Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
BÖLÜM SPONSORU
İLİŞKİLİ HABERLER

Bir Sanat Kurumundan Beklenmeyen

Bir Ülkenin Kendini Dönüştürme Mekânları

Borusan Kültür Sanat Merkezi sadece konser salonuna, Akbank Sanat Merkezi Teknosa'ya dönüşüyor. Marka stratejistleri veriyor kararları!

Radikal 2/Adnan YILDIZ



b>Borusan Kültür Sanat Merkezi sadece konser salonuna, Akbank Sanat Merkezi Teknosa'ya dönüşüyor. Marka stratejistleri veriyor kararları!

Türkiye, ciddi anlamda bir ara dönem yaşıyor. Bunu ekonomiden kültüre, siyasetten sanata her alanda gözlemlemek mümkün. Tam anlamıyla bir limboda, yani iki arada bir derede salınıyoruz. Sürekli değişimin kaçınılmazlığı vurgulanıyor, değişimin yönleri tartışılıyor. Bunu psikanaliz bilgisiyle, toplumun dönüşümü için kendine entropik bir dönem açması olarak da değerlendirebiliriz. Kurumsallaşmakla, kurumların yenilenmesiyle, eskiye dönmesiyle, haklarla, hukukla ve Cumhuriyet'in zamanla ateşten imtihanıyla dolu günler... Bundan sanat da nasibini alıyor.
Geçtiğimiz yüzyıldan itibaren artık 'mekân' denilen kavram üzerinde yoğunlaşan, mekânı sadece fiziksel bir varlıktan ziyade sosyal, siyasi ve psikolojik boyutlarıyla ele alan araştırmalar sanatın gündeminde. Türkiye'de ise sanat ve kültürel miras açısından mekânın anlamını sorgulamamız için bugün karşımızda kritik sorular ve ilginç olaylar var. Bunlar da konunun daha dikkatli bir analizini talep ediyor. Daha fazla geç kalmadan...

İlk olarak, hafta başında gelen bir haber uzun süredir notlarını aldığım bu yazıyı tetikledi. Bodrum ve Uşak müzelerinde yaşananların etrafında dönerken, yazının rotası değişti. Demem o ki, bu pazartesi Radikal'in kültür-sanat sayfasında çıkan bir yazı (26 Haziran, Kemal Yılmaz) bir süredir ortalarda dolaşan bir dedikoduyu açık etti. Bir umut, Beyoğlu'nda, yani şehrin kalbinde yıllardır bir kültür-sanat mekânı olarak çalışan Akbank Sanat Merkezi'nin alt (giriş) katının Teknosa'ya dönüşeceği haberi, son günlerde Türkiye'de güncel sanatın nasıl, ne yönde değişeceğinin tartışılmasının fitilini ateşleyebilir.

Aksanat'ın Teknosa'ya dönüşmesinin karşılığını aramak için üzerinden geçmemiz gereken bir örnek daha var. Bundan kısa bir süre önce de, Borusan yönetimi güncel sanatçıların, küratörlerin, eleştirmenlerin ve izleyicilerin tepkisine rağmen Beyoğlu galerisini kapattı. Daha doğrusu kapatmakta beis görmedi. Ama bu kararın nedeni Türkiye'de çoktandır duymaya alıştığımız "Para yok!" değil, tersine artık "Bu işte ekmek var"dı. Borusan ve Eczacıbaşı Holding aralarında anlaştılar, yani artık güncel sanatı sadece Eczacıbaşı, müziği ise Borusan sahiplenecekti. Marka stratejileri gereği, markalarının daha bilinir olması için özdeşleşmesi gereken tavır ve stille ilgili olarak alınmış kararlar.

Ne küratör, ne sanatçı ama marka stratejistleri veriyor kararları! Bir önceki Venedik Bienali'nde gösterilen bir videoda "Güzelliğe kim karar verir?" diye soruluyordu izleyiciye oysa.

Stratejinin gözü dönmüşlüğü
Artık sanata yatırım yapmak, ilan vermekten, kampanya yapmaktan daha prestijli ve (halka ilişkiler ve tanıtım stratejileri açısından) daha ses getiren bir yol. Ama bu sanatın karar mekanizmalarının da dönüşümünü sağlıyor. Sergilerin prodüksiyonlaşması, organizasyonun tekelleşmesi, halkla ilişkiler güzellerinin söz sahibi olması... İki grup aralarında anlaşarak, izleyici algısı üzerinden kaynaklarını birbirine paslayarak mekânları ya da yapıları önemsemeden hareket ediyor.

Sabancı Holding ise öncelikle burada gelişen sanatı desteklemek yerine, "Şehre klasik Batı sanatı getiren misyoner" rolüyle yabancı koleksiyonlara parasını dökerek, yıllardır izleyicide alışkanlık ve kültür yaratan bir mekânı ticarete açıyor. Picasso'ya, Rodin'e itirazım yok (ben Camille Claudel'ciyim!), ellerine sağlık ama vurgulamak istediğim, stratejinin gözü dönmüşlüğü, şovu. Sadece onların billboard maliyetiyle kaç genç sanatçının işi finans edilirdi? Hangi ülke önce kendi üretimini bu kadar keser ki?

Güncel sanat bir yana, kendi kültürel mirasımızı korumaktan, kollamaktan ne kadar aciz olduğumuzu da daha yüksek sesle tartışmalıyız. Bu da önce sanatçılara, sanatla ilgili-ilişkili herkese düşer... Bodrum ve Uşak'ta müzelerde yaşananlar konusunda hâlâ hiçbirimizin, hiçbir sanatçının, hiçbir küratörün çıkıp konuşmaması, hiç tepki göstermemesi, bir okuma yapmaması bile ne kadar ve yeterince tuhaf değil mi? Can çekişen Resim Heykel Müzesi'nin tek başına çırpınan müdürüyle kaderine terk edilmesi, devletin müzenin bahçesine el koyması, tarihi koleksiyonun orada öylece bırakılmışlığı... Bir lansman mucizesi olarak, İstanbul Modern'in bir gecede (Mirkelam 2 projesi olarak) ülkenin modern sanat müzesi olarak konumlanması... İlkinden itibaren, sergilerin 'tarih yazıcılığa' soyunulup tamamıyla ve sadece Batı kanonu referans alınarak, son derece aceleci bir terminoloji-kronolojiyle ve yapay bir okumayla oluşturulması, hatta bize "modern resim tarihimiz" diye yutturulması... Eczacıbaşı koleksiyonunda en çok ve bolca bulunan ne kadar Fahrülnisa Zeid ya da Fikret Mualla varsa sürekli pompalanması... Oysa bu ülkede modernizm, diğer her şeyde olduğu gibi sanatta da bir çizgisellik izlemedi, o türden doğrusal bir zamansallık yaşamadı. Bu figürleri de doğru okumak, tarihi efsaneleştirerek içini boşaltmadan yazmak gerek!

Özel müzeler daha iyi yapıyormuş...
Ayrıca, (Kültür Bakanı'mız gibi) her konuda sözü bitmeyen, büyük fikir insanı Ali Atıf Bir'in de gazına gelmemek lazım. Atilla Koç, Miliyet'e verdiği röportajda Bir'in köşesinde dediklerine katılıyor... Özel müzeler bu işi daha iyi yapıyor-muş... Bunu da tartışmak ve bu kararları sadece marka danışmanlarının ekonomik manevralarına bırakmamak lazım. Devletçi değilim ve özel sektörün sanatı desteklemesinin son derece yanındayım, ama sanatın bir kültür olarak 'saksıda' kök salmadan/süs olarak yetiştirilmesine, apolitikleştirilmesine, içinin boşaltılmasına karşıyım. Zeid çantası ya da Mualla tişörtü istemiyorum.

Birkaç yıl önce Fulya Erdemci sayesinde okuduğum, Türkiye'de bu konuda yazılmış en iyi makalede ("The museum that can not be") Ali Artun, burjuvanın bugün müze kurmak ve yürütmekle ilgili merakını ve macerasını, kendi tarihini yaratma derdi ve kendini meşrulaştırma obsesyonu üzerinden çok iyi açıklıyordu. Bu anlamda, bu yatırımlar varolmaya ve bir dönüşüm mekânı olmaya değil, meşrulaşmaya çalışıyor. Sadece.
Not: Herkese çağrı... 8 Temmuz Cumartesi günü kendimizi Akbank Sanat Merkezi'ne kilitleyerek, bu karar geri alınana kadar, Borusan'da gösteremediğimiz, içimize gömdüğümüz tepkimizi mi ortaya koysak? Saatlerimizi ayarlayalım, saat tam 12.00'de!

http://www.yapi.com.tr/haberler/bir-ulkenin-kendini-donusturme-mekanlari_46912.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!