Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Boğaz'a 3. Köprü, Haliç'e Boynuzlu Köprü...

Doğan HASOL
Boğaz'a 3. Köprü, Haliç'e Boynuzlu Köprü...

ükümet’in 3. Boğaz Köprüsündeki ısrarı sürüyor. Bu konuyu Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Müsteşarı, İMSAD’ın 22 Şubat 2005 günü düzenlediği 2005 Yılında İnşaat Sektörü panelinde bir kez daha dile getirdi. Daha sonra da Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Milliyet gazetesine yaptığı açıklamada müjdeyi (!) verdi: “3. Köprü Arnavutköy’e yapılmayacak”. Böylece, Arnavutköylülerin bilinçli dayanışma ve direnişi Arnavutköy’ü kurtarmış oluyordu. Bakan İstanbul’da hem tüp geçide, hem köprüye gereksinim olduğunu söylüyordu: “Lastikli araçlar için bir tüp geçit daha düşünüyoruz. Etütleri Sarayburnu-Harem için yapılıyor. 3. Köprüyü Trakya ve Karadeniz Otoyolu bağlantısı olan transit geçiş ve ona dik olarak kuzey güney otoyollarına bağlantıları olan bir ulaşım ağı olarak düşünüyoruz. Kuzeyde olacak ama yer belirlenmedi” (1).

Bakan, ayrıca, Hazine’nin, otoyol ve köprülerin halka satılması üzerinde çalıştığını belirtmiş.

Köprü için daha kuzeyde, daha seyrek yerleşimlerin, belki de ormanların bulunduğu noktalarda yer arandığı anlaşılıyor. Yeni bir arazi spekülasyonu ve yağmalama furyasıyla karşılaşmaya, İstanbul’un daha da kuzeye doğru genişlemesine hazır olalım. Önceki yaşananlar geleceğin ne olacağını gösteriyor. Ayrıca yine görülüyor ki, Hazine’ye, satılacak yeni ürünler, yeni köprü ve otoyollar gerekiyor. Üçüncü Köprü işi de tamam... İsterseniz daha önce de yazdığım gibi, bir “4. Köprü’ye Hayır !” kampanyası başlatabiliriz.

İstanbul’un köprülerle başı dertte. Bir yenisi, Haliç üzerine kurulacak metro köprüsü. Kaplumbağa adımıyla ilerleyen İstanbul Metrosu’nun Taksim-Yenikapı bölümünün 1300 m lik tünel kazılarının tamamlandığı biliniyor. Projeye göre, Haliç bir köprüyle aşılacak. Ne var ki bütün bu yapılanların projesi için ilgili Koruma Kurulundan onay alınamamıştı. Kurul, metro geçişi için yapılacak köprünün Unkapanı Atatürk Köprüsü’nün yerine yapılmasını ve köprünün metro geçişi ile karayolu tarafından birlikte kullanılmasını öneriyordu.

Geçtiğimiz günlerde aynı kurul, 1:5000 ve 1:1000 ölçekli “Tarihi Yarımada Koruma İmar Planlarını” onayladı. Böylece metro köprüsü geçişi de (köprünün kendisi değil) Büyükşehir Belediyesi’nin önerisi doğrultusunda onaylanmış oluyordu. Karar ikiye karşı üç oyla alınmıştı. Olumlu oylar Kültür Bakanlığı temsilcilerinden, olumsuzlar üniversite temsilcilerinden gelmişti. Üniversite temsilcisi üyeler daha önce de Kurul’a sunulmuş ve incelenmiş olan planların Kurul önerileri doğrultusunda düzeltilmeden getirildiğini söylüyorlardı. Anlaşılıyordu ki karar, bilimsel kanat yerine politik kanadın ağır basmasıyla alınmıştı.

Metro Köprüsü konusunu daha önce de yazmıştım. Bu köprü için, Ali Müfit Gürtuna’nın belediye başkanlığı döneminde, özellikle mimari strüktürleriyle ünlü mimar Santiago Calatrava İstanbul’a davet edilmiş ve konuyu yerinde incelemişti. Calatrava bir öneride bulunmuş, İspanya da Calatrava’nın projeleri hazırlaması durumunda finansman ve kredi konusunda destek vaat etmişti. Ancak Calatrava ile anlaşma gerçekleşmedi (2).

Yerel yönetim seçimlerinden sonra Kadir Topbaş’ın başkanlık dönemi başladı ve köprü konusu yeniden gündeme geldi. Kadir Topbaş mimardı ve yapılacak köprüyü kendisinin tasarladığını, “İstanbul’un yeni simgelerinden biri olacak” dediği köprü için hazırladığı projeyi yurtdışından bazı mimarlara gönderdiğini, onların da “Bu olmuş, böyle kalsın” dediklerini basına açıklamıştı (3).

Başkan’ın açıklamaları sırasında “sürpriz” olarak nitelendirdiği projenin resimleri 24 Mart günü Radikal gazetesinde yayımlandı. Yazının başlığı, “Haliç’e abidevi boynuz” idi. İstanbul Yarımadası siluetini ciddi olarak etkileyecek köprünün gazetedeki resminde ne Haliç görünümü, ne tarihi yarımada silueti var. Yazıda şöyle deniyor: “İstanbul metrosunun iki yakasını biraraya getirecek olan yeni Haliç Köprüsü, Paris’in Eyfel’i gibi İstanbul’un yeni simgelerinden biri olacak. Taksim’den Yenikapı’ya giden metro treninin Haliç’i geçmesini sağlayacak olan yeni köprünün tasarımı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Kadir Topbaş’ın. Bu hat için, İstanbul’da Roma ve Bizans medeniyetlerini simgeleyen Ayasofya, Osmanlı’nın simgesi Sultanahmet Camii gibi, Cumhuriyet dönemini temsil edecek ‘anıt bir köprü’ düşünülüyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş’ın
bu hafta animasyonlu toplantıyla tanıtmayı planladığı köprünün, ‘bölgenin tarihi dokusuna uyan bir sanat eseri olması’ istenmiş. Köprünün en belirgin özelliği ayaklarının, tarih boyunca ‘Altın Boynuz’ olarak anılan Haliç’i simgelemesi amacıyla ‘boynuz’ şeklinde tasarlanması” (4).

İyi ki Batılılar Haliç’e kendi dillerinde “Altın Boynuz” demişler. Bu sayede “anıtsal köprü” boynuzuyla taçlanacak; İstanbul da böylece boynuzlanmış olacak. Ya Altın Boynuz yerine daha uygunsuz bir ad verilmiş olsaydı... Yine de şükredelim.

Haberde dikkat çeken bir nokta daha var. Şöyle: “Topbaş’ın çizdiği köprünün mimari tasarımını, Mydonose Showland ve Telli Köşk restorasyonu gibi projelere imzasını atan Hakan Kıran’ın yaptığı öğrenildi.”
Sürpriz sürpriz üstüne... İstanbulluların, hattâ dünya kamuoyunun bu konuda hiç söz hakkı yok mu acaba? Sürprizleri, oldubittileri bu kadar mı kanıksadık?

Yine Deprem,
Yine Boş Lâflar

Bingöl Karlıova depremlerle sarsıldı. Üç gün arayla önce 5.7 sonra da 5.9 büyüklüğünde iki depremle. Haberlere göre, halkın büyük bir bölümünün evlerinde olmaması nedeniyle can kaybının yaşanmadığı depremde 23 kişi yaralandı, 1329 konutta hasar saptandı. Kamu binalarında görülen hasar ciddi boyutlara ulaşırken, Dörtyol köyünde iki yıl önce bitirilip teslim edilen deprem konutları da oturulmaz hale geldi (5).

Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen, TBMM’deki açıklamasında, bugüne dek yaşanan depremler sonucunda sekiz ayda ortalama bin kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi. Ergezen, deprem konutlarının kalitesiz olduğu yönündeki eleştirileri yanıtlarken, Bingöl Karlıova’da yaşanan depremde, deprem konutlarının zarar görmediğini savunarak, “Asıl, vatandaşların yaptığı konutlar yıkılıyor. Değil deprem, bunlar tank geçse yıkılır” diyordu.
Karlıova depreminden birkaç gün sonra Ergezen, bakanlığının yaptığı bir incelemenin sonuçlarını açıklarken, “Kırsal kesimdeki bir ilimizde 5.9-6.3 büyüklüğündeki depremde binaların yüzde 72’sinin yıkılabileceğini belirledik. Panik olmasın diye ismini açıklamıyorum” dedi. Bakan bu açıklamayı (ya da açıklamamayı) TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm komisyonunda depremzedelerin hasarlarının giderilmesine ilişkin tasarı görüşülürken yapmıştı.

Bakanlığın yaptığı “Deprem Tehlikesi Yüksek Olan Kırsal Alanlardaki Konutların Rehabilitasyonu Projesi” çerçevesinde Elazığ, Adıyaman, Malatya, Kahramanmaraş illerinin kırsalındaki konutlar depreme dayanıklılık yönünden incelenmişti. İnceleme sonucunda, dört ilin sınırları içinde 2000 köydeki 180.000 konutun ortalama yüzde 66’sının orta şiddetteki bir depremde yıkılacağı saptanmıştı. Yetkililer, bu dört il arasında bulunan bir ilde yıkılacak bina oranının yüzde 70’e kadar yükselebileceğine dikkat çekiyordu. Araştırmada, bu bölgede olası bir deprem sonucunda 100.000’in üzerinde ölü, yaklaşık 300.000 yaralı olacağı belirlenmişti.
Ayrıca, afet önleyici önlemler alınmazsa arama kurtarma, enkaz kaldırma, sağlık hizmetleri, çadır ve geçici iskân maliyetinin 2.5 milyar doları bulacağı belirtiliyordu.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yetkilileri, aktif fay üzerinde yer alan söz konusu dört ilde deprem durumunda ortaya çıkacak tablonun belirlenmesi için önce senaryo depremler hazırlandığını, daha sonra bölgeye gidildiğini belirttiler. Bayındırlık Bakanlığı’nın bu dört ilde fay üzerinde bulunan konutları tasfiye etmek için Dünya Bankası’ndan 2.7 milyar dolar kredi istediği de öğrenildi.

Bakanın, bir ilde 5.9-6.3 büyüklüğündeki bir depremde binaların yüzde 72’sinin yıkılabileceğini, ancak panik yaratmasın diye bu ilin adını açıklamayacağını söylemesi genel bir panik havası estirmeye yetti. İzleyen günlerde, çeşitli çevrelerden tepkiler geldi. Bunların belki de en önemlisi Ulusal Deprem Konseyi Başkanı Prof. Dr. Haluk Eyidoğan’ın sözleriydi: Eyidoğan, Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen’in sözlerinin “paniğe yol açabilecek” nitelikte olduğuna değinerek, “Ülkemizde bazı bilim insanları tarafından sorumsuzca ve hiçbir bilimsel esasa dayanmayan açıklamalara ek olarak, yetkili ve sorumlu kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan bu tür açıklamalar, Ulusal Deprem Konseyi’nce hayret ve üzüntüyle karşılanmaktadır” dedi (6).

Ergezen daha sonra Anadolu Ajansı’na yaptığı yeni bir açıklamayla, TBMM’de söylediklerini düzeltmeye çalıştı: “Böyle bir il yok ki. Zaten kırsal kesimlerin çoğu maalesef öyle. Örnek vermeyeyim diye öyle söyledim.
‘Şu ilimizde deprem olunca şöyle olacak’ diye bir şey yok. Türkiye’nin durumu ortada”.

Öte yandan Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın birinci ve ikinci derece deprem kuşağında yer alan 9 ilde yaptığı inceleme de medyaya yansıdı. Bu inceleme yalnızca kırsalda değil, büyük kentlerde de binaların depreme dayanıklı olmadığını ortaya koydu. İncelenen 782 binadan yalnızca yüzde 8’inin “kullanılabilir” olduğu, yüzde 90.5’inin “güçlendirilmesi”, yüzde 1.5’inin de “yıkılması gerektiği” belirlendi.

Aynı incelemeye göre, eğitim ve sağlık sektöründeki kamu binalarının durumu daha da vahim bir tabloyu ortaya koyuyor. Okul ve hastanelerin yalnızca yüzde 7.6’sının kullanılabilir olduğu anlaşıldı.

Bu yazı kaleme alındığı sırada, 23 Mart akşamı Bingöl Karlıova’da 5.5 büyüklüğünde yeni bir sarsıntı daha oldu.

Depremler Türkiye için sürpriz değil. Buna karşılık alınan önlemler hâlâ yok denecek kadar az. Özel yapılar için getirilen Yapı Denetimi bütün ülkeye yayılamadı; zorunluluk getirilen illerde de tam işletilemiyor. Ayrıca herkes kamu yapılarının çürüklüğünden söz ediyor, ancak sistemin iyileştirilmesi yolundaki çabalar çok yetersiz. Kamu İhale Yasası yürütülemiyor, değiştirilmesi düşünülüyor.

Deprem riski taşıyan bölgeler için sistemli çalışmalar bir türlü örgütlenemedi, gerekli adımlar atılamadı. Alınan önlemler hâlâ çadır ve ceset torbasıyla sınırlı. Ağır hasarlı yapılar bile hâlâ yerinde duruyor. Herkes bol bol
konuşuyor.

NOTLAR
1. Önay Yılmaz; Milliyet, 15.3.2005.
2. Calatrava’nın Zürih Hukuk Fakültesi Kütüphanesi’ni YAPI’nın ileriki sayfalarında bulacaksınız.
3. D. Hasol; “Başkan’ın Metro Köprüsünün Düşündürdükleri”, YAPI 274, s.41, Aralık 2004.
4. Selim E. Erdem; Radikal, 24.3.2005.
5. Milliyet, 15.3.2005.
6. Cumhuriyet, 20.3.2005.

Yapı, 281.

http://www.yapi.com.tr/haberler/bogaza-3-kopru-halice-boynuzlu-kopru-_61044.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!