Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

“Menâkıb-ı Sultan Süleyman”da Mimarlık

İstanbul’un Eyüp semtinde yetiştiği ve Ebû Eyyûb el-Ensarî’nin her an yakınında bulunduğu” için “Eyyûbî” mahlasını almış olan Osmanlı yazarının asıl adı, kesin doğum ve ölüm tarihleri, yaşamöyküsünün ayrıntıları bilinmemektedir. Ancak yine de, kimi kaynaklarda onunla ilgili birtakım bilgilere rastlanabilmektedir.

Gürhan TÜMER
“Menâkıb-ı Sultan Süleyman”da Mimarlık

stanbul’un Eyüp semtinde yetiştiği ve Ebû Eyyûb el-Ensarî’nin her an yakınında bulunduğu” (1) için “Eyyûbî” mahlasını almış olan Osmanlı yazarının asıl adı, kesin doğum ve ölüm tarihleri, yaşamöyküsünün ayrıntıları bilinmemektedir. Ancak yine de, kimi kaynaklarda onunla ilgili birtakım bilgilere rastlanabilmektedir. Bunlar arasında, Bursalı Mehmet Tahir’in “Osmanlı Müellifleri” başlıklı yapıtı, Dr. Abdülkadir Özcan, Prof. Dr. Hüseyin Gazi Yurdaydın, Dr. Mehmet Akkuş, Franz Babinger, Robert Anhegger gibi Türk ve yabancı akademisyenlerin, araştırmacıların çalışmaları bulunmaktadır (2). Bu çalışmalar daha çok tarihçilere, edebiyatçılara aittir. Ancak, hidrolik mühendisi Prof. Kâzım Çeçen’in de Eyyûbi’den haberli olduğunu İstanbul Ansiklopedisi’ndeki bir yazısından anlıyoruz (3).

Eyyûbî’nin, Kanunî devri tarihçilerinden olduğunu belirten Mehmet Tahiri, onun, ünlü İranlı şair Firdevsî’nin ünlü yapıtı “Şehnâme”yi çevirdiğini, ayrıca “Hâtemnâme” adlı bir kitap yazdığını söyler (4).

Eyyûbî’nin, bu yazımın konusunu oluşturan bir başka kitabı daha vardır. Yazar bu kitabına bir ad koymamıştır (5).

O nedenle söz konusu yapıt, Agâh Sırrı Levent’in önerdiği “Menâkıb-ı Sultan Süleyman” ya da Robert Anhegger’in önerdiği “Risâle-i Padişah-nâme” adlarıyla anılmaktadır. Yapıtın konusu dikkate alındığında, Akkuş’un da belirttiği gibi, birinci önerinin yani “Menâkıb-ı Sultan Süleyman”ın daha uygun olduğu söylenebilir (6). Çünkü kitap, genelde bir “risâle-i padişah-nâme”dir ama, özelde Kanuni Sultan Süleyman’dan söz etmektedir.

Franz Babinger, “Menâkıb-ı Sultan Süleyman”ın herhangi bir nüshasını ele geçiremediğini söylemiştir. Oysa Dr. Mehmet Akkuş, 1987 yılının “Kanunî Yılı” ilân edilmesi dolayısıyla Kültür Bakanlığı’ndan aldığı bir teklif üzerine yaptığı bir çalışma sonucunda, kitabın var olan tek nüshasının İstanbul’da, Süleymaniye Kütüphanesi Es’ad Efendi Bölümü’nde, 2422 numarada kayıtlı olduğunu saptamış (7) ve Lâtin harfleriyle transkripsiyonunu yaptıktan sonra onu günümüz Türkçe’sine çevirmiştir. Bu çalışma, Yayınlar Dairesi Başkanlığı’nın 22 Mart 1991 tarih ve 928.4.1/1960 sayılı kararıyla, Kültür Bakanlığı tarafından, 1991 yılında, “1000 Temel Eser” dizisinin 158. kitabı olarak 10.000 adet basılmıştır.

Bu çalışmamda bu kaynaktan yararlandım.

Toplam 1495 beyitten oluşan “Menâkıb-ı Sultan Süleyman”ın büyükçe bir bölümünde, dönemin kuralları gereği Allah’a hamd edilmekte, şükredilmekte, Peygamber’in erdemlerinden, mûcizelerinden söz edilmekte, onlara yalvarılmakta, Kelime-i Tevhid’in önemi belirtilmekte; evrenin, dünyanın yaratılışından, çeşitli özelliklerinden söz edilmekte, Ebû Eyyûb-ı Ensarî anılmakta ve zamanın padişahına yani Kanunî Sultan Süleyman’a abartılı övgüler düzülmekte, onun Belgrad’dan Van’a, Rodos’tan Bağdat’a yaptığı seferler, o seferlerde gösterdiği kahramanlıklar, elde ettiği çeşitli başarılar ve ortaya koyduğu çeşitli yapıtlar anlatılmaktadır.
Bilindiği gibi, bu başarıların, bu yapıtların arasında mimari etkinliklerin, inşa edilen görkemli binaların çok özel ve çok önemli bir yeri vardır. Gerçekten de, yine bilindiği gibi, Kanunî Sultan Süleyman’ın, 46 yıl gibi hayli uzun bir zaman dilimini kapsayan, neredeyse yarım yüzyıla varan saltanatı döneminde, gerek Sinan, gerekse onun yönetimindeki mimarlar, ustalar tarafından; gerek İstanbul, gerekse imparatorluğun diğer yöreleri, kimileri Süleymaniye Külliyesi gibi son derece görkemli olan çok sayıda yapıyla donatılmıştır (8). Eyyûbî bu gerçeği kitabında şöyle vurgular:
“Osmanlı ülkesinde hiçbir şehir gösterilemez ki, onda hayırlar şahı olarak bilinen
Kanunî’nin bir eseri bulunmasın” (9).

“Nitekim, onun askerlerinin sonu olmadığı gibi, yaptırmış olduğu hayır eserlerinin de haddi hesabı yoktur” (10).

Ne var ki, “Menâkıb-ı Sultan Süleyman”, bu görkemli mimari zenginliğin ancak çok ama çok küçük bir bölümünü içermektedir. Şu satırlar, yazarın bunun da bilincinde olduğunu göstermektedir:

“Söz binasına el atan usta (Eyyûbî), söz şehrini bu yazıda kurdu” (11).

“Sultan Süleyman’ın yaptığı bütün hayırları yazamadı. Bu yazdıklarında, bize onları kısaca haber verdi” (12).

Birazdan görüleceği üzere, Eyyûbî’nin kitabında, su kemerleri dışında, değinilen mimari yapıtlara ilişkin bu “kısalık”, dolayısıyla da yüzeysellik hayli aşırı boyutlara varmaktadır. Bu tutum, Süleymaniye Külliyesi gibi devboyutlu bir yapıtı da kapsamaktadır. “Menâkıb-ı Sultan Süleyman”ı okuyarak bu külliyenin mimari ayrıntıları hakkında derin bilgiler edinmek olanaksızdır. Anlatım daha çok şiirsel ve tasviridir.

Bütün bunlara karşın yine de Eyyûbî ve yapıtları üzerinde çalışmalar yapmış olan Robert Anhegger’in, 1949’da “İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi”nde yayınlanan, “İstanbul Su Yollarının İnşasına Ait Bir Kaynak: Eyyûbî’nin Menâkıb-ı Sultan Süleyman’ı” başlıklı makalesinde yer alan şu savına katılmamak elde değildir:

“Osmanlı tarihçiliğinde, padişahların yapı faaliyetleri üzerinde umumiyetle gayet muhtasar (kısa) şekilde durulduğunu da göz önünde tutarsak, bu küçük eserin (Menâkıb-ı Sultan Süleyman), hiç olmazsa yapı tarihine ait kısmının neşrini İstanbul şehri tarihi bakımından arzuya şâyan buluruz” (13).

Benim bu yazıyı kaleme almamın da böyle bir gerekçesinin bulunduğunu söyleyebilirim.
Aşağıdaki satırlarla, Eyyûbî’nin “Menâkıb-ı Sultan Süleyman” adlı kitabının mimarlıkla ilgili bölümlerini daha ayrıntılı olarak ele alacağım.

* * *
Kitapta Eyyûbî, önce, bütün Müslümanlar, bu arada özellikle de hilâfeti ellerinde bulunduran Osmanlı padişahları için büyük önem taşıyan Mekke ve Medine’den, Sultan Süleyman’ın o kutsal kentlerdeki inşaat etkinliklerinden söz açar.

Bu etkinliklerden biri, Osmanlı Hanedanı’nın inandığı mezhep olan Sünnî-Hanefî Mezhebi’nin kurucusu İmam Ebû Hanîfe’nin uzun süre yıkık durumda kalan “makamının”, yani mezarının “büyük bir arzuyla” onarılmasıdır (14).

Daha sonra, “Padişah, hacıların aşkla yöneldiği Kâbe’nin içinde bulunan Hatîm’in tamirine niyetlenmiştir” (15). Eyyûbî’nin, “(...) sanki gönlü alıp kapan servi boylu bir sevgilidir. Altın ve gümüşle süslenmiş, insana huzur veren bir meydan” diye tanımladığı “Hatîm” (16), “Kâbe’nin kuzeybatı duvarının tam karşısında, 1 metre yükseklikte ve 1.5 metre kalınlıkta, yarım daire biçiminde beyaz mermerden bir duvar”dır (...) “Hicr ya da Hicr-i İsmail de denen bu bölümde, Hz. İsmail ile annesi Hacer’in gömülü olduklarına inanılır” (17).

Kanunî ayrıca “uzun zamandır eskimiş” olan minberi de yenilemiştir. Bu iş için İstanbul’dan bir mimar Mekke’ye gitmiştir (18).

Eyyûbî, Sultan Süleyman’ın, İslâm’ın kutsal saydığı kentlerin ikincisi olan Medine’deki mimari etkinliklerini, “(...) Sağlam bir kale yapıp, oldukça tertipli, yüksek bir burç hazırladı” diyerek tek bir beyitte özetler (19).

Yazar, konumuz bağlamında, Müslümanların üçüncü sıradaki kutsal kenti olan Kudüs’ten söz ederken de, “(Padişah), birçok servet sarfederek Kudüs Kalesi’ni de meydana çıkardı ve çok güzel oldu” demekle yetinir (20, 21).

Eyyûbî, kitabının “Der Şâm-ı Şerif Hayrât-ı Sultan Süleyman” başlıklı bölümünde de “(Süleyman), mübarek Şam diyarında, yanında gösterişli bir saray olan, oldukça güzel, şerefli bir cami ve hacca gidip gelenler için bir aşevi yaptırdı” diye yazar (22).

Yazar, Kanunî zamanında inşa edilen anıtsal yapıların en anıtsalı, en önemlisi olan Süleymaniye Külliyesi’ni daha uzun anlatır ama, söyledikleri, “O cami ki, nice gönülleri ferahlatır. Sanki onun her köşesi hoşluk ve safa kazanılan bir yerdir” (23); “Pencerelerinin ise eşi benzeri bulunmaz. Sanki onlar, hal ehli kişilere birer Cennet Bahçesi görünümündedirler” (24) ya da “Caminin etrafında yaptırılmış bulunan medreseleri görenlerin gönülleri açılır” (25) gibi edebî beyitlerdir.
Eyyûbî’nin mimar olmadığı ve abartılı övgülere, renkli edebî benzetmelere dayalı Osmanlı yazım geleneği dikkate alındığında; ayrıca Sâi Mustafa Çelebi’nin ağzından konuşan Mimar Sinan’ın bile ünlü “Tezkiretü’l-Bünyan”da, bu geleneğin çerçevelerini kıramadığı düşünüldüğünde, “Menâkıb-ı Sultan Süleyman”ın bu üslûbuna şaşmak, ondan daha farklı bir yaklaşım beklemek saçma olur, abes olur.

Bununla birlikte, söz konusu kitapta su yollarının, su kemerlerinin inşa edilişi ya da onarımıyla ilgili bölümün biraz daha fazla teknik ayrıntı içerdiğini belirtmeliyim.

Öte yandan bu bölümün, “Menâkıb-ı Sultan Süleyman”ın mimarlığı ilgilendiren bölümlerinin en uzunu, en ayrıntılısı olduğu görülmektedir. Buna şaşmamak gerekir, çünkü Eyyûbî, yapıtının “Sebeb-i Telif-i Kitab” (Kitabın Yazılış Nedeni) başlıklı bölümünde, suyun yaşam için ne kadar önemli olduğunu, o kemerler yapılmadan önce İstanbul’un ne kadar büyük bir susuzluk çektiğini anlattıktan sonra şöyle der:

“Bu kadar söyleyegeldiklerimizden, maksadın ne olduğunu anla” (26). “Demek isterim ki, suyun önemini açıklayayım ve İstanbul’a nasıl geldiğini birer birer ortaya koyayım” (27).

Eyyûbî’nin verdiği bilgilere göre, daha önceleri, nice fetihler yapmış olan komutanlar bu işe girişmişler ancak başarılı olamamışlardır (28). İstanbul’un su sorununu kökünden çözümlemeye niyet eden Kanunî, “masrafları karşılamak üzere, hazinenin kapılarını açmış” (29) ve “İnşaatın yapımını sürdürmek için, hususi bir kişi” görevlendirmiş, “bu kişi de, bütün samimiyeti ve ciddiyetiyle işe el atmıştır” (30, 31).

Görevliler gece gündüz, canla başla çalışmışlardır ama “Allah’ın, rüzgâra, yağmur bulutlarını sürme emrini” vermesi (32) üzerine yağan yağmurun oluşturduğu sel, “sağlamlık bakımından krallara lâyık olan binaları bile” (33) viraneye çevirmiş, bu arada su kemerine de zarar vermiş; “bu binanın her taşını bir yere atarak, her köşesini paramparça” etmiştir (34, 35).

Sultan Süleyman, “Bu Allah’tan gelen bir şeydir. Zaten dünyada böyle olaylar çoktur” (36) diyerek, olup bitenleri tevekkülle karşılamış ve yıkıntıları görmek için olay yerine gitmiştir. Padişah, yıkıntıları görünce biraz efkârlanmıştır ama içinden, “Ben ölürsem bu suyu şehre kim iletir?” (37) diye geçirince hemen kendini toplamış, “bu kemerin yeniden yapılması konusunda tedbirler almayı” (38) düşünmeye başlamıştır.

Bir gün, “Gönül denizinde düşünceye daldığı bir sırada” Sultan Süleyman’ın “kalbine Allah’ın ilhamı erişivermiş” (39) yani kendisine birdenbire bir vahiy gelivermiştir. Bu “ilham”, bu “vahiy” uyarınca, bir başka deyişle Allah’ın buyruğu üzerine Padişah, yıkılan su yolunun onarımı işini “dindar, güzel huylu, kendine verilen işi güzelce yapan” Yeniçeri Ağası Ali’ye vermiştir (40). O da bu görevi, “Adaletli sultanımız emretsin. Ölünceye kadar kendisine hizmet edeyim” diyerek, seve seve kabul etmiştir (41).

Bunun üzerine Ağa, “Hemen kapıkullarını ve bütün ekipleriyle birlikte Yayabaşılar’ı, Zağarcılar’ı toplaması için Kethuda’yı” çağırmıştır (42) ve “çavuşlar, Ağa’nın vermiş olduğu emri duyurmak için, odalara” dağılmışlardır (43).

“Osmanlı askerinin gözdeleri ve padişahın kulları” (44), “hep birlikte bu emri gayet içtenlikle” karşılamışlar ve “Biz hep beraber, padişahın yoluna gideriz” (45) demişlerdir.

Daha sonra, inşaat alanına giden Ağa ve askerler, ilk iş olarak, onlarla birlikte olan mimarın isteği üzerine, binanın selde yıkılmamış ama hasar görmüş, çatlamış bölümlerini büyük zorluklarla, “kalın kalın urganlar kullanarak” (46) yıkmışlardır.

Kemerin yapımında çalıştırılmak üzere, Kaptanpaşa aracılığıyla denizcilere de haber salınmıştır ama onlar, karada iş yapmaya alışık olmadıkları, yalnızca “timsah gibi denizde kan döktükleri” için (47) yararlı olamamışlardır.

Sözün burasında, Eyyûbî, “mimarağa”dan söz etmekte, onun niteliklerini, becerilerini uzun uzun şöyle övmektedir:

“(...) Bu işin ustalarının önderi odur. Ve sanatının öncüllerindendir.” (48)
“O, inşaat konularını iyi bilen, âdeta zamanında bu konuda bir filozof gibidir.” (49)
“Bütün ustaların kılavuzu odur. Dağ-taş ona hayrandır.” (50)
“Onun hükmü yeryüzünün derinliklerine bile geçer, her sözü de, kıymetli bir inciye benzer.” (51)
“Cenâb-ı Hak ona birçok keramet vermiştir. Böylece onun göğsüne çok güzel haller koymuştur.” (52)
“Zamanında bir tane olan bu Mimarağa’yı, Aristolar görseydi, onun candan bağlıları olurlardı.” (53)
Yukarıdaki alıntılarda sözü edilen, öve öve bitirilemeyen, Aristo’dan bile üstün görülen “Mimarağa” hiç kuşkusuz, Mimar Sinan’dan başkası değildir.

Bu ünlü Osmanlı mimarını, böylece anan Eyyûbî, daha sonra 1000. beyitten başlayarak, yaklaşık 100 beyit boyunca kemerin yapım sürecini, bu süreç içinde gece gündüz, canla başla çalışan insanların; sık sık yağan, sellere neden olan, temelleri dolduran yağmurla nasıl mücadele ettiklerini hayli renkli ve oldukça sürükleyici bir üslûpla anlatır.

Bu bölümden sonra “inşaatın para işlerinden, çalışanlara yapılan ödemelerden sorumlu olan ama genç-ihtiyar herkese eziyet eden” (54) Defterdar Balıkzâde Ali Çelebi’nin görevden alınarak, yerine Hasan Çelebi’nin atandığını bildiren bölüm gelir.

“Der Beyân-ı Fevk-ı Kemer”, “Der Beyân-ı Dolâb’ı Seng”, “Der Beyân-ı Kemer-i İbtidâ”, “Der Kemer-i Mükerrer-i âb-ı Revân”, “Der Beyân-ı Uzunkemer” gibi başlıklar taşıyan ve toplam 134 beyiti içeren bölümlerde, kemerin yapılışı, yıkılışı, yeniden yapılışı; sonuçta ne kadar görkemli, ne kadar sağlam, ne kadar yararlı bir yapıt ortaya konulduğu ayrıntılı bir biçimde, zaman zaman tekrarlara da düşerek ama yine renkli bir üslûpla anlatılır.

Bu konudan söz açan beyitlerden birinin, 1376. beyitin ötekiler arasında özel bir yeri vardır. Çünkü Dr. Akkuş’un belirttiği üzere, onun ikinci mısrası, kemerin yapıldığı tarihi, yani Hicrî 972, Milâdî 1564 yılını göstermektedir (55, 56).

Eyyûbî‘yi okumayı sürdürdüğümüzde, eski Büyük Çekmece Köprüsü’nün de bir selle yıkıldığını; yöre halkının isteği üzerine, Padişah’ın oraya yeni bir köprü yapılması için ferman çıkarıp para verdiğini; Mimarağa’dan rica edip, “Bu işi de tamamla” (57) dediğini öğreniriz.

Büyük Çekmece Köprüsü, Kanunî Sultan Süleyman’ın saltanat yıllarının son mimari yapıtıdır. Dolayısıyla da bu yapıt, aynı zamanda “Menakıb-ı Sultan Süleyman”da yer alan mimari yapıtların da sonuncusudur. Gerçekten de Kanunî, yukarıda değindiğim buyruğu, Mimar Sinan’a, Zigetvar Seferi’ne çıkmadan önce vermiştir. Köprünün yapımı 1563’te yani Padişah’ın ölümünden üç yıl önce başlamış ve 1567’de, yani Kanunî’nin oğlu 2. Selim’in saltanatı sırasında tamamlanmıştır.


NOTLAR
1. Eyyûbî; “Menâkıb-ı Sultan Süleyman”, Hazırlayan: Dr. Mehmet Akkuş, Kültür Bakanlığı Yayınları, s.277, Ankara, 1991.
2. Eyyûbî; a.g.y., s.1, 2.
3. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı ortak yayını, Cilt 5, s.1, İstanbul, 1994.
4. Eyyûbî; a.g.y., s.2, 3.
5. Eyyûbî’nin bu çalışması, Mimar Sinan’la ilgili olup da yazarı tarafından adlandırılmamış olan tek yapıt değildir. Topkapı Sarayı Arşivi’nde bulunan bir başka metin de, herhangi bir başlık taşımadığı için R. Melûl Meriç tarafından “Adsız Risâle” başlığıyla yayınlanmıştır.
6. Eyyûbî; a.g.y., s.6.
7. Eyyûbî; a.g.y., s.13.
8. Kanunî’nin egemenliği sırasında, bir takım imar kuralları da konulmıştur. Örneğin, Divan-ı Hümayun’dan çıkan bir hükümle, surların çevresine ev yapılması yasaklanmış; evlerin pencerelerine kepenk konulması zorunluluğu getirilmiş; Galata’daki tüm yapılarda taş kullanılması, evlerin cephelerine çardak, şahnişin yapılmaması emredilmiştir (Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 7, s.87.)
9. Eyyûbî; a.g.y., s.145.
10. Eyyûbî; a.g.y., s.145.
11. Eyyûbî; a.g.y., s.143.
12. Eyyûbî; a.g.y., s.143.
13. Eyyûbî; a.g.y., s.13.
14. Eyyûbî; a.g.y., s.135.
15. Eyyûbî; a.g.y., s.135.
16. Eyyûbî; a.g.y., s.135.
17. Ana Britannica, Cilt 12, s.355.
18. Eyyûbî; a.g.y., s.137.
19. Eyyûbî; a.g.y., s.141.
20. Eyyûbî; a.g.y., s.141.
21. Eyyûbî’nin “Kudüs Kalesi” dediği, üzerinde bir zamanlar Süleyman Tapınağı’nın, şimdi ise Kubbetü’s Sahra’nın yer aldığı Tapınak Tepesi olmalıdır. Osmanlı Padişahı Kanunî Süleyman’ın; adaşı, Yahudi Kralı ve Peygamber olan Süleyman’ın kenti Kudüs’e yaptığı en önemli hizmetin bu kentin surlarını onartması olduğu söylenebilir. Bu onarım o kadar başarılıdır ki, “sonradan casus olduğundan şüphelenilerek hapse atılan bir gezgin”, sağlam surlarını görünce, “Kudüs, Büyük Kahire’den buraya dek, tüm gezilerim boyunca gördüğüm en güçlü kent” demekten kendini alamamıştır (Droro Ze’evi; “Kudüs-17. Yüzyılda Bir Osmanlı Sancağı’nda Toplum ve Ekonomi”, Çev.: Serpil Çağlayan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, s.20, İstanbul, 2000.).
22. Eyyûbî; a.g.y., s.143.
23. Eyyûbî; a.g.y., s.147.
24. Eyyûbî; a.g.y., s.151.
25. Eyyûbî; a.g.y., s.153.
26. Eyyûbî; a.g.y., s.55.
27. Eyyûbî; a.g.y., s.57.
28. Eyyûbî; a.g.y., s.159.
29. Eyyûbî; a.g.y., s.161.
30. Eyyûbî; a.g.y., s.161.
31. Burada sözü edilen, ünlü Kırkçeşme Tesisleri’dir.
32. Eyyûbî; a.g.y., s.163.
33. Eyyûbî; a.g.y., s.163.
34. Eyyûbî; a.g.y., s.165.
35. Gerçekten de, 20 Eylül 1563’te, İstanbul’a yağan yağmur, “Seyl-i azim” denilen ve kente çok zarar veren büyük bir su baskınına neden olmuştur. Bu olay, “Selâniki Tarihi”nde ayrıntılı bir biçimde anlatılmıştır.
36. Eyyûbî; a.g.y., s.165.
37. Eyyûbî; a.g.y., s.167.
38. Eyyûbî; a.g.y., s.167.
39. Eyyûbî; a.g.y., s.169.
40. Eyyûbî; a.g.y., s.169.
41. Eyyûbî; a.g.y., s.173.
42. Eyyûbî; a.g.y., s.177.
43. Eyyûbî; a.g.y., s.177.
44. Eyyûbî; a.g.y., s.177.
45. Eyyûbî; a.g.y., s.177.
46. Eyyûbî; a.g.y., s.183.
47. Eyyûbî; a.g.y., s.187.
48. Eyyûbî; a.g.y., s.191.
49. Eyyûbî; a.g.y., s.191.
50. Eyyûbî; a.g.y., s.191.
51. Eyyûbî; a.g.y., s.191.
52. Eyyûbî; a.g.y., s.191.
53. Eyyûbî; a.g.y., s.191.
54. Eyyûbî; a.g.y., s.215.
55. Eyyûbî; a.g.y., s.260.
56. Dr. Mehmet Akkuş’un, Lâtin harfleriyle transkripsiyonunu yaptığı beyitin Osmanlıca’sı şöyledir: “Hâtif-i gayb didi böyle anun tarihin / Padişah su yoluna yabdı yine âlî kemer” (Eyyûbî, a.g.y., s.260).
57. Eyyûbî; a.g.y., s.267.


Yapı 263

http://www.yapi.com.tr/haberler/menakib-i-sultan-suleymanda-mimarlik_61083.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!