Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

“Sudan Ucuz” Tarih Oluyor!

Ülkemizde linansları alınmış 1500’ü aşkın HES projesi gündemde. Karadeniz ve Munzur gibi su zengini bölgelerimizde yüzlerce HES projesinin inşaatları başladı. Bu yatırımların ülkemizin enerji ihtiyacı için yapıldığı vurgusu sık sık kullanılıyor. Şu an nüfusumuz 71.5 milyon olduğuna göre ve eksi büyümelerin olduğu bir dönemde hazırlanan bu

Radikal İKi
“Sudan Ucuz” Tarih Oluyor!

Milyonlarca yıl petrolsüz yaşadık, susuz sadece birkaç gün yaşayabiliriz. Bir insanın doğrudan ya da çeşitli yiyeceklerle kabaca günde 4 litre suya ihtiyacı var, fakat her gün yediğimiz besini üretebilmek için günlük iki bin litre suya gereksinim duyarız.

Aşırı tarımsal sulamalar ve sanayi, yeraltı su kaynaklarının doğal dolum hızını çok aşmış durumda. Bu da yeraltı su seviyelerinin hızla azalmasına ve sonuçta tükenmesine neden olacak bir etkendir. Birçok bölgede arıtma tesislerinin yokluğu ya da kullanılmak istenmemesi sonucu kirletilen su, tekrar yeraltına deşarj ediliyor. Ülkemizin her yerinde su kaynakları hızla tükeniyor ve kirleniyor. Su kalitesi yüksek olan kaynak sularımız da su şirketleri tarafından şişelenerek pazarlanıyor.

Örneğin su şirketlerinin yoğun olduğu Bursa’da 2009 başı itibarıyla 17 şirket, Uludağ’ın 25 noktasından “izinli” olarak 65.42 lt/sn su alıyor. Bunun 34 lt/sn’lik kısmı, yabancı bir tekelle ortak olan ülkemizin en büyük su firmasına ait. Sanayi Bakanlığı’nın her yıl açıkladığı en büyük 500 firma içinde bu su tekeli de var. Herhangi bir sanayi kolunda, ham madde maliyeti yüzde 1 bile olmayan kaç tane sanayi işletmesi vardır, doğrusu merak konusu. Yaklaşık 100 milyon liralık yıllık ciroya sahip bu su tekeli hiç de hak etmediği kârlarla hızla zenginleşiyor. Geçen Mart ayında yapılan 5. Dünya Su Forumu’nda, suyun nasıl meta haline getirileceğinin somut adımları atıldı. Daha önce B.M. Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon, eğer insanlar cep telefonlarına ödedikleri kadar bir tutarı suya öderlerse dünyada su sorunu olmayacağını söylemişti. Bu yaklaşımın adımlarını Türkiye’de yapılan bu forumda netleştirdiler ve birçok karar aldılar ve bağlantılar kurup dağıldılar.

Enerji ihtiyacı gerçek mi?

Ülkemizde linansları alınmış 1500’ü aşkın HES projesi gündemde. Karadeniz ve Munzur gibi su zengini bölgelerimizde yüzlerce HES projesinin inşaatları başladı. Bu yatırımların ülkemizin enerji ihtiyacı için yapıldığı vurgusu sık sık kullanılıyor. 2005’te TEİAŞ’ın hazırladığı raporda, enerji ihtiyacının 2014 yılına kadar her yıl yüzde 8.4 artacağı ve ülke nüfusun da 78.5 milyon olacağı öngörüldü. Şu an nüfusumuz 71.5 milyon olduğuna göre ve eksi büyümelerin olduğu bir dönemde hazırlanan bu projeksiyon, ne kadar gerçekçi olabilir? Asıl soru, HES projelerini gerçekleştirmek isteyen sermaye gruplarının ve hükümetin yalnızca enerji üretmek isteyip istemedikleri.

Kyoto gereği başlayacak olan karbon ticareti, bu yatırımları gerçekleştiren firmaların gözlerinin buraya odaklanmasına yol açtı. Kirletici yatırımlarla sözde temiz yatırım olan HES’ler arasında karbon alışverişi yapmak potansiyeli, bu yatırımlara olan ilgiyi arttırıyor. Ayrıca HES projelerinde suyun kullanım hakkı da lisans sahiplerine 49 yıllığına kiralanıyor. Suyun kullanım hakkına sahip olma ayrıcalığı, bu firmaların HES projelerine ilgisini daha da artırıyor.

AB’ye girmeye çalışan Türkiye’ye, AB Su Çerçeve Direktifi doğrultusunda hazırlıklar yapması buyuruldu ve bu bağlamda DSİ tarafından daha önce belirlenmiş olan 26 adet su havza sayısının altıya düşürülmesi istendi. Fırat ile Dicle’nin tek bir havza olarak değerlendirilmesi istendi ve hemen ardından Türkiye’nin geçen günlerde AB Çevre Faslı’nın açılması karşılığında Fırat ve Dicle’nin AB (İsrail’in de adının dolaştığı) ile birlikte yönetileceği açıklandı. AB’nin bu durumu Ortadoğu halklarının üzerinde yeni bir tehdit olarak kullanılacağı ve sömürü çarklarına yeni araçlar sağlayacağı çok açık. Yine geçen günlerde ülkemizde bazı dernekler eliyle “Su Meclisi” kurulduğu açıklandı. Bu girişimin iyi niyetli olduğunu düşünsek bile burada gözümüze çarpan en önemli unsur, AB Su Çerçeve Direktifi doğrultusunda havza yönetimine geçilmesi hedefidir. AB’nin su havza sayılarımızı düşürmek istemesi ve Karadeniz’in tek bir havza olarak ele alınacak olması, “Su Meclisi” girişiminin iyi niyetli bir girişimden öte içinde başka kuşkuları barındırdığı sonucuna varmamıza yol açıyor. Çünkü suyun artık petrol boru hatları gibi taşınabildiğini görüyoruz. Bu konudaki en önemli deneyi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Ankara Büyükşehir Belediyesi, şehrin su ihtiyacını karşılamak bahanesiyle Melen Çayı ve Kızılırmak’tan boru hatları döşeyerek gerçekleştirdi. İBB şu an Trakya’da bulunan Rezve Deresi’nin suyunu da devasa büyüklükteki boru hatlarıyla İstanbul’a getirmeye hazırlanıyor.

Bütün bunlar Karadeniz’de, Munzur’da ve Akdeniz’de ve ülkemizin değişik yerlerindeki HES projelerine olan ilginin neden bu kadar yoğunlaştığını açıklamaya yetiyor. Suyun artık tamamen ticari bir meta olarak ele alındığı gerçeğini gösteriyor. Tüm canlıların yaşam kaynağı olan suyun, petrol kaynağı gibi alınıp satılan, oradan oraya götürülen bir meta olmasına seyirci mi kalacağız? Bugün Munzur’da, Karadeniz’de, Alakır’da mücadele eden insanların varlığı halen her şeyi yitirmediğimizi ve ne yapmamız gerektiğini bize anlatıyor. Bundan yalnızca insanları zarar görmüyor tabii. Su kaynaklarımızın talana açılması yla birlikte bu alanlarda yaşayan birçok canlı türü de tehlike altında. Hayvan ve bitkilerin barajların iklimlere etkisi, suların başka bölgelere taşınması ve kaynak sularının su şirketlerine peşkeş çekilmesi ya da suların kirletilmesi sonucunda yeni iklim koşullarına, susuzluğa ve kirliliğe uyum sağlamakta zorlanacakları çok açık. Bu zorlanma bir süre sonra canlı sayılarının azalmasına ya da yok olmalarına neden olacak.

Sonuç?

Bu girişimlere dur demek artık kaçınılmaz bir süreç. Yalnızca çevrecilerin ya da bölgelerde yaşayan halkın buna tavır alması yeterli olmuyor. Demokratik kitle örgütleri, çevreciler, siyasi örgütler, meslek odaları, aydınlar, herkes ama herkes yöre halklarıyla birlikte bu mücadelenin içinde olmalı ve karşı bir mücadele ağı kurmaları gerek. Mücadelede elde edeceğimiz her başarı, geleceğe daha umutlu bakmamıza neden olacaktır. En doğal hakkımız olan suya sahip çıkmak varlık nedenimizdir.

YUSUF GÜRSUCU, Türkiye Çevre Platformu Yürütme Kurulu üyesi

http://www.yapi.com.tr/haberler/sudan-ucuz-tarih-oluyor_76690.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!