Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Ulaşımla Beslenmek ya da İşlevin Candamarını Kesmek

Kentlinin bir yerden bir yere gitmesini "gözkamaştırıcı" yollarla vurgulayanların, şehrin en önemli yerlerinden olan Ulus'a ulaşmanın önünü tıkayan kararları peşpeşe alabilmesi ya da arızi gözüken bu kararlara göz yumması nasıl olmaktadır?

Cumhuriyet ANKARA/Ali CENGİZKAN
Ulaşımla Beslenmek ya da İşlevin Candamarını Kesmek

on yıllarda Ankara'da gerçekleşen "gözkamaştırıcı" yol faaliyeti, tüm hızıyla sürüyor ve meyvelerini veriyor. Dubai, Katar, Abu Dhabi kentlerini örnek olan bu altyapı çalışmalarının gözkamaştırıcılığı, trafik kazalarıyla birlikte yaya ve sürücü başta olmak üzere ölü ve yaralı kurbanlarını yarattıkça, gözlerdeki kamaşma açılacak, yerini giderek yeni kavramlara ve kavraşmalara bırakacak, diye umuyorum.

Dört-beş geliş-gidiş şeridi olan bu "şehir içi otoyolları"nı inşa niyetinin, ilk bakışta, "bir yerden bir yere giden Ankaralılar'ın hızlarını artırmak, beklemeyi azaltmak, kentin ulaşım sorununu çözmek" olduğu düşünülebilir. Şehir içi trafiğini rahatlatmak, bütün zamanlarda belde yönetimlerinin önemli ve öncelikli gündem maddesini oluşturmuştur. Madde ulaştırma (nakliyat) ve işe gitme trafiğini (toplutaşım) rahatlatmak, kuşkusuz özel araç mülkiyetini teşvik edici tercihler yerine, toplutaşımacılığı öne çıkaran pratiklerle yapılmalı, bu da hepimizin önceliğini oluşturmalıdır. Çünkü böyle bir tercih, sosyal adalet ve kent demokrasisi açısından iyi olduğu kadar, basit bir tasarruf bilinci ve ekonomik çıkar öngörüsünü de içinde barındıran, kendi geleceğini düşünen bir tutumun sonucudur.

Burada tartışmanın bu yönüne girmek istemiyorum. Ancak burada dikkat çekmek istediğim çelişki, daha da yüzeyde, Ankara Anakent Belediye Meclisi ve Ankara İl Trafik Komisyonu başta olmak üzere, başkentte trafiği düzenleyen üst kurumların, kamaşan gözlerinden yansımaktadır. Bu öyle bir kamaşmadır ki, bir yandan ulaşımın rahatlamasını önemsediklerini bildirenler, öte yandan Ankara'nın merkezi Ulus'a ulaşımı engellemekte, onu boğarak öldürmektedirler.

Ankara'nın 1925'te kurulan Yenişehir'den sonra "eski şehir" bölgesi olarak da anılan, 19. yüzyıldan miras Kale ve çevresini oluşturan Ulus semtinde, ulaşım her zaman önemli bir sorun arzeder. Ulus'a varmak, Ulus'un içinden geçmek, başlangıçtan beri özel araçlarla olduğu kadar, belediye ve halk otobüsleri ile semt dolmuşlarının desteğiyle yapılmaktadır. Kentin dört bir köşesinden, Seyranbağları'ndan, Kırkkonaklar'dan, İncirli'den, Mamak'tan gelen dolmuşlar, Bentderesi, Hacıbayram, Opera, Rüzgarlı Sokak ve Eski Meclis ana duraklarını oluşturmaktadırlar.

Kimi ara sokaklara da yayılan bu kullanım, Hacıbayram-Atıfbey arasındaki en büyük dolmuş durak alanının kapatılmasıyla dört yılı aşkın bir süredir aksatılmaktadır. Burada inşaatı güçleştiren 'zemin suyu' bahaneleri, tümüyle yutturmacadır. Sonuçta, bölgedeki onlarca hattın indirme-bindirme durakları, doku arasına yayılmıştır ve bu düzensizlik, zaman içinde Ulus'un genel karakterini bozmuştur.

Mimarlık ve şehir planlama literatürüne girmiş olan, "yolların bir şehrin candamarları olduğu" deyişi, boşuna değildir. "Ana arter" de (atar damar) denilen bu ana yollara yapılan müdahaleler, tıp terimlerine benzeşim yoluyla, besleyici can damarlarının hasar görmesi, zedelenmesi, hele hele kesilmesi durumunda, bir organın iptal olacağını önceden "müjdeler(!)." Ulus'ta, bilinçsizlikten ya da bilgisizlikten ya da bile isteye yapılmakta olan da budur.

Ulus'a gelenlerin niteliğini değiştirmek, etkilemek, onunla oynamak, yalnızca Ulus'a ulaşımın niteliğiyle oynamakla bile gerçekleştirilebilir. Ulus zaten yıllardır artan gereksinimlerin ve aymaz yönetimlerin gölgesinde, 1930'ların ikinci yarısından beri işlev değiştirmektedir. Örneğin, 23 Nisan 1920'de kurulan Birinci Meclis, 1924 yılındaki 2. TBMM binasına yerleştikten 1962'de bugünkü Parlamento'ya taşınıncaya kadar, Ulus'ta kalmıştır. Dolayısıyla aynı tarihe kadar pek çok bakanlık ve kamu kuruluşu, Ulus çevresindeki binalarını kullanmışlar, Ulus'a hayat vermişlerdir. Sayıştay, Maliye Bakanlığı, Gümrük ve Tekel Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, bunlardan bazılarıdır. Bu işlevlerin arkasındaki, onları destekleyen kısa süreli barınma (otel), beslenme (lokanta), oturma ve yaşama (konut) işlevlerinin içinin boşalması kaçınılmaz idi; boşaltılmıştır.

Bu süreçte, 1934'te Başbakanlık'ın Bakanlıklar'a taşınmasının ardından başlayan süreçte, hiçbir kent yönetimi de çıkıp, buradaki işlevsel boşalmanın ne ile telafi edileceğini düşünmemiştir. Özal dönemi "özelleştirme politikaları"nın söylem ortamını kof bir biçimde kapladığı dönemde, devlet bankaları bir avuç "para babası" tarafından satın alınmış, bu arada Sümerbank, Raybank (sonradan Demirbank), Emlakbank, Osmanlı Bankası ve benzeri bankalar, uzun bir zamana yayılan süreçte batırılmış ya da el değiştirmiş; Bankalar Caddesi üzerinde olan genel merkezleri işlevsizleştirilmiştir. İstanbul'a giden İş Bankası gibi büyük bankaların genel merkezlerine, 2006 yılında Merkez Bankası'nın da eklenmek istenmesi, siyasette mekana yansıyacak kararların sonuncu alıştırmasıdır.

Yirmi yıl önceki bir kararla, Adliye'nin Anafartalar Caddesi'nden Sıhhiye'ye alınmasını; aradaki süreçte avukat ve noter yazıhanelerinin ve Ankara Adliyesi'yle bağlantılı kısa süreli barınma (otel), beslenme (lokanta), oturma ve yaşama (konut) işlevlerinin Sıhhiye ve Kızılay'a saçılmasını, hep birlikte yaşamışızdır. Bu görünen işlevsizleştirme biçimlerinin farkında olmayan geçmiş dönem belde yönetimlerini, kent merkezinin boşalmasını umursamaz biçimde izleyen ya da görmezden gelen kent yönetimlerini hayırla anmak ve anlayışla karşılamak imkansızdır.

Bugün Ulus'la oynamak, Ulus'u işlevsizleştirmek, yalnızca bilmezden gelinerek ya da duyarsız kalınarak, yapılmamaktadır. Ulus'u, merkezden ve varoşlardan gelip her gün kullananlar için, ya da, kırdan ve diğer kentlerden ilk kez gelenler için ulaşılmaz kılarak, ulaşımı keserek ya da anlamsız biçimde doku içinde yayarak, iki biçimde katletmek söz konusudur: Belirsizleşen otobüs ve minibüs durakları, Ulus'a gelen olağan ve geleneksel kullanıcının ayaklarını buradan kesmiş; giderek gasp ve taciz olaylarının arttığı bir sokak yaşantısına terkedilen Ulus, işleri bozulan ve geleceğini göremeyen dükkan sahiplerinin teker teker ayrıldığı bir semt olmuştur.

Ulus'u "çöküntü alanına dönüştürmek", yalnızca ulaşımla oynayarak da gerçekleşmemekte. 1986 yılında bir yarışma sonucunda uygulama projesi ve müellifi seçilen, projesi kısmen uygulanan Ulus'a ilişkin Koruma İmar Planı; 1987 yılında yapılan yarışma uyarınca elde edilen Ankara Kalesi Koruma Amaçlı İmar Planı ve Hamamönü Koruma Amaçlı İmar Planı, iki yıl kadar önce, Ankara Anakent Belediye Meclisi tarafından, gerekçe açıklanmadan, geçersiz sayılmıştır.

Bu planların işlevsiz sayılması, kentli ile paylaşılmayan nedenlere dayansa bile yerine yeni planlar konmadan, Türkiye'nin modern başkentinin iki buçuk yıldan uzun bir süredir plansız bırakılması, bir başka işlevsizleştirme girişimidir. Ulus'un plansız bir yer olduğu bilinci, burada yaşayanlar ve dükkan sahipleri arasında Ulus'un geleceğine yönelik kuşkular uyandırmış, küçük yatırımlar esirgenir olmuştur. Bu yaklaşımın kullanıcı üzerindeki etkileri de görülmekte gecikmemiş, Ulus'u kullanan Ankaralılar'ın sayısında son beş yıldır oldukça büyük düşüş olmuş, özellikle belediyenin bölgeye ilişkin niyetlerinin Modern Çarşı yangınından sonra su yüzüne çıkması ile, bu etkiler giderek artmış ve katlanmıştır.

Bugün ise şunu anlamakta zorlanmaktayım: Kentlinin bir yerden bir yere gitmesini "gözkamaştırıcı" yollarla vurgulayanların, şehrin en önemli yerlerinden olan Ulus'a ulaşmanın önünü tıkayan kararları peşpeşe alabilmesi ya da arızi gözüken bu kararlara göz yumması nasıl olmaktadır? Bir yerlere "gözkamaştırıcı" yollarla gitmek için canla başla çalışanlar, gözden ırak kalıp gözden düşen, değersizleşen ve ucuzlayan öteki yerleri, bu kez "kamaşan gözlerle" satın mı almaktadırlar?

Türkiye'de tıpkı sahte borsalardaki gibi, sahte arz ve talep oluşturan yöntemlerle bu oyundan kârlı çıkanlar, aynı kişi ve ekip midirler? Ya da "Kentsel Dönüşüm" Yasa Tasarısı'nın cilasını kazıdığınızda, altından çıkacak olan nasıl bir "gözkamaştırıcılık"tır? Ya da, bugüne kadar kentsel rantlar üzerinden iktidar mücadelesi vermekte olan bu kesimlerin yeni hedefinin, kentsel mekanın biçimlendirilmesi yoluyla politika yapmak olduğunu anladığınızda ne yaparsınız?

http://www.yapi.com.tr/haberler/ulasimla-beslenmek-ya-da-islevin-candamarini-kesmek_50693.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!