Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Yağma Sürüyor

Doğan HASOL
Yağma Sürüyor

konomik darboğazdan kurtulabilmek için Hükümet kaynak arayışları içinde. Bu amaçla çeşitli yollara başvuruluyor.

Başta özelleştirme olmak üzere;
• Gecekondularla işgal edilmiş Hazine arazilerinin işgalcilere satılması planlanıyor. Bu durumdaki Vakıf arazileri bile önce Hazineye devredilecek, sonra aynı yoldan işgalciye satılacak.

• Orman arazileri de aynı şekilde.. Buraları işgal ederek üzerine bina yapmış olan kişilere satılacak.

• Doğal sitler imara açılacak. (Verilecek yapılaşma izninin % 6’mı, % 3’mü olması tartışılıyor.)

• Yeni bir imar affı getirilerek kaçak yapılardan harç alınacak. AKP yetkilileri imar affından 15-20 milyar dolarlık bir gelir beklediklerini açıkladılar.

Anımsanacağı gibi, Hükümet göreve gelir gelmez “Vergi Barışı” adı altında vergi affı getirmişti. Vergisini ödemeyenlerden, vergi kaçıranlardan bu yolla büyük paralar toplanması öngörülüyordu. Kâğıt üzerinde büyük rakamlara ulaşıldı; ancak sıra ödemelere geldiğinde yükümlülerin büyük bir bölümü taksitleri ödemediler. Belki de yeniden, önce küsmek sonra da bir kez daha barışmak gerekecek. Şimdi, Hükümetin kaçakçıya, hayaliciye af getireceği haberleri medyada yer alıyor.

Özelleştirmeyi, bizimle aynı zamanda başlatan Orta ve Doğu Avrupa çoktan bitirdi. Biz bir türlü beceremedik.

Gecekonducularla barış... Orman alanlarını, su havzalarını işgal etmiş olanlarla barış... Kaçakçıyla, hayaliciyle barış... Oktay Ekşi’nin ünlü Vergi Barışı konusunda dediği gibi, “Devlet dürüst mükellefi küstürüp sahteciyle barıştı” (1). Sormak gerekir: Barışabildi mi? Beklenen paralar toplanamadığına, taahhütler yerine getirilmediğine göre barış sağlanmış sayılamaz.

Daha önceki imar ve gecekondu aflarında yaşanan olayların benzerleri bu kez de yaşanıyor. Her af çıkarılışında söylendiği gibi, bu kez de af, “bir defaya mahsus” olacakmış.

“Af” haberlerinin medyada yer alması yeni işgalcileri yüreklendiriyor, gecekondu ve kaçak yapı furyasını körüklüyor. Üstelik kaçak yapılaşma, uyanık (!) kimi belediyelerin işaret ettikleri bilmem hangi kuruluşlara yapılan bağışlar karşılığında gerçekleştiriliyor. Yıllardan beri imar ve gecekondu afları yeni yağmaların en büyük etmenlerinden olmuştur. Daha önce defalarca çıkarılmış olan gecekondu ve imar aflarının başımıza hangi dertleri açtığı üzerinde durmak gereği nedense hiç duyulmuyor. Amaç, bir an önce para sağlamak. Amacın içinde doğal ki, oy kaygısı ve halk dalkavukluğu da eksik değil. Ülkede 2,5 milyon gecekondu, 6,1 milyon kaçak yapı bulunduğu belirtiliyor. Bunlar tümüyle kendi kendine oluşmadı ki.

Hükümet’in başka bir hedefi, doğal ve tarihsel sitlerin imara açılması. Doğal ve tarihsel sitleri imara açmak, yağmaya açmak demektir. Buna göre, sitlerin ister % 6, ister % 3 oranında olsun, yapılaşmaya açılması ise bir felaketin başlangıcı olacak.

Aslında, önlem diye getirilen bu yasa girişimlerinin hiçbiri yeni değil. Daha önce bu konularda yazmış olduğum, bir feryat niteliğindeki yazıları 1997’de Yağma Var adlı bir kitapta toplamıştım (2). Aradan altı yıl geçti; yağma hâlâ sürüyor. Hükümetler affettikçe, siyasiler yüreklendirdikçe yağmanın yoğunluğu artıyor, boyutları büyüyor.

Anılan kitabın ilk yazısını oluşturan ve
YAPI’nın Ağustos 1997 tarihli 189. sayısında çıkan yazımda belirtilenlerde aradan geçen zamana karşılık önemli bir değişiklik yok. Belki de daha kötüye doğru bir gidiş var. Okuyup bakalım:
“Doğayı, topraklarımızı, havayı, suyu, denizi, akarsuları, yeşili, ormanları, tarım alanlarını, tarihsel varlıklarımızı, mimarlık mirasımızı, çevreyi, neredeyse herşeyi kentleşmeye koşut olarak, son yıllarda giderek artan bir ivmeyle yağmaladık.

Güneşi, yağmuru, rüzgârı, kuş sesini yok ettik.

Bütün bunları ortak katkıyla hep birlikte yaptık... Sonuçta hep kendimize zarar vererek... Diyebiliriz ki, yaptıklarımızla, toplum olarak kendi kendimize karşıyız.

Hiçbir ülke, hiçbir toplum, tarihten gelen mimarlık değerlerini, onların oluşturduğu mimari çevreyi, kentlerini bizim kadar savurganlıkla harcamamıştır. Yıllardan beri yıkıp yakıyoruz. Çoğu kez iyisini yıktık, kötüsünü yaptık. Güngörmüş köşkü, yalıyı yıktık, yerine apartmanın en yozunu diktik. Milliyetçi, mukaddesatçı geçinenler bile bu toprakların malı olduğu halde kendilerinin saymadıkları eskiçağ mimarlık ve sanat varlıklarının korunmasına karşı çıkarlarken, hiç değilse, atalarımızdan kalan varlıklara sahip çıkma bilincini olsun, gösteremediler. Yeşil alanları kemirip imara açtık, gökdelenler diktik; değil metrosu, yolu bile olmayan gökdelenler... Gecekondular, kaçak yapılar apartmanlara dönüştü...

Plan-program kimin umurunda?
Sözde, herkes korumadan yana... Ama başkasının bahçesindeki ağacın, başkasına ait yapının korunmasını istiyor. Vergiyi başkasının vermesini istediği gibi... Kaçak yapıya karşı ama, komşusunun kaçak yapısına...
Herkes daha büyük inşaat yoğunluğu, daha çok metrekare, daha çok yükseklik peşinde... Ama bunun, daha kirli hava, daha az yeşil, daha çok taşlaşma, daha az güneş, kısacası, daha sağlıksız yaşam demek olduğunu hiç mi hiç düşünmüyor. Tek hedef; spekülasyon, köşedönme...

Gökdelenleri dikenler, bu ülkenin en varlıklı insanları bile kendi dar çevrelerinden, kozalarından şehir mekânına çıktıkları anda, onlar da ülkenin sefaletinden nasiplerine düşeni alıyorlar. Görsel kirlilik, gürültü, kirli hava, sıkışık trafik, güvenlik sorunları, salgın hastalıklar onların da, her gelir düzeyinden insanla paylaştıkları kaderdir.

Bu davranış bozukluğu, ekonomik yaşamda da kendisini gösteriyor. Parası faizde olan, faizlerin artmasına; altını olan, altının değerinin yükselmesine; dövizi olan, döviz kurlarının başını alıp gitmesine seviniyor. Kısacası, felaketimize seviniyoruz.”

Önceki kimi kolaycı hükümetler de aynı yolları denemişlerdi. Özal hükümeti de 1989’da iç borçları ödeyebilmek amacıyla isteyene metrekare metrekare konut, isteyene de nerede olduğu belli olmayan arsalar satmaya kalkmıştı. Para yatırana, karşılığında sertifika veriliyordu. Sonuç sıfır oldu. Daha önce de gecekonduculara para karşılığında tapu tahsis belgeleri verilmişti. Bu önlemlerin hiçbir işe yaramadığı görüldü; ülkenin borçları azalmadı, arttı.
Sonraki yıllarda Başbakan Tansu Çiller gecekondulara tapu verme vaatlerini seçimlerde propaganda malzemesi olarak kullanmaktan çekinmeyecekti. “Mevcut gecekondulara imar izni ve tapu vereceğim” diyordu Çiller (3). Bu vaatleri seçim kampanyası sırasında basında, sokak afişlerinde “Gecekonduda da Bayram” ve “Söz Veriyorum” sloganlarıyla bol bol kullandı. Doğal ki bu kampanyasıyla yeni gecekonduların yapımını da yüreklendirmiş oldu.

Kurnaz Refahyol Hükümeti de para bulmak amacıyla bu yolları denemiş, ancak sonuç alamamıştı. Özelleştirme, kamu binalarının ve işgale uğramış hazine arsalarının satışı Refahyol hükümetinin 31 Temmuz 1996 günlü 10 maddelik kaynak paketinde de vardı. Buna göre, işgal ettikleri araziler gecekondu sahiplerine taksitle satılacak, karşılığında ruhsat ve tapu verilecekti. Ayrıca kiraya verilmiş olan turizm alanları da yatırımcılara satılacaktı. YAPI’da çıkan bir yazımda (Eylül 1996, Sayı 178) şunları söylemişim: “Yine bütçeye kaynak yaratmak amacıyla, kiralanmış olan turizm arazilerinin yatırımcılara satılması da düşünülüyor. Hükümet bu satışlardan bir milyar dolar gelir bekliyormuş (4). Rastlantıya bakın ki, Refahyol Koalisyonu’nun ortağı Çillerler’in Antalya Beldibi’ndeki Kemer Inn pansiyonu da bu kapsamda bulunuyormuş. Neyse ki, arazilerin çoğu orman alanında bulunduğu için bu projenin gerçekleşmesi şimdilik Anayasa değişikliğine bağlı. Satılması düşünülen 96 tesis alanı arasında İstanbul Çırağan, Swissôtel, Antalya Sheraton, Merit Arcadia ve Kemer-Beldibi Rönesans Otel arsaları da bulunuyor.

Kısacası, saraylar ve ormanlar da içinde olmak üzere neyimiz varsa satılık... Ülke satılık... Hani, nerede muhafazakâr iktidarın geçmişe, geleneğe bağlılığı?”

Aynı yılın Eylül ayında açıklanan ekonomi paketinden ise gecekondular için “sertifika” çıkmıştı. Ne var ki sonuçlar hep “sıfır” düzeyinde kaldı.
Hükümetlerin bunca başarısız, sonuçsuz denemeye karşın hâlâ işgal altındaki arsaların satışından ve imar aflarından gelir sağlama yoluna başvurmaları, bunları hâlâ önlem olarak temcit pilavı gibi halkın önüne koymaları çok hayret verici. Bu sözümona “kaynaklar”, sonuçta hiçbir işe yaramadığı gibi, yeni yağmaları yüreklendirmekten geri kalmıyor.
Türkiye’de son elli yılda 14 kez gecekondu ve imar affı çıkarılmış olması gecekondu ve kaçak yapıyı yüreklendirmiştir. Sorunun kökeninde daha çok siyasal çıkarların yattığı açık. Geçmişte kazma kürekle yapılan gecekondular günümüzde artık modern araç gereç ve hazır beton kullanılarak ve mafyaca gasp edilmiş hazine ve belediye arsaları üzerine yapılmaktadır. İlginç olan nokta ise bu yapılarda yaşayanların, bu taşınmazların sahibi olmamasıdır. Türkiye genelinde, gecekondularda yaşayanların yüzde 70’i buralarda kiracıdırlar ve kaçak yapı sahiplerine rant aktarmaktadırlar. Yapılan bir araştırmaya göre, İstanbul’daki gecekondu sahiplerinin yalnızca yüzde 18’i araziyi kendisi işgal etmiş, yüzde 82’si ise daha önce el koyan kişilerden satın almış (5).

Böylece, Hükümetin getirmeye çalıştığı yeni yasalarla, yıllarca süren yağmadan artakalmış son sitler, orman alanları, su havzaları da yağmalanacak, affedilen kaçak yapılar, gecekondular ve çarpık kentleşme yasallık ve dokunulmazlık kazanacak. Bağışlanan kaçak yapılar depremde içindekilere ölüm tuzağı oluşturacak.

İşgalci, kaçak yapı yapan, kurallara uymayan kişiler ödüllendirilirken, kurallara saygılı düzgün yurttaş cezalandırılmış olmuyor mu? Bunun toplumdaki ahlakî boyutu üzerinde durmak gerekmez mi? Bütün bunlar “Allah affeder” varsayımına sığınıp her türlü kötülüğe yaklaşmaktan çekinmeyen anlayışın belirtileri gibi görünüyor.


1. Oktay Ekşi; Hürriyet, 6.6.2003.
2. Doğan Hasol; “Yağma Var”,
Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları,
İstanbul, 1997.
3. Milliyet Gazetesi haberi:
Çiller’den Tapu Müjdesi, 7.2.1994.
4. Milliyet, 25.8.1996.
5. Arazi mafyasına ilişkin araştırma raporu. Bkz. Milliyet, 8.6.2003.


Yapı, 260

http://www.yapi.com.tr/haberler/yagma-suruyor_61055.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!