Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Ankara'nın Su Sorunu ve Bilinmeyen Gerçekler

Suda bir sorun olduğunu iki yıl önce değil daha iki ay önce konuşmaya başladık. Kavşakkaya neden bitmiyor, Gerede sistemi neden yapılmıyor, Kızılırmak suyu ne kadar zararlı türünden bilgiler Ankaralı ile paylaşılmıyor? Zihniyet hep ayni; "devlet baba en iyisini bilir", "sizin düşünmenize gerek yok. Ben sizin yerinize düşünürüm, ey halkım".

Cumhuriyet Gazetesi
2 Ankara'nın Su Sorunu ve Bilinmeyen Gerçekler

800 yıl önce Roma Hamamlarına su getiren Ankaralılar, bugün banyo yapmaya annelerinin memleketine gidecekler. Ankara deniz, göl, nehir gibi su kıyısına kurulmamış nadir kentlerden biridir. Londra, Paris, Moskova, Budapeşte... gibi akla gelecek tüm büyük kentler, başkentler hep su kıyısında, suya yakın kurulmuşlardır. Bir iki dere hariç Ankara'da akar hiçbir su yoktur. Ancak; eski Ankaralılar, akıllarını ve bilimi kullanarak su sorununu çözmüşlerdir.

Su sorununun nedenleri
Ankaralılar bundan 1800 yıl önce Ulus'taki Roma Hamamı'na Elmadağ'dan künklerle su taşımışlardır. Hem de küçük bir taşra hamamına değil, 80 x 130 m büyüklüğünde, imparatorluk standardında bir hamama...

Bentderesi'ne ismini veren bendin arkasında su toplayıp kaleye su çıkarmışlardır. Bugün yaşanan su sorununun nedeni Ankara'nın yerleşim yerinin yanlışlığı değildir. Sorunun nedeni küresel ısınma da değildir. Küresel ısınma tüm dünyayı etkilemektedir; sadece Ankara'yı değil. Dünyada bize benzer hangi başkentte programlı olarak, bu şekilde sular kesilmektedir?

Hangi şehirde yöneticiler kent halkına "okulları açmamayı", "geçici olarak göç etmeyi" tavsiye etmektedirler. Çok az yağış alan Dubai'de, Mekke'de bu şekilde kısıtlama var mıdır? Sorunun nedeni kuraklık, yağış azlığı da değildir. Üstelik, 2007 Ankara'nın en yağışsız yılı değildir. Bundan önce daha yağışsız yıllar olmuş ama sular kesilmemiştir. Hem eğer yağış olmamışsa Kızılırmak suyunun alınacağı Kesikköprü ve Hirfanlı barajlarındaki 6 milyar m3 su nasıl birikmiştir? Ankara'nın su sorununun nedeni; yerleşim yerinin yanlışlığı, küresel ısınma, kuraklık değildir. Sorunun temelinde; beceriksizlik, keyfilik, planlamadan ve bilimsellikten uzaklaşmak yatmaktadır.

Ankara'nın suyu nereden geliyor?
Ankara'ya su sağlayan 7 adet baraj var: Bu barajlardan Çubuk-I ve Bayındır barajları kirlenme ve kapasite düşüklüğü nedeniyle kullanımdan çıkarılmıştır. Halen çalışmakta olan 5 baraj şunlardır:

Çamlıdere: 1 milyar 220 milyon m3

Kurtboğazı: 92 milyon m3

Eğrekkaya:85 milyon m3

Akyar: 47 milyon m3

Çubuk-II: 25 milyon m3

Etkin barajların toplam kapasitesi 1 milyar 475 milyon m3'tür. Ankara'nın yıllık su ihtiyacı ise 420 milyon m3. Normal koşullarda bu barajların yeterli olması gerekmektedir.

Ankara'nın su gereksinimi
Ankara'ya bir günde 1,2 milyon m3 su veriliyor. Barajların doluluk oranı, Ağustos 2007 başında, % 5'lere düşmüş, 73 milyon m3 civarında suyumuz kalmıştır. Barajlarda kalan suyun Ankara'da Ağustos'u çıkarıp çıkarmayacağı dahi tartışma konusudur. Dolayısıyla "iki gün var - iki gün yok" projesi ile sürenin ekim başına kadar uzatılması hedeflenmektedir. Yöneticiler ise, "Şöyle 50-60 bin kişi tatile gitse rahatlarız" diyerek vatandaşı tatile gitmeye çağırıyorlar. Peki, Ankara bu duruma nasıl geldi?

Ülkemiz sularının yönetimi
Ülkemizde bir su kaynağının ne kadarının sulamaya, elektrik üretimine veya kullanma suyuna tahsis edileceğine merkezi bir otorite karar vermektedir. Su kaynaklarının yönetimi Devlet Su İşleri'nin (DSİ) görevidir.

1968 tarihli 1053 sayılı yasa ile büyük kentlerin su sorunlarının çözümünde, devlete yani DSİ'ye de görev verilmiştir. Yasa uyarınca kentlerin içme suyu temini için projelendirmeyi ve bir kısım yapımı DSİ gerçekleştirmekte, maliyeti ise yerel yönetimlerden alınmaktadır.

1053 sayılı yasanın konumuzla ilgili maddeleri ise şöyledir:

Madde 1 ­ Ankara ve İstanbul şehirlerinin içme, kullanma ve endüstri suyunu temin etmek için [...] DSİ yetkilidir.

Madde 2 ­ Su kaynağını oluşturan barajlar, iletim hatları ve arıtma tesisleri DSİ tarafından, depo ve dağıtım şebekeleri belediyelerce yapılır.

Madde 4 ­ DSİ tarafından yapılacak işler için sarf edilecek bedelin tamamını [...] ilgili belediyeler DSİ'ye borçlanırlar. [...] Borçlanma şartları, taksitlerin miktar ve süreleri [...] DSİ ile ilgili belediyeler arasında yapılacak protokollerle tespit edilir.

Ankara için master plan
Gecekondulaşmanın da etkisiyle Ankara'nın hızla artan nüfusu 1960'larda su sorununu dayanılmaz duruma getirmişti. 1968 yılında DSİ bir master plan hazırlattı. İki Amerikalı ve bir Türk firmadan oluşan ortak girişim danışmanlık grubu Ankara'nın 1970-2020 yılları arasındaki 50 yılını planlandı. Önce Ankara'nın nüfus artışı ve su gereksinimi hesaplandı. Buna bağlı olarak hangi barajların hangi yıllarda devreye girmesi gerektiği planlandı. Plana göre 1974 yılında Kurtboğazı Barajı devreye girdi. Master Plan uyarınca 1978'de devreye girmesi gereken Çamlıdere Barajı, Ankara'ya susuz günler yaşatıp, ancak 1985'de devreye girdi. İncegez Barajı yerine yapılan Eğrekkaya 1992'de, Akyar ise 2000'de devreye girdiler.

Işıklı barajlar sistemi
Çamlıdere Barajı'nın kapasitesi büyük tutulmuştu. Çünkü daha sonraki etaplarda inşa edilecek olan Işıklı sistemlerindeki baraj suları tüneller ile Çamlıdere'de biriktirilecekti. Işıklı Barajlar Sistemi Ankara'nın yaklaşık 100 km kuzey batısında Gerede civarında yapılacak ve kente aşağıdaki yıllarda su vermeye başlayacaklardı: Işıklı 1 (1993), Işıklı 2 (2000), Işıklı 3 (2010).

1990'lardan sonra ne gibi gelişmeler ve hatalar oldu da bu barajlar yapılamadı ve bugünlere gelindi? İşte, ibret dolu öyküsü..

Devlet Su İşleri ve tünel
Yapımına 1970'lerin sonunda başlanan Çamlıdere Barajı'ndan Ankara'ya su 3 tünelden geçerek geliyor. Tünellerin ikisi kısa; 2-3 km, Kınık tüneli ise 16 km. O yıllarda uzun tünel konusunda DSİ yeterli donanıma sahip değildi ve arazinin özellikleri önceden bilinmiyordu. Kazıldıkça ortaya çıkan sorunlar çözülmeye çalışıldığından tünel yapımı uzun ve zorlu bir süreç oldu. Işıklı barajlar sisteminden suyu Çamlıdere Barajı'na getirecek tünel ise yaklaşık 30 km uzunluğunda olacaktı. Kınık tünelinde yaşadığı zorluklar nedeni ile DSİ tünel yöntemine sıcak bakmıyordu.

Master plan revizyonu
Başka bir yöntem bulunması için 1994 yılında ihale açıldı; 2050 yılındaki 7 milyonluk Ankara için mevcut master plan (1970-2020) revize edilecekti. İşi rakiplerinin neredeyse yarı fiyatına alan ortak girişimde 3 Türk şirket ve Japonya'dan devlet kuruluşu bir müşavir şirket de vardı. 1994-2000 yılları arasında yapılan uzun çalışmalar sonucunda "Işıklı Barajı'ndan başlayan kısa bir tünel yapılması ve suyun pompa ile dağların üzerinden aşarak Çamlıdere Barajı'na akıtılması" yöntemi benimsendi.

Tünel yapılmayacak
Pompa demek "devamlı enerji harcamak ve pahalıya su elde etmek" demekti ama DSİ bu sonuçtan memnundu; çünkü uzun tünel açılmayacaktı. Japon firma da memnundu; Japonya'dan kredi alınacaktı, pompalar da herhalde Japonya'dan gelecekti. Başbakan Tayyip Erdoğan o sırada Japonya'ya gidiyordu. Gitmişken kredi anlaşmasını da imzalayacaktı. Ancak, bu kredinin geri ödenmesi için 1053 sayılı yasa uyarınca DSİ ile Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin protokol imzalaması gerekiyordu.

İş suya düşüyor
Belediye protokolü imzalamadı. "Eğer para benim cebimden çıkıyorsa ihaleyi de ben yaparım" diye mi düşündü, yoksa tünel yerine pompa seçeneği mi beğenilmedi, rivayet muhtelif. DSİ Hazine Müsteşarlığı'na bir yazı göndererek kredi hakkında bilgi verdi ve "2010 yılına kadar Gerede sistemi devreye girmezse Ankara'da su sıkıntısı yaşanabileceğini" bildirdi. Hazine belediyeden görüş sordu. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin Hazine Müsteşarlığı'na gönderdiği 9 Mart 2004 tarihli yazı ise su konusunda yaşadığımız sorunun ana nedenini ortaya koyuyor.

Su önceliğimiz değil
Belediyenin yazısında özetle şunlar belirtiliyordu:

"Hazine garantili borçlarımızın artmaması için su temini projelerini yap-işlet-devret modeli ile yapmayı düşünüyoruz."

"Metro belediyemizin ilk öncelikli projesidir."

"Gerede projesini DSİ yapsın".

Sonun başlangıcı
DSİ, 2006 yılında belediyeyi yeniden uyardı. Önlem alınmazsa Ankara'yı büyük bir kabusun beklediğini belirtti. Haziran 2006'da belediyenin DSİ'ye gönderdiği yazıda "2000 yazı itibarı ile Ankara'da ciddi bir şekilde su sıkıntısı çekilmesinin muhtemel görünmediği" bildirildi. Ve böylece, ASKİ'nin kaynakları, su ve kanal işleri yerine kuruluş yasasında olmadığı halde yollar ve köprülü kavşaklara harcandı. (Sorulduğunda "kuruluş yasamız gereği kanal hattının yerini değiştirdik. Hazır kazmışken üstüne köprü yaptık" gerekçesi öne sürülebilir). Gerede sisteminden su gelince İvedik Su Arıtma Tesisi'nin de genişletilmesi gerekecekti. Mevcut arıtma tesisinin yanında bu iş için ayrılan boş alana ASKİ Spor Salonu yapıldı. Su arıtma tesisi 2. etabı için başka bir yer bulunması gerekecek.

Yumurta kapıya gelince!..
Barajlarda sular azalmaya başlayınca ASKİ bir şeyler yapma gereği duydu. Kurtboğazı Barajı'na su akıtacak olan Kavşakkaya Barajı için 31 Mayıs 2005'de ihale açtı. Katılan 9 firmanın teklifleri 12-19 milyar YTL arasındaydı. Bu arada ne olduysa, Belediye işi kendisi yapmaya karar verdi. Belediye Başkanı şöyle diyordu: "Baraj ihaleye çıksaydı 100 milyon dolara mal olurdu. Biz yapıyoruz. 20 milyon dolara mal oluyor". İnşaat alanında hâlâ taşaronlar ve belediye kamyonları yan yana çalışıyorlar; ama baraj hâlâ devreye giremedi.

Gerede Işıklı sistemi
Ankara Belediyesi, 1970-2020 Master planında yer alan Gerede Işıklı sistemlerinin önemini, ancak su sıkıntısı baş gösterince, daha yeni kavradı. Pompalı sistemden vazgeçildi. Tekrar eski tünelli sisteme dönüldü. Tünelin ne şekilde yapılırsa daha kısa ve uygun olacağının araştırılması işi yerli bir müşavirlik şirketine daha yeni verildi.

Bunun da ötesinde; Kızılırmak'tan su getirilmesi projelendirme çalışmaları acele olarak tamamlanıp borular döşenmeye başlandı. Sular gümbür gümbür akmaya başlayınca bu proje ile Ankara'yı insan eliyle yaratılan susuzluktan kurtaranlar kahraman ilan edilecek.

Kızılırmak suyu
Halbuki Kızılırmak suyu Ankara için yeni değildi. O zamanki adıyla Ankara Sular İdaresi Umum Müdürü Eşref Özand, 1957 tarihli Büyük Sakarya Projesi isimli kitabında şöyle diyordu:

"Su, evsaf itibariyle çok bulanık ve ayni zamanda tuzlu olup tuz miktarı bilhassa asgari sarfiyat devresinde normalden 10 misli kadar fazladır."

"Sakarya'ya nazaran 40 km daha kısa olmasına rağmen gerek suyun tuzlu, gerekse tasfiye tesisatı işletmesinin daha güç ve masraflı olması ve ayni zamanda pompajda iki misli daha enerji sarfı icap ettirmesi sebebiyle Kızılırmak sureti halle uygun görülmemiştir."

DSİ'nin 1970-2020 Master Planında da Kızılırmak suyu irdelenmiş ve özetle şunlar söylenmiş:

"Pompa gideri fazlalığı nedeniyle Kızılırmak seçeneği devre dışı bırakılmasın. Hattın bir bölümünde tünel açılarak pompa gideri azaltılabilir."

"Su kalitesi Dünya Sağlık Örgütü standartlarına uygun değil. Kirlilik yüksek. İleride bu suyun arıtılması yöntemleri ve maliyeti irdelenmeli."

"Kızılırmak'tan su alınırken başkalarının da sulama, elektrik üretimi, kullanma suyu gereksinimi de göz önüne alınmalı".

Master Plan bu irdelemelerin yapılması için Kızılırmak suyunu 2030 yılından sonraya bırakmış. Şimdi ise Belediyemiz bu bilimsel önerileri hiç göz önüne almadan ve yeterli planlama yapmadan Kızılırmak'tan su getiriyor.

DSİ, Kızılırmak'a karşı
DSİ Kızılırmak'tan su alınmasına karşı; Aralık 2005 tarihli raporları var. Hirfanlı ve Kesikköprü barajlarında yapılan kirlilik analizleri sonucu bu suyun içme ve kullanma suyu olarak kullanılamayacağını, suyun sağlığa zararlı olduğunu söylüyor.

"Kızılırmak nehrinin doğal yapısı itibariyle klorür, sülfat ve sertlik değerleri çok yüksektir. Bu parametreler içme ve kullanma açısından çok önemlidir ve ileri arıtma teknikleri kullanmadan düşürmek mümkün değildir."

"Mikrobiyolojik ölçüm sonuçları da Hirfanlı ve Kesikköprü barajları sularının içmesuyu olarak kullanılamayacağını göstermektedir."

DSİ'nin hazırladığı 368 sayfalık rapordan alınan yukarıdaki cümleler konunun önemini açıkça anlatmaktadır.

Göz ardı edilenler
Su iletim hattının bir kısmını tünel olarak düzenlemek ve pompalama gereksinimini azaltmak teknik olarak mümkün. Ancak, bu seçenek, zaman kısıtlaması yönünden, gözardı edilmiş. Suyu dağlardan aşırmak için yıllar boyu yüksek enerji giderleri ödeyeceğiz.

Hat boyunca kurulacak pompa istasyonu sayısını da teknik değil piyasa belirliyor. Kısa sürede piyasada büyük kapasiteli pompa bulunamayacağı için küçük pompalı ama 5 pompa istasyonlu, pahalı seçenek, uygulanıyor. Halbuki daha az sayıda pompa istasyonu ile suyu Ankara'ya daha ucuza aktarabilmek mümkün.

Döşenen borular 160 cm çapında, 128 km uzunluğunda ve yan yana iki hat olacak. Bu kadar kısa sürede yeterli miktarda çelik boru bulamadığı için piyasadan bulunacak borulara göre hat döşeniyor; yüksek basınçlı yerlerde çelik boru, alçak basınçlı yerlerde ise (cam elyaf takviyeli plastik) CTP boru.

Gölbaşı tarafından gelen ve Çankaya tepelerine kadar yükselmiş olan su buradan şebekeye bağlanarak, aşağıya doğru, şehre dağılabilir. Böylece bir kısım pompalama giderimizi azaltmak mümkün. Ama su henüz arıtılmamış olduğundan önce yokuş aşağı İvedik tesislerine kadar götürüp, arıttıktan sonra Çankaya tepelerine doğru gerisin geriye yeniden pompa ile basacağız. Çünkü bu kadar kısa sürede ancak bu kadar yapılabiliyor.

Bunların hepsi Kızılırmak'tan gelecek su hattının ne kadar bilimsellikten uzak olduğunun kanıtı.

Kızılırmak suyunun arıtılması
İvedik Arıtma Tesisleri'ne gelen su burada arıtılacak.. Ama nasıl arıtılacağını bilen yok.

Tüm bilimsel veriler Kızılırmak suyunun sağlığa zararlı unsurlar içerdiğini söylüyor. Günümüzde kanalizasyon suyunu bile arıtıp içmek mümkün, ama bunların bir bedeli var. Bedelini ödemeye razı olsak bile Ankara için bu mümkün değil çünkü İvedik Arıtma Tesisleri'nde Kızılırmak suyunu arıtacak teknoloji mevcut değil.

Şeffaflık ve katılım
Tüm bu çalışmalar yapılırken toplumla bilgi alışverişi yapılmıyor. Suda bir sorun olduğunu iki yıl önce değil daha iki ay önce konuşmaya başladık. Kavşakkaya neden bitmiyor, Gerede sistemi neden yapılmıyor, Kızılırmak suyu ne kadar zararlı türünden bilgiler Ankaralı ile paylaşılmıyor?

Zihniyet hep ayni; "devlet baba en iyisini bilir", "sizin düşünmenize gerek yok. Ben sizin yerinize düşünürüm, ey halkım".

Sonuç olarak, Ankara'nın su sorununun nedeni; yerleşim yerinin yanlışlığı, küresel ısınma, kuraklık değildir. Sorunun temelinde; beceriksizlik, keyfilik, planlamadan ve bilimsellikten uzaklaşmak yatmaktadır.

Levent TOSUN / 1977-1980 Ankara Sular İdaresi Genel Müdürü

ETİKETLER: yeşil
http://www.yapi.com.tr/haberler/ankaranin-su-sorunu-ve-bilinmeyen-gercekler_55830.html

Read Comment Section
2 Yorum Yorum Yaz
  • barajdan kimse çok kazanamıyor galiba, yoksa çoktan yapılırdı. Bir sürü gereksiz iş gibi. Herkes kendi çıkarını düşünür, milleti unutursa böyle olur. İşin en kötüsü eskiden siz yaptınız diyerek kendi yaptıklarını doğru göstermeleri!MİLLETİMİZİN KÜLTÜR YAPISI DEĞİŞTİ GELİŞTİ O ZAMANDAN BU ZAMANA. ESKİDEN YAPILDI DİYE GÖZ YUMMASI MI LAZIM? Su sorunumuz var; çarpık yerleşim sorunumuz var; hava kirliliği sorunumuz var; asfalt sorunumuz var; eskimiş su boruları sorunumuz var; kanal sorunumuz var; tarihi eser sorunumuz var; yapı denetim sorunumuz var; iskan sorunumuz var; meslek sorunlarımız var; işsizlik var vb. NE YOK!!! YANITLA
  • ankara'nın gerçekten büyük sorunları var.. özellikle de küresel ısınma... YANITLA
2 yorumdan 2 tanesi gösteriliyor. 
Yorumunuzu ekleyin
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!