Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Savaş, Türkiye, İnşaat Sektörü..

Doğan HASOL
Savaş, Türkiye, İnşaat Sektörü..

br/> “Amerika Meydan Okuyor”... Fransız gazeteci-yazar J. J. Servan Schreiber’in 1960’ların sonuna doğru yazdığı kitabın adı(1). J. J. Servan Schreiber o tarihlerde ABD’nin Avrupa ve dünya karşısındaki konumunu irdeliyor ve ABD’nin üstünlüğünü bir ekonomik tehdit olarak ortaya koyuyordu.

Aradan geçen kırk kadar yıl sonra ekonomik tehdidin yerini siyasal ve askeri tehdit almış gibi görünüyor. Amerika bu kez sözün tam anlamıyla meydan okuyor. Yalnızca Saddam Hüseyin’e ve Irak’a mı? Hayır, bütün dünyaya... Bu meydan okuma, Hitler’in Avrupa’ya yönelttiği tehditten çok da farklı değil.

ABD yönetimi terorizme karşı savaşmak bahanesiyle Irak’a saldırmak üzere. Saddam diktatörmüş, Irak’ta biyolojik ve kimyasal toplu imha silahları varmış, demokrasi yokmuş. Görüntü, Irak’a ve Ortadoğu’ya huzur ve barış getirmek şeklinde yansıtılmaya çalışılıyorsa da asıl hedefin, dünyada giderek azalmakta olan enerji kaynaklarını ele geçirip denetim altında tutmak olduğu açıkça sırıtıyor. Ayrıca, ABD ekonomisinin savaşla beslenen bir canavar olduğu da biliniyor. Şimdilik hedef önce Ortadoğu, sonra da Hazar ve Orta Asya petrolleri... ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi McGhee yıllar önce şöyle diyordu: “Türkiye, Sovyetlerin dünyadaki en büyük petrol rezervlerine giden stratejik yolun üzerinde bulunmaktadır. Bu rolünü sürdürmesini, gerek Türkiye’nin gerekse ABD’nin ortak çıkarlarını temsile devam etmesini sağlamalıyız”. Şimdi sıra birinci adımın uygulanmasına gelmiş gibi görünüyor”(2).

ABD’nin askerî ve ekonomik gücü karşısında en gelişmiş olanları da dahil öteki ülkeler çaresiz.. Fransa ve Almanya, direnme belirtileri gösterseler de, bu tepki, ürkeklikleri, özel hesapları ve ABD karşısındaki güçsüzlükleriyle çaresizliğe dönüşüyor. Ayrıca, karşı oluşları insani duygulardan çok, bu fırsatı ABD’ye kaptırmaktan kaynaklanıyor. İngiltere ise ABD’nin dümen suyunda. Uluslararası hukuk kuralları işletilemiyor. Böylece, Birleşmiş Milletler, Nato, AB gibi uluslararası kuruluşlar uluslararası hukuk normlarını hiçe sayan ABD’ye söz geçirmekte güçsüz kalıyorlar. Toktamış Ateş bu kovboy zorbalığını çok iyi özetledi: “ABD, ‘Ben dünyanın patronuyum’ diyor. İkinci mesaj daha etkili ve düşündürücü; ‘Güvenliğim söz konusu olduğu zaman, uluslararası hukuk falan tanımam. Tüm gücümle muhtemel(!) düşmanın üzerine giderim’. Üçüncü mesaj; ‘Benden yana ve benimle birlikte olmayanlar, bana karşıdır ve benim düşmanımdır’ diyor. Aslında, utanmazlığın zirvesi bu mesaj” (3).

ABD’nin amacı belli... Gerekçeleri çürük ve tutarsız olsa da zorbalığı ve emperyalist tutumu açık. Yeni dünya düzeninin sömürgeciliği ve emperyalizmi şimdilik böyle olacak gibi görünüyor. İşbirliği ve dayanışma yerine, güç ve çatışma egemenliği... İleride olabilecekleri kestirmek kolay değil.

Evet Saddam diktatör, Irak’ta demokrasi yok, toplu imha silahları var... Bütün bunların var olduğu tek ülke Irak mı? Irak, ABD’nin sınır komşusu mu? Hayır, ama ABD kendisini dünyanın sahibi, hakimi gibi görmeye başladı. Asıl tehlike burada... Özellikle de dünyanın geleceği için. Irak savaşı bölgede, hattâ dünyada istikrarın değil, istikrarsızlığın başlangıcı olabilir.
Amerika’nın kendi askerlerini koruyabilmek için uygulayacağı strateji, daha çok sayıda Iraklı’nın ölmesine yol açacak. Irak nüfusunun yüzde 50’den çoğunun 15 yaş altında olduğu düşünülürse savaşın ABD ile çocuklar arasında geçeceği, daha doğrusu ABD’nin çocukları yok edeceğini söylemek yanlış olmaz.

Ayrıca, kültürel boyutlar da gözardı edilmemeli. Savaş yalnızca insanları değil, Irak topraklarında bulunan tarihsel ve kültürel varlıkları da vuracak. Bu defakine oranla çok daha sınırlı kalan Körfez Savaşı’ndaki yıkımı ve insanlığın yitirdiği tarihsel ve kültürel değerlerin özetini YAPI’nın geçen sayısında vermiştik(4). Bu kez yıkım daha büyük olacak.

Türkiye’nin Durumu
Yakın bir gelecekte ABD, Irak’ı ele geçirdikten sonra Türkiye’nin sınır komşusu olacak. Irak’a getireceği yeni siyasal yapılanmanın komşu Türkiye’ye neler getirip neler götüreceğini bilemeyiz. Doğal ki tahminlerde bulunulabilir; ancak gerçek durum Irak’taki gelişmelerle zaman içinde ortaya çıkacaktır. İşin yalnızca Irak’la bitmeyeceği, ABD’nin Ortadoğu’yu kendi anlayışı ve hesapları çerçevesinde yeni bir düzene sokma planının nerelere kadar varabileceğini kestirmek güç. Bu kez Irak’a saldırının, Ortadoğu’nun, hattâ dünyanın ABD’nin stratejik amaçlarına göre yeniden biçimlendirilmesi yolundaki cüretkâr adımların başlangıcı olduğunu herkes tahmin edebilir.

Bütün ülkelerin çaresiz kaldıkları bir oldubitti karşısında Irak’ın komşusu ve Ortadoğu’nun giriş kapısı konumundaki Türkiye büsbütün çaresiz. 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana Türkiye belini doğrultamıyor. Savaş öncesinde Irak Türkiye’nin Almanya’dan sonra, ikinci sıradaki ticaret ortağı idi. Savaş sonrası getirilen Irak ambargosuyla bu kapı kapandı. Önceki savaşın Türkiye’ye maliyetinin yaklaşık 100 milyon dolar olduğu hesaplanıyor. Güneydoğu’da terörü azdırması ve 30.000 cana mal olması da işin cabası. Yine o savaştan bu yana ülke tam bir iç ve dış borç batağına saplandı; kişi başına ulusal gelir on iki yıldan beri ilerlemiyor, hattâ geri gidiyor.
Şimdi ABD Türkiye’yi, coğrafi ve stratejik konumundan yararlanmak adına savaşa sürüklemeye çalışıyor. Kimse savaştan yana değil(5), ama iflasın eşiğine gelmiş, borç batağına saplanmış ülkede Hükümet çaresiz. Türkiye çok da şikâyetçi olmadığı komşusunun vurulmasında, gözü dönmüş müttefikine destek vermeye zorlanıyor. ABD, Türkiye-ABD ilişkilerinin zarar göreceğini ileri sürerek, müttefiki(!) Türkiye’yi ekonomik bakımdan sıkıştırıyor; IMF ve Dünya Bankası’nın desteklerini kesmekle tehdit ediyor. Ayrıca Türkiye açısından, Irak’ın yeni siyasal yapılanmasında söz sahibi olabilme umudu, Irak’ın bütünlüğünün korunması ve Güney sınırının güvence altına alınmasını sağlamak da çok önemli.

Görülüyor ki, istemesek de bu pis ve adaletsiz savaşa bulaşmak zorunda kalacağız. Savaşın Türkiye açısından artıları ve eksikleri neler olabilir? Önce şunu belirtelim: Ufukta hiçbir yararı görünmüyor. (Ayrıca, bir savaştan, üstelik böyle bir savaştan yarar ummanın ahlaki boyutunu da bir kez daha anımsamakta yarar var). Savaşa bir yarar umarak bulaşacağını söylemek her şeyden önce Türkiye’ye haksızlık olur. Beklenen, en az zararla kurtulmanın çarelerini aramaktır. Özetlersek, bu savaş Irak’tan sonra belki de en çok Türkiye’yi etkileyecektir; Türkiye pek çok alanda kayıplara uğrayacaktır.

Ekonomi alanında; turizm gelirleri azalacak, yabancı yatırımcı hiç gelmeyecek, yatırımlar tümüyle duracak, Türkiye bir süre için savaş bölgesi içinde görülmenin sıkıntılarıyla (örneğin uluslararası toplantıların iptali vb.) karşılaşacak, petrol faturası artacak, zaten sağlıksız durumda olan ekonomi güvensizlik ve belirsizlikle bir kez daha bunalacaktır. Siyasal ve toplumsal alanda olabilecek tatsız gelişmeleri bu yazının kapsamı dışında tutalım.
Kısacası, bu savaş Türkiye’ye şimdiden kestirilmesi olanaksız zararlar verecektir. Krizden kurtulma çabaları içindeki ülke ekonomisini bu kez de Irak savaşı vuracak. Bunca yıldır süregelen istikrarsız, beceriksiz siyasal yönetimlerin sonuçta ülkeyi getirdikleri konum budur. Bütün güçlüklere karşın, kararlı politikası ve “Yurtta Barış, Cihanda Barış” ilkesiyle İkinci Dünya Savaşı’na katılmaktan kurtulabilen Türkiye, bu kez ne yazık ki aynı direnci göstermek irade ve gücünden yoksun görünüyor.

İnşaat Sektörü
Sektörün, ülkenin ekonomik bunalımına koşut bunalımı sürüyor. Irak Savaşını sektör için bir fırsat gibi algılayanlar var. Türkiye’deki ABD üsleri ile kimi yol, köprü, liman, havalimanı gibi tesislerdeki modernizasyona ilişkin inşaat etkinlikleri söz konusu. 200-800 milyon dolar arasında hesaplanan işler için müteahhitler sırada... Birlik temsilcileri, “İşlerin asıl sahibi ABD’li şirketler. Türkler burada yalnızca taşeron olarak görev alacaklar. İşsizlik nedeniyle firmalar iş alma yarışına girerek gereksiz büyük fiyat indirimlerine gitmemeli” şeklinde uyarılarda bulunuyorlar. Yapılan ön toplantılara 90 müteahhitlik kuruluşunun katıldığını belirtmekle yetinelim. ABD, Türkiye’yi savaşa çekebilmek için havuç gösterme hünerlerini sonuna dek kullanıyor: Türk müteahhitler savaş sonrasında Irak’ın yeniden yapılanmasında rol alacaklarmış. Ne denli geçerli olduğu bilinmeyen bu havucu ABD, savaşa ikna yolunda kamuoyu yaratmak amacıyla gösterişli bir biçimde ortaya koyuyor. Türkiye’ye gelen ABD yetkilileri, Türk şirketleriyle üst üste toplantılar düzenleyerek tatlı işbirliği vaatleri sunuyorlar. Kuveyt’te ve Afganistan’da savaş sonrasında o ülkelerin yeniden yapılaşmasındaki rolümüzü anımsatmakla yetinelim.
Sektördeki dış etkiler böyle.. İçeriye dönersek.. Deneyimsiz yeni Hükümet üçüncü ayını doldururken Irak ve Kıbrıs gibi dış gelişmelerin de sıkıştırmasıyla bunalmış durumda. Ekonomide ise seçimi izleyen günlerde beliren iyimser ortam tümüyle kaybolmak üzere.. Hükümet inşaat sektörünü bir lokomotif sektör olarak gördüğünü daha baştan belirterek, ekonomiyi bu yoldan, programındaki “duble yollar” (hangi anlama geldiğini hâlâ bilmiyorum) ve konut seferberliğiyle düzlüğe çıkaracağını vurguluyordu. Yollar için, yanılmıyorsam, bir-iki ihale yapıldı. Konut yapımı konusunda da vaatten öte herhangi bir gelişme görülmüyor. Yeni İhale Yasası Hükümetin isteksizliğine karşın yürürlüğe girince ihaleler durdu. Kimi milletvekilleri ihale yolsuzlukları nedeniyle yargıya düşmüş AKP iktidarının, ihaleleri bildiği yöntemlerle, yine eskisi gibi sürdürmek istediği anlaşılıyor. Şimdiki çabası, yürürlüğe girmesini engelleyemediği, çiçeği burnunda İhale Yasasını değiştirmek yolunda. Gelen haberler, projesiz ve ödeneksiz ihalelerin önünü tıkayan, ihalenin çıkarlar doğrultusunda kullanılmasını engelleyen yeni ihale düzeninin eskiye dönüşle yozlaştırılacağı kuşkularını doğrular nitelikte. Anadolu Ajansı’nın bir haberine göre, AKP Tokat Milletvekili Resul Tosun ve arkadaşları, kanunla ilgili olarak TBMM’ye bir değişiklik önerisi sunmuşlar. Öneri, mevcut kanunun yerel basında yayımlanacak ihale ilanlarını, mal ve hizmet alımında 25 milyar, yapım işlerinde ise 50 milyar lira ile sınırlandıran maddelerinin değiştirilmesini, mal ve hizmet alımında rakamın 500 milyara, yapım işlerinde ise 1 trilyon liraya çıkarılmasını öngörüyor. Bu öneri, yıllardan beri Türkiye’yi sömüren eski düzenin geri getirilmesine çanak tutar nitelikte. Kuşkusuz başka öneriler de vardır. Ancak yalnızca bu öneri kabul edilse bile birçok ihale, özerk sistem dışına kaçırılmış olacak. AKP, özerk kurumlardan hoşlanmıyor; parti tabanının ve belediyelerin amacı, yetkileri elden kaçırmamak gibi görünüyor.

Şu anda ödeneksizlik nedeniyle yatırımlar olduğu gibi dururken yeni projeler için de hazırlık yok. Devlette para, halkta güven eksikliği var. Hükümet için varsa yoksa, İhale Yasası (bir de YÖK Yasası). Başlamış, sürüncemede kalmış Devlet yatırımları da duruyor. Birçoğu politik amaçlı olarak başlatılmış olan bu yatırımların tamamlanabilmesi için 105 katrilyon liralık ödenek gerektiği hesaplanıyor. Gerekli ödeneğin tümü hemen sağlanamayacağına göre öncelikle, bu yapıların bir verimlilik sıralamasına göre ele alınması ve hiç değilse bir bölümünün ekonomiye bir an önce kazandırılması gerekiyorsa da şimdilik bu doğrultuda da herhangi bir çaba görülmüyor; deprem tehdidine karşı ciddi bir çaba görülmediği gibi... Enerji için savaşların çıktığı bir dünyada, enerji konusundaki duyarsız tutumumuz da hâlâ sürmekte.

Yapı Malzemesi kesimi, ihracat ve yenileme işleriyle varlığını sürdürebiliyor. Genel ekonomik sıkıntıların yanısıra bu kesimdeki en büyük darboğaz, kayıtdışı ekonomiden (kayıtdışı satışlar ve kayıtdışı işçi çalıştırmadan) kaynaklanan haksız rekabet. Bu rekabet, kalitesizliği ve standartdışılığı beslerken, sağlıklı, sağduyulu kuruluşların aleyhine işleyen bir ortam yaratıyor.

Mimarlık ve Mühendislik ne durumda?.. Bu sorunun en kısa yanıtı şöyle olabilir: Ekonomisi sağlıksız, yatırımları ve inşaat sektörü işlemez hale gelmiş bir ülkede mimarlık ve mühendislik hizmetleri daha düzgün olamaz, teknoloji de üretilemez.


1. J. J. Servan Schreiber, Le Défi Americain (Türkçesi: Amerika Meydan Okuyor),
Sander Kitabevi-İstanbul, 1968.
2. George McGhee, ABD-Türkiye-Nato-
Ortadoğu, Bilgi Yayınevi, 1992. S. 299.
3. Toktamış Ateş, ABD’nin Hedefi ve Amacı, Cumhuriyet Gazetesi, 20.2.2003.
4. Derya N. Özer, Savaş Bir Kez Daha
Uygarlığın Köklerini Tehdit Ediyor,
YAPI 255, Şubat 2003. S. 18-19.
5. Anketlere göre Türkiye’de halkın
yüzde 94’ü savaşa karşı. Bu oran anketin yapıldığı ülkeler arasında en yüksek olanı (Kaynak: Le Monde, 14.2.2003).


Yapı, 256

http://www.yapi.com.tr/haberler/savas-turkiye-insaat-sektoru-_61051.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!