Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Müzelerde Çocuklar Gibi Şen Olmak

Carsten Höller'in Tate Modern'in Turbine Hall'una yerleştirdiği farklı uzunluklardaki beş kaydırak, klasik müze izleyicisinin o tipik 'Aman yanlış bir şey yapmayayım' tavrını ve müzeye saygınlık katan soğukkanlılığı alaşağı ediyor.

Milliyet Gazetesi/Levent ÇALIKLIOĞLU
Müzelerde Çocuklar Gibi Şen Olmak

nsan, Carsten Höller'in Tate Modern'in Turbine Hall'una yerleştirdiği 58 metre uzunluğundaki kaydıraktan dördüncü kez aşağıya süzülürken düşünmeden edemiyor: Yerçekiminin etkisine kapılmış mutlu mutlu aşağıya akarken acaba bir çocuk gibi sevinmeli miyim, yoksa bir müze avlusunun eğlence parkına dönüştürülmesini 'Ne olacak bu kültür endüstrisinin sonu?' kaygısıyla dert mi edinmeliyim?

Bu tuhaf yanılsamayı bir meslek hastalığı olarak görebilirsiniz. Mutfağını heveskâr amatörlerin sakar ellerine açmak zorunda kalan aşçının ıstırabı ne ise, bir müze küratörünün de en büyük korkusu, evinin izleyici tarafından işgal edilmesi ve karmakarışık bir oyun alanına dönüştürülmesidir. Fakat Carsten Höller tam da bu meşum kırılmayı deneyimlememizi, modern bir müzenin dışarıda bıraktığı yaşamsal bir pratiği tatmamızdan doğan renkliliği ve olağan dışılığı görmeye çalışmamızı istiyor. 'Test Site' (Test Alanı) adını verdiği farklı uzunluktaki beş kaydırağın etrafında kuyruk oluşturan kalabalığın, klasik müze izleyicisinin o tipik 'aman yanlış bir şey yapmayayım' tavrından çok uzak bir görünüm sergilediğini sanırım anlatmama gerek yok.

Ücretsiz olarak kullanılan bu kaydıraklar, ister istemez bir müzeye saygınlık katan soğukkanlılığı alaşağı ediyor. Daha da ilginci, kaydırakların başlangıç yerleri aynı zamanda müzenin kalıcı koleksiyon katlarının girişleriyle aynı katta ve aralarında yaklaşık beşer metre uzaklık var. Bir yanda kaydırak kuyruğu ve gürültü, diğer yanda resim, heykel ve video örneklerini izlerken verilmesi ve uyulması gereken klasik tepkiler. İnsan yine düşünmeden edemiyor, kişi izlediği yapıtlardan önce mi kaydıraktan kendini boşluğa bırakmalı yoksa önce kaydırağın tadını çıkarıp ardından sergiyi mi izlemeli?

Carsten Höller, binanın lineer omurgasına yılankavi bir form olarak asılan bu beş kaydırağı öncelikle bir heykel kütlesi olarak tanımlıyor. Paslanmaz çelik malzemeyle üretilen farklı uzunluklardaki bu kaydıraklar, sarmal hareketleriyle birer yaratık gibi gövdeye tutunmuşlar. Parlaklıklarıyla devasa büyüklükteki salonun renksiz dokusu arasındaki tezatlık, hem yaratığımsı formlarının öne çıkmasına hem de çocukların dünyasına ait bu tuhaf mimari üniteyi yeni bir gözle algılamamıza olanak veriyor.

Carsten Höller'in söylediği gibi bu kaydıraklar bir ölçüde müze ziyaretçisinin sınıfsal ve sosyal konumunu da eşitliyor. Müze mütevelli heyeti üyelerinden hafta sonu için Londra'ya ziyarete gelen geçici turiste, gencinden yaşlısına kadar herkes, çocuksu bir heyecanla poposunun üstünde bu eğlencenin tadını çıkarmaya çalışıyor. Höller Tate'le birlikte Londra'nın iki ayrı kurumu için de birer kaydırak önerisinde bulunuyor: Dışişleri Bakanlığı ve Halk Bilgilendirme Ofisi.

Basit bir eğlence değil
Nezihleştirme tartışmalarının ayyuka çıktığı, müze kültürünün gereksiz abartılarla yerden yere vurulduğu bir süreçte acaba bu tip bir enstalasyon İstanbul'un yeni müzelerinden birinde uygulansa nasıl bir tartışma başlar doğrusu merak ediyorum. İstanbul Modern'in deniz tarafına bakan yüzünün 1. katından aşağıya, giriş katına kaydığınızı ya da Pera Müzesi'nin 5. katından başlayıp dışarıda birkaç tur attıktan sonra 1. kattan gerisingeriye sergi salonuna ulaştığınızı düşünsenize. Bu görünümü sadece kültür endüstrisinin basit eğlencesi olarak küçümseyenler çıkacaktır sanırım. Oysa müzesinin izleyici tarafından bir oyun parkına dönüştürüldüğünü düşünen biricik küratörünün endişesi, neredeyse son 15 yıldır hiçbir şekilde ciddiye alınmıyor.

Bugün büyük metropol müzelerinin en büyük hedefi, geniş kitlelere müzenin bir ibadet merkezi olmadığına inandırmak. İçine aldığı her türlü nesneyi sanat yapıtı kılan "white cubeler artık çok gerilerde kaldı. Şimdilerde deneyimi çocuksu bir heyecanla paketlemeyen, aktivitelerine renklilik katmayan müzelere müze gözüyle bakılmıyor. Hal böyle olunca uçmak, koşmak, kaymak, sarsılmak gibi klasik ve modern sanat yapıtlarının bizden uzaklaştırdığı fiiller, gerisingeriye müze mekânlarına dönmüş oluyor. Dolayısıyla bu tip güncel sanat uygulamalarından kaçınmaktan çok zevk almaya çalışmak, deneyimin orta yerinde kişinin kendisine yabancılaşmasından çok daha akıllı bir çözüm.

http://www.yapi.com.tr/haberler/muzelerde-cocuklar-gibi-sen-olmak_53397.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!