Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen
İLİŞKİLİ HABERLER Ulucanlar'da düzenlenen<br> Halit Çelenk toplantısından.

Düşlerle ve Arsız Adımlarla!

Cezaevinde Şenlik Varmış!

Ulucanlar'ın açık hukuk müzesine dönüştürülebilmesinin yolu, devletin hatalarını kabul etmesi ve hesap vermesinden geçer. Sonra şenlik olabilir belki...

Radikal İki/Mustafa BALBAL
Cezaevinde Şenlik Varmış!

lucanlar Cezaevi'nin, -namı diğer "tabuthane ya da at ahırı"- kalın demirden asırlık zindan kapısının soğuk parmaklıklarında şu sıralar kocaman bir pankart asılı. Pankartın üzerine arsızca "Cezaevinde şenlik var" biçiminde, büyük harflerle yazılmış bir ibare gözüme ilişti. Bir an durakladım, anlam veremedim bir türlü. Çünkü Türkiye koşullarında "şenlik" ve "cezaevi" sözcükleri hiçbir zaman yan yana gelmediği ya da asla gelemeyeceğinden, zihin etüdü yaptım kısa bir süre. Bu ülkenin "nemenem" bir şey olduğunu ve iki sözcük arasında kan davası boyutunda katı bir husumet olduğunu bildiğimden bu işte bir "bit yeniği" olabileceğini tahmin ettim. Tahminimde de yanılmamışım.

Yıllar önce bir seferinde DEP eski milletvekillerinden Hatip Dicle'yi ziyarete gittiğimde, o yaz sıcağı cehenneminde dört yaşındaki oğlumla beraber, sabahın dokuzundan öğlenin ikisine kadar bekletilmiştik. Ben ve yazar Mehmet Bayrak'ın, gereksiz bekletiliyoruz şeklindeki tepkimize karşılık, kapıdaki görevli astsubay bazılarımızı bir güzel tartaklamıştı. Ulucanlar Cezaevi'nin süregelen vahşet boyutundaki uygulamalarının minik bir sahnesine şahit olmuştum, hem de bir ziyaretçi ve suçsuz bir vatandaş olarak.

Yıllar öncesinden üzerime sinmiş bir ürkeklikle, kulübenin penceresinden sivil görevliye pankarttaki şenliğin ne anlama geldiğini sorduğumda, mahkûmların Sincan "F tipi" cezaevine nakledildiğini, bu nedenle de cezaevinin yüzde 70'lik bir bölümünün ziyaretçilere açık olduğunu öğrendik. Kulübedeki sivil şahısla konuşurken, hâlâ gözlerim o astsubayı fellik fellik arıyordu, burada mı diye gizli bir tedirginlik yaşıyordum. Yanımdaki öğretim üyesi arkadaşımla kimliklerimizi görevliye verdikten sonra cezaevini gezmeye başladık. İlk avluda (kapı altı) Ankara Mimarlar Odası ve Ankara Barosu'na ait standlarda, Cumhuriyet gazetesi ve birkaç çeşit sol yayın ziyaretçilere bedava veriliyordu. Solcuların birer birer darağacına çekildiği avluda bulunan "tanık kavak ağacı"nın dibine yerleştirilen masa ve sandalyelerde bu defa solculara sıcak çay servis ediliyordu. Ulucanlar Cezaevi adeta sol yayınlara ev sahipliği (!) yapıyordu. İdam ve işkence kokan Ulucanlar Cezaevi'nde devlet bir kez daha solcularla dalga geçip oyunun son perdesini sahneliyor. Çünkü devlet, geçmişte işlediği bu cinayet ve vahşetlere dair hiçbir telafide bulunmadı. Bilakis, astıklarıyla kestikleriyle de her gün övünüyor. Övünmeye devam edeceği de, vahşete tanıklık etmiş bu cezaevini, umursamazca bu haliyle halka açmış olmasından belli. Sistematik işkencelerin uygulandığı ve hayvanların yaşamasına dahi elverişli olmadığı dile getirilen Ulucanlar Cezaevi'nin bu şekilde halkın ziyaretine sunulması, o cezaevinde yatan insanlarla ve demokrasi değerleriyle resmen alay etmekten başka bir şey değildir.

Deniz, Yusuf, Hüseyin
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve daha nice demokrasi savunucularının idam sehpasında attıkları cesur sloganların, bu avlunun ölüm kokan soğuk duvarlarında hâlâ yankılandığın hissedip bunun şokunu atlatamadan, bir başka koğuşun berbat durumdaki fiziki görüntüsünün şokuna girdik. Girdiğimiz birçok odanın duvarlarındaki 80 yıllık sıvalar dökülmüş, feci bir nem kokusu kendini hissettiriyordu. Nem kokusu, banyo ve tuvaletin bulunduğu kısıma girildiğinde dayanılmaz düzeye ulaşıyordu. Bir asra yakın zaman diliminde asla bir onarım ve bakım görmemiş oda, tuvalet ve mutfak bölümlerinin lağım farelerinin, haşerelerin mekânı olduğu, Yılmaz Güney'in "ekmeğimizi fare kardeşlerimizle bölüşürdük, pire ve bitlerimizle dostça yaşardık" şeklindeki satırlarından bilinir. Her odada ancak bir dakika durabiliyordum. Koku, nem, bakımsızlığın, bu tecrit odalarında nice canın hastalanıp ölümüne sebep olduğu gerçeği insanı dehşete düşürüyor. Teslimiyetin dayatıldığı siyasi koğuşların direnişi esnasında çıkan yangının izleri, hâlâ dış duvarlarda devletin utanç verici eseri olarak capcanlı duruyor. O yangında, birçok siyasi mahkûm diri diri yakılarak öldürülmüş, birçoğu da yaralanmıştı. Sağlıklı ve insani yaşam koşulları talep eden siyasi mahkûmlara sert bir biçimde müdahale emrini veren dönemin adalet bakanı Hikmet Sami Türk'ün işlediği suçun utanç izleri, hâlâ duvarlarda delil olarak kapkara duruyor. İsli duvarların dibinden daracık ve oldukça uzun bir sokağa saptığımda daha da dehşet bir manzarayla karşılaşıyorum. Yerden yarım metre kadar yüksek, sıralı onlarca küçücük pencereden baktığımda zifiri bir karanlık, acı bir nem ve keskin sidik kokusuyla karşılaşıyorum. Dış kısmı kalın bir sac tabakasıyla kapatılan bu pencereler, tek kişilik hücrelere ait. Daracık sokağın sonundaki kapıdan birkaç basamakla bodrum kata indiğimizde, vahşetin hüküm sürdüğü asıl mekân tüm çıplaklığıyla karşımızdaydı. Bodrumda, tecrit ve korkunç işkencelerin yaşandığı, çok sayıda ıslak, rutubetli ve kapkaranlık hücre vardı. Hem de yerin birkaç metre altında. Odaların bu kadar yerin altında inşa edilmesinin nedeni ise, işkence çığlıklarının dışarıya ulaşmasını önlemek olsa gerek. Adeta leş kokuyordu bu sıralı karanlık ve rutubetli odalar. Mahkûmların yaşamak zorunda bırakıldıkları bu koşullarda, lağım farelerinin dışında hiçbir canlının uzun süre yaşayabilmesi mümkün değil. On yıllarca bu berbat ve insanlık dışı koşullarda yaşamaya mecbur bırakılan bu insanların bedeninde oluşan hastalıkların sorumluları, tüm kirli suçlarıyla bir kez daha kendini ele verdi.

İnsan haklarına aykırı
Dünyanın en geri kalmış cezaevlerini aratmayan Ulucanlar'ın, uluslararası standartların yüzyıl gerisinde seyretmesi oradaki tutuklu ve hükümlülere gösterilen kötü muamelenin somut ispatıdır. Bunun anlamı, insan haklarının doğrudan çiğnenmesidir. Bu ispat, devletin bu cezaevi ve diğer cezaevlerinde on yıllarca işlediği insanlık suçunun açık bir göstergesidir. Ankara Barosu, İHD, TAYAD ile tüm vicdan ve sorumluluk sahibi kişi ve kuruluşların bu işin takipçisi olması gerekir. Ankara Barosu ile Ankara Mimarlar Odası'nın, Ulucanlar Cezaevi bundan sonra şu veya bu amaçla kullanılsın gibi anlamsız sidik yarışına girmek yerine, devletin bu konudaki suçunu saptamaları, suçu ve suçluyu yargıya taşımaları gerekir. Aksi takdirde adalet yerini bulmaz ve dolayısıyla cezaevinin hukuk müzesine dönüştürülmesinin de esprisi kalmaz. Özellikle Baronun bu konudaki duyarsızlığı ve sessizliği anlaşılır gibi değil. Ulucanlar Cezaevi'nin bundan sonra açık hukuk müzesine dönüştürülebilmesinin yolu, devletin bu konudaki geçmişe dönük hatalarını kabul etmesinden ve hesap vermesinden geçer. Baro, ciddi bir kamuoyu oluşturarak, böylesi yıkık, dökük, bakımsız, rutubetli, karanlık, ıslak vs... ilkel ve insanlık dışı koşulları, yıllarca burada yaşayan tutuklu ve hükümlülere reva gören devletten ivedilikle, cesurca hesap sormalıdır. Bu hesabın boyutu gerekirse uluslararası hukuka kadar uzanmalıdır. Çünkü bu hususta devletin sicili bir hayli bozuk ve kabarıktır. Başta Diyarbakır Cezaevi olmak üzere, çok bir kirli cezaevi kültürü var bu ülkenin. Çünkü bu konuda devlet bir kez daha tüm çıplaklığıyla suçüstü yakalandı. Eğer Ankara Barosu bu suçun takipçiliğini yapmazsa asıl suçlu kendisi sayılacaktır, aksi durumda kamuoyunun vicdanını da bu yönde yaralamış olur. Baro, İHD, TAYAD ve benzeri sorumluluk sahibi kuruluşlar, en kısa zamanda, başta Adalet Bakanı olmak üzere, sorumlu tüm yetkili kişi ve kurumlar hakkında suç duyurusu yapmalı, Ulucanlar Cezaevi'nin, uluslararası ilgili komisyonlar tarafından bizzat incelenmesi için girişimlerde bulunmalıdırlar.
Evet, "cezaevinde şenlik var", fakat bu şenliğe iştirak edenler "F tipi tecrit" odalarına gönderilen mahkûmların sofra arkadaşları diye tabir edilen lağım fareleriyle binbir çeşit böcek, haşere ve bir de eli coplulardır.

http://www.yapi.com.tr/haberler/cezaevinde-senlik-varmis_55714.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!