Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Neoliberalizm, Dönüşen Mekânlar ve Türkiye

Neoliberal anlayış sadece makro düzeyde ekonomik ve siyasi etkileri ile sınırlı olmayıp, mekân üzerinde de iyi tahlil edilmesi gereken baskılar, gerilimler ve ikilemler yaratıyor.

Radikal İKİ/Evren TOK



b>Neoliberal anlayış sadece makro düzeyde ekonomik ve siyasi etkileri ile sınırlı olmayıp, mekân üzerinde de iyi tahlil edilmesi gereken baskılar, gerilimler ve ikilemler yaratıyor.

Adnan Yıldız tarafından kaleme alınmış "Bir Ülkenin Kendini Dönüştürme Mekânları" adlı yazı bizlere sanatsal mekânların 'dönüşümü' konusunda çok yerinde ve etkileyici gözlemler sunuyordu. Yıldız'ın belirttiği gibi, "Artık sanata yatırım yapmak, ilan vermekten, kampanya yapmaktan daha prestijli ve halka ilişkiler ve tanıtım stratejileri açısından) daha ses getiren bir yol. Ama bu sanatın karar mekanizmalarının da dönüşümünü sağlıyor." (Radikal 2, 02.07.2006) Burada yapılan temel vurgu, karar mekanizmalarında mekâna olan hassasiyetin ve verilen önemin yitirilmesi. Yani biraz daha açarsak, mekânın ekonomik işlevi ve getirisi, mekâna atfedilen tek anlam olarak ön plana çıkıyor ve neoliberal paradigma mekânı ticaret ve metalaşma ekseninde dönüştürüyor, bu şekilde mekânın içselleştirmiş olduğu sosyal, kültürel ve psikolojik boyutlar teker teker soyutlanıyor ve içleri boşaltılıyor.

Yıldız verdiği iki örnekten ilkinde, Sabancı Holding'in Akbank Sanat Merkezi'ni Teknosa'ya dönüştürmesini eleştiriyor ve yıllardır izleyicide alışkanlık ve kültür yaratan bir mekânın ticarete açılmasının yaratacağı sorunların altını çiziyor. Kanımca bu gözlemleri daha iyi özümsemek için öncelikle belirli bir kontekste oturtmak ve bahsedilen dönüşüm/dönüştürme olgusunu yaratan süreçleri iyi tahlil etmek gerekiyor. Sanatsal mekânların dönüşümü ya da Yıldız'ın tabiriyle 'stratejinin gözü dönmüşlüğü ve şovu' daha geniş bir tabanda incelendiğinde, bu durum aslında bilindiğinden çok daha kompleks ve dinamik bir sürecin Türkiye'deki bir tezahürüne götürüyor bizi. Bahsetmek istediğim makro sürecin ana parametresi ise neoliberalizmin mekânı dönüştürme kapasitesi. Bu kapasitenin tam anlamıyla özümsenmesi ise 'neoliberalizm' tartışmasının daha geniş bir perspektifte yapılması ve mekânsal boyutun yapılan analizlere entegre edilmesi ile mümkün olabilir.

Keynes sonrası
Öncelikle neoliberal ideolojinin yukarıda bahsettiğim dönüşüm kapasitesini sağlayan temellerini biraz daha yakından incelemek gerektiği görüşündeyim. Neoliberal ideolojinin altında yatan ana fikir; açık, rekabetçi, regüle edilmeyen ve her türlü devlet müdahalesine karşı muhafaza edilmiş piyasaların iktisadi kalkınma için optimal ortamı temsil etmesidir. Her ne kadar teorik temelleri Friederich Hayek ve Milton Friedman tarafından 2. Dünya Savaşı sonrası atılmış olsa da, geniş çaplı kabulü ve uygumalaya konması 70'lerin sonu ve 80'lerin başına rastlar. Aslında neoliberal proje, 2. Dünya Savaşı sonrasının ulus-devlet temeline dayanan Keynesyen refah devlet modeline ve tabii aynı zamanda bu modelin yaratmış olduğu krize karşı oluşan bir tepkidir. Bilindiği gibi, 'arz yanlı' Keynesyen refah devlet modeli 70'lerin sonuna kadar devam etti. Ancak küresel düzeyde rekabetin artması ve ulus-ötesi sermayenin hızla artan etkinliğiyle beraber, ulus-devlet temelinde sağlanan sosyal refah projesinin artık önemli bir külfet oluşturması nedeniyle, farklı toplumsal aktörleri uzlaştırmasını 'ulus-devlet' temelinde uzun bir süre başarıyla gerçekleştiren Keynesyen model artık bu görevi sürdüremez oldu. İşte Keynesyen modelin geçirdiği bu kriz, yeni bir paradigmanın doğmasına zemin hazırladı.

Bu bağlamda neoliberal doktrin, devlet kontrolünün deregüle edilmesi, rekabetin teşviki, kurumsal vergilerin düşürülmesi, işçi sendikalarının önünün kesilmesi, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, sosyal harcamaların kısılması ve son olarak kentsel ve metropolitan alanlarda artan suç ve yoksulluk gibi pek çok konunun meşrulaştırılması için kullanıldı. Neoliberal yeniden yapılanmanın kentsel ve metropolitan mekânlar üzerindeki yansımaları ve bu yansımaların harekete geçirdiği dönüşümlerdir. Belirtmek gerekir ki, neoliberalizmi farklı kılan önemli hususların başında, neoliberalizmin Keynesyen modele göre daha çeşitli mekânsal ölçeklere nüfuz edebilmesidir. Diğer bir deyişle Keynesyen modelde geliştirilen "ulus-devlet" ölçekli stratejilerin aksine, neoliberal anlayış jeopolitik ve jeoekonomik hedefler olarak sadece "ulus-devlet" ölçeğinde değil, aynı zamanda daha "yerel" ölçeklerde de etkili olabiliyor.

Bu yerel ölçeklerden biri olarak da kenti ve kentsel mekânları ele almak mümkün. Neoliberal etkileri özellikle kentsel ve metropolitan mekânların yeniden yapılanma ve dönüşüm süreçlerinde gözlemliyoruz. Bu açıdan, bir şehrin üretim-tüketim alanları, meskenleri, sanatsal, tarihsel ve kültürel lokalleri de neoliberalleşme süreci ile yüzleşiyor. Bu yüzleşmenin neden olduğu ve ileride potansiyel olarak neden olabileceği sonuçlar ise en az gündemi uzun süre meşgul eden IMF reform programları kadar tartışılmalı.

Neoliberalizm esasında her yerde! Neoliberalizm bizlere göründüğünden çok daha kompleks bir süreç/yapı olup içinde coğrafi olarak pek çok "yerel neoliberal mekânı" barındıryor. Neoliberal anlayış sadece makro düzeyde ekonomik ve siyasi etkileri ile sınırlı olmayıp, mekân üzerinde de iyi tahlil edilmesi gereken baskılar, gerilimler ve ikilimler yaratıyor.

Borusan ve Akbank Sanat Merkezlerinin ticaret ve metalaşma ekseninde dönüşümüne yönelik bizlere sunulan iki örnek esasında pek çok alana sızan neoliberal mantığın ve düşünce sisteminin sadece iki tezahürü. Daha evvel değindiğim gibi neoliberalizm sadece iktisadi kurumları, parametleri değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel kurumları da ele geçirmeye çalışyor ve bu nedenle, sanatın icra ve teşhir edildiği mekânlar da artan neoliberal baskıdan nasibini alyor. Mekânın içselleştirmiş olduğu sosyal, siyasi ve kültürel boyutlar birer birer soyutlanıp, mekânın ekonomik işlevi ve getirisi tek düşünülmesi gereken boyutmuş şeklinde gösteriliyor.

Son yirmi yıldır devam eden neoliberal akımın istenilen sonuçları doğurmadığı ortada. Sadece Türkiye için değil, neoliberalizmin Türkiye'dekinden daha derin ve cesurca yaşandığı pek çok coğrafyada neoliberalizmin neden olduğu negatif sonuçlar hissediliyor. Bu nedenle neoliberal anlayışın mekânı dönüştürme kapasitesi ve bu kapasitenin mekânın ekonomik boyutunu "tek boyut" olarak göstermesinin yaratacağı olumsuzluklarla bir an önce yüzleşilmeli ve mekânın içselleştirmiş olduğu sosyal, kültürel, sanatsal, psikolojik çehreler korunmalıdır. Zira insanlara "yaşamsal alan" sağlayan mekân, ancak bu özellikleri korunduğu sürece bu işlevini devam ettirebilir.

http://www.yapi.com.tr/haberler/neoliberalizm-donusen-mekanlar-ve-turkiye_47098.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!