Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Tepebaşı’nda bir Caravansarai

Tepebaşı’ndan başlayıp Kasımpaşa’ya kadar inen, uzun ve dik yokuşta Aynalı Çeşme’nin hemen başlarında, ‘6’ numaralı binanın giriş katında bir kervansaray var. Yalnız bu mekâna yolu düşenler tüccarlar değil, dünyanın farklı şehirlerinden fikirlerini, projelerini ve deneyimlerini paylaşmak için bir araya gelen bağımsız sanatçılar.

BirGün Gazetesi/Melike Yıldırım



epebaşı’ndan başlayıp Kasımpaşa’ya kadar inen, uzun ve dik yokuşta Aynalı Çeşme’nin hemen başlarında, ‘6’ numaralı binanın giriş katında bir kervansaray var. Yalnız bu mekâna yolu düşenler tüccarlar değil, dünyanın farklı şehirlerinden fikirlerini, projelerini ve deneyimlerini paylaşmak için bir araya gelen bağımsız sanatçılar.

Bağımsız Sanat Platformu’nun mimarı Amerikalı sanatçı Julie Upmeyer. Aralarında Yunanistan, Hindistan, Almanya, Hollanda gibi ülkelerin de bulunduğu farklı yerleri dolaşıp, bağımsız ve kişisel projelerini buralarda gerçekleştirdikten sonra, Res Artis programıyla geldiği İstanbul’dan 1.5 yıldır ayrılmamış Upmeyer. Julie Upmeyer ile hem İstanbul ve Caravansarai hikâyesi, hem de son projesi ‘Two Times Tart’ı konuşmak için mekânında buluştuk.

- İstanbul’un tam ortasındaki bu kervansaraydan ve buradaki molanı uzatma hikâyenden bahseder misin?

İstanbul’a ilk gelişim, çeşitli sanat etkinliklerinde küratörlük, direktörlük gibi çalışmalarda bulunabileceğim bir aylık süreli bir sanatçı programı içindi. Bu sürede yer aldığım projelerden biri de ‘Tünel Street Art’ kapsamında gerçekleştirdiğim ‘Feast For a Crowd’ projesiydi. Daha sonra İstanbul’dan ayrıldım. Buraya yerleşmemden önceki 3 yıl boyunca farklı ülkelerdeki birçok farklı şehri dolaştım ve buralarda bireysel çalışmalar gerçekleştirdim. Bu şehirlerde en uzun 3 ay kalıyordum ve kendime Amerika dışında herhangi bir şehirde bir ‘ev’ istiyordum; ama İstanbul’da olmasına karar vermemdeki en önemli etken, burada tanıdığım ve yeniden gelmem ve bir şeyler yapmam konusunda teşvik eden sanatçı arkadaşlarım oldu.

- Caravansarai’ı fiziksel ama aynı zamanda sanal ve interaktif bir buluşma mekanı olarak tanımlıyorsun. Buraya bu niteliği kazandıran özellikler neler?

Bir süredir dünyayı dolaşıyorum ve evimle, arkadaşlarımla, hatta işlerimle ilgili bağlantılarımı kurma aracım internet oldu. Sanatın bulunulan mekânla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Mesela, burada geliştirdiğim projeyi uygulamaya koyduğumda ya da sanat etkinliği düzenlediğimde dünyanın farklı şehirlerindeki sanatçılarla, ilgilenen ve takip etmek isteyen herkesle bunu paylaşabileceğim ve fikir alışverişinde bulunabileceğim bir yol olmalı. Caravansarai için bunu ‘CITV-Caravansarai Istanbul TV’ adını verdiğimiz internet tabanlı bir televizyon aracılığıyla gerçekleştiriyoruz.

- Bu görsel iletişim mekanizmasını televizyon olarak adlandırmanda özel bir nedeninin var mı?

Evet. ‘Televizyon’ kelimesini kullanmak bilinçli tercihim. Ülkemde ve hatta dünyada bu böyle; birçok televizyon, radyo kanalı yayını var. Bunların çoğu beni, ailemi ya da arkadaşlarımı ilgilendirmeyebiliyor, hatta insanlığın genelini ilgilendirmeyen bir çok yayın, propaganda yapılabiliyor. Çünkü elinde bu gücü bulunduranlar, istedikleri şekilde seslerini duyurma olanağına sahip. Ben de kendi çabalarımla oluşturduğum, bu bir anlamda ‘sesimi duyurma’ aracına TV adını verebilirim. Bu aracı kullanarak sesini duyurmanın, çok da üzerinde kafa yorulmuş, sosyal sorumluluk taşıyıp taşımadığı tartışılmış ve onun üzerine karar verilerek sıfatlandırılmış bir şey olduğuna inanmıyorum. Bu bakımdan kendimde bu görsel iletişim aracıma ‘televizyon’ adını verme hakkını görüyorum diyebilirim.

- CITV ile gerçekleştirdiğiniz projeler oldu mu?

Türkiye kültürüyle ilgili dikkatimi en çok çeken şeylerden biri, açıkçası, ‘yemek yeme’ üzerine yüklenen anlamlar oldu. Mesela gözlemlerimde şunu gördüm; son derece resmi bir toplantı, bir iş anlaşması ya da çok önemli bir konu konuşmak için birlikte bir yemek yeme ortamı oluşturuluyor ve masadaki bir yemeğin tadına bakmak ya da içkiden bir yudum almak, yemeklerin tadı üzerine konuşmak, o çok önemli iş konularından bile önce gelebiliyor. Ya da birbirinize “ Çorbaları soğutmadan içelim öyle konuşuruz” diyebiliyorsunuz. Bunlar size çok sıradan gelebilir belki ama alışkın olmadığım şeylerdi. Bu yüzden yemeğe yüklenen bu teknik, kimi zaman da teknolojik anlamı yansıtabileceğim ama bunları aynı zamanda ifade ettiği fiziksel ve sosyal yönüyle de birleştirebileceğim bir proje oluşturma fikri vardı kafamda. ‘Virtual Chef’i de bunun üzerine geliştirdim. Teknolojik bir araç olarak CITV’yi kullanarak, farklı bir ülkedeki,örneğin İran’daki bir aşçıbaşına canlı bağlanarak onun verdiği tariflerle alt kattaki mutfağımızda, arkadaşlarımızla yemek pişirme eylemi gerçekleştirip, bunu yine CITV üzerinden birçok farklı ülkedeki sanat platformlarında canlı olarak yayınladık ve bu da projenin paylaşımsal ve bir açıdan da sosyal boyutunu oluşturuyordu. Daha sonra da pişirdiğimiz yemeği bir güzel yedik ve ‘en basit ve gerçek’ anlamı olan fiziksel boyutunu da bununla bağlantılandırdık.

- İstanbul’da Apartman Projesi, Hafriyat Karaköy, Kargart gibi birçok bağımsız kişisel ya da kolektif sanatçı girişimleri ve mekânları var, bunlarla bağlantıların ya da ortak çalışarak gerçekleştirdiğiniz projeler, etkinlikler oluyor mu?

Sanat adına bir şeyler yapmaya çalışan kesim olarak birbirimizin varlığından, gerçekleştirdiğimiz etkinliklerden, projelerimizden haberdarız. Ancak her birimizin yöneldiği konular ya da uygulamaya koyduğu projeler konsept olarak farklı olabiliyor. Bununla birlikte, bir araya gelerek, ortak bir çabayla dikkat çekmek istediğimiz konular da var. En önemlilerinden biri de geçen yıl gerçekleşen ‘İstanbul Map’ projesi.

İstanbul bir dönüşüm projesine maruz kaldı. Bu, içine Balat, Dolapdere, Eminönü, Şişhane, Sulukule, Tarlabaşı gibi semtleri alan, rehabilitasyon adı altında, fakat bu yerlerin, tarihi mirasına zarar verecek hatta yok edecek boyutlarda... Alışveriş merkezleri, lüks turistik oteller gibi daha ‘cazip’ ve ‘güvenilir’ olarak dönüştürülmesini ifade eden bir kentsel dönüşüm projesi var. İstanbul Map projesinin amacı ise buralarda yaşayanlarda, etraflarında olup biten hakkında bir farkındalık yaratmak ve kültürel mirasın ve tarihi dokunun korunmasıyla ilgilenen herkesi sesini duyurmaya çağırmaktı. Bu projeyi Hafriyat Karaköy’de Hazavuzu, Kurye, Çatı, Oda Projesi gibi kolektifler ve Caravansarai’ın da aralarında bulunduğu Kargart, Tershane gibi mekanların ortak çalışmasıyla gerçekleştirdik.

- Yoğun çalışıyorsunuz. Bunun, son projen “Two Times Tart” yüzünden olduğunu biliyorum. Bu proje hakkında bilgi verir misin?

Türkiye haritasını incelediğimde, beni son derece şaşırtan bulgularla karşılaştım. Türkiye ve çevresindeki 8 komşu ülkeye baktığımızda siyasi, kültürel ve sosyal olarak farklı bir çerçeve görüyoruz. Her birinin Türkiye ile fiziksel bir bağı olmasına karşın, bu çerçeve bağlamında her biri birbiriyle büyük ölçüde bağlantısız. Çalışmalarını yakından izlediğim,son derece faal bir sanat örgütü olan İtalya’daki ‘Love Difference-Artistic Movement for an InterMediterrianen Politic' tarafından geliştirilmekte olan ‘Love Difference Pastries’ projesi ortaya çıktığında, ben de bu projeye kafamdaki bu olgudan yola çıkarak geliştirdiğim bir projeyle katılmaya karar verdim.
‘Two Times Tart’, Türkiye’yi, kendini çevreleyen 8 komşu ülkeyle ‘tatlılar’ üzerinden bağlantıya geçiren; kişi ve kültürleri , politik gerilim sınırlarını ihlal etmek kaydıyla ‘basit yeme eylemi’ ile birbirine bağlayan bir proje.

Burada aracı olarak kullandığımız tatlılar ise, yarım daire şeklindeki kaplarının içini dolduran turtalar. Her ülkenin turta tarifi ve bu tarifin hikâyesi birbirinden farklı. Katılımcılar ise birleştirmek istedikleri iki ülke belirleyip, bu iki ülkenin oluşturduğu daire şeklindeki turtayı yiyerek, bu basit yeme eylemiyle sınırları çiğneyerek yok etmeye davet ediliyor. Her ülkenin fiziksel görüntüsü harita üzerinde farklı olmasına rağmen, bu projede her ülke sadece yarım daireyi ifade ediyor ve sonuçta bütünü çağrıştıran tek bir daire olarak, tamamen gerçek ve fiziksel bir yeme eylemiyle, tümüyle ağızda çiğnenip midede sindiriliyor.

28 Mart Cuma günü 19:00-21:00 arasında Caravansarai’da gerçekleştirilecek etkinliğin açılışı ve tadım süreci ilgilenenlerin katılımına açık.

http://www.yapi.com.tr/haberler/tepebasinda-bir-caravansarai_60589.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!