız var. Yeniyi bu sınırlarla nasıl örtüştüreceğiz? Mesele bu.

Prof.Prof. Dr. Murat H. Güvenç

"Kentin örgütlenme biçimi, iyi mimarinin kendini göstermesine engel oluyor" 
İstanbul, ölçeği nüfusuyla kıyaslandığında o kadar büyük bir şehir değil. İstanbul'da büyüme değil, yığılma oldu. Hiçbir şey yapmadan aldığımız paya 'rant' diyoruz. Toplum olarak üzerinde anlaşabildiğimiz nadir şeylerden biri bu rant. Yapmışken daha büyüğünü yapalım diyoruz. Yapının kullanım değeri, anlamı, rant ekonomisine teslim oluyor. Mekanın örgütlenme biçimi, iyi mimarinin kendini göstermesine engel oluyor. Sonuçta kimsenin hoşuna gitmeyen bir kent haline geliyor. 

Yalıtım 4.0 devrimi DYOTHERM ile başlıyor

“Mimarlıkta Yeni Nedir?” sorusu çerçevesinde çevre dostu ürünlerin kullanımına dikkat çekilen konferansta, etkinliğin destekçisi DYO Boya, örnek ürün olarak yeni yalıtım markası DYOTHERM’in lansmanını gerçekleştirdi. DYOTHERM markasının; A sınıfı yangın direnci, ses yalıtımına katkılı, yüksek termal koruması ile hibrit teknoloji ile üretilen çevre dostu yenilikçi ısı yalıtım ürünü DYOTHERM ISOLTECO 110 tanıtıldı.

SerdarSerdar Oran

DYO olarak yeni teknolojilerle mimarların tasarımlarına destek olmak istediklerini belirten DYO Boya Fabrikaları Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Serdar Oran, “Çevreye yararlı ürünler üretmek için çalışıyoruz. Ciromuzun yüzde 2.2’sini AR-GE'ye ayırıyoruz. Dünya ölçeğine baktığımızda sektördeki devlerin harcadığı bir miktar bu. Bunu insanların hayatına katkıda bulunmak için yapıyoruz” diye konuştu.

Boyanın tüm alt sektörüne hizmet veren Türkiye’deki tek şirket olduklarını belirten Oran, sözlerine şöyle devam etti:

“Size dokunduğumuz alanlar çok fazla. Bugün ısı yalıtımıyla ilgili geleceğe değer katacak bir ürünü tanıtmak istiyoruz. ‘Mimarlıkta biz yeni ne yapabiliriz?’ diye düşündük. Değişen pazar ihtiyaçlarına yönelik yenilik yapmaya çalıştık ve 4.0 devrimini DYOTHERM markası ile başlattık. DYOTHERM ile daha iyi, daha temiz bir gelecek için yeni nesil çözümler üretiyoruz. Bu ürünün en büyük özelliği çevreci olması. Yenilikçi yalıtım geleceğe yatırım diyerek ürünlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.  



Isı yalıtımını sağlarken binaya ekstra ağırlık vermeyen DYOTHERM ISOLTECO 110, binanın ömrünü uzatıyor. İklim koşullarının içeriye nüfus etmesini en aza indiren DYOTHERM ISOLTECO 110, enerji tasarrufu sağlayan, çevreci bir ürün. Kışın binayı soğuktan koruyarak doğalgaz faturalarının artmasını engellerken, yazın güneş ışınlarından koruyarak elektrik tasarrufu yapılmasını sağlıyor. Her yüzeye uygulanabilen DYOTHERM ISOLTECO 110, yangın dayanımını A sınıfı yapıyor ve ses yalıtımına katkıda bulunuyor."

http://www.yapi.com.tr/haberler/istanbuldaki-yapilarin-gelecegi-masaya-yatirildi_162071.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın
Haftanın ürünü Newlux PC Modüler Paneller

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!