Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

İstanbul’un Ritmi Düşecek

Olası deprem zararlarını azaltma iddiasından yola çıkan ancak, İstanbul’u uluslararası finans ve turizm merkezi haline getirme programı olarak işlemen “kentsel dönüşüm”, yönünü, neredeyse bin yıllık Roman mahallelerine de çevirdi.

Evrensel Gazetesi/Elif GÖRGÜ



üzik, eğlence; rengarenk evler, giysiler, şarkı söylemekten bıkmayan, kahkahaları bile 9/8’lik çınlayan insanlar... Yaşadıkları her yerde kentin nabzını yükselten, yoksulluklarının kara gölgesini bile aydınlatan neşeleri ile kolektif yaşamlarından ödün vermeyen Romanlar...

Olası deprem zararlarını azaltma iddiasından yola çıkan ancak, İstanbul’u uluslararası finans ve turizm merkezi haline getirme programı olarak işlemen “kentsel dönüşüm”, yönünü, neredeyse bin yıllık Roman mahallelerine de çevirdi. Yaşadıkları yerlerin rantı yükselince, yeniden göçe zorlanıyorlar bugün Romanlar. Halk yıkımı şaşkınlıkla karşılarken, sosyologlar ise, sosyal yaşamları alt üst edilelen bir kültürün daha Türkiye’den yok olması tehlikesine dikkat çekiyorlar.

Roman tarihi üzerine uzman yazar ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Adrian Richard Nathaniel Marsh’ın çalışmalarından edindiğimiz bilgilere göre, Romanlar, 11’inci yüzyılda Hindistan’dan göç ederek Bizans İmparatorluğu topraklarına gelirler. O zamanlar da kentte istenmedikleri için dışlanarak başta İstanbul’un sınır bölgelerine, surların dışına yerleştirilirler. Romanların surların içine girmeleri sadece işgal ve savaş zamanlarında mümkündür ancak. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde ise Osmanlı’ya yardım eden, topların yapımında en önemli işlevi gören de yine onlardır. Hatta fetihten sonra Romanlara bir sancak verilmiş, kente yeni Roman toplulukları da getirtilmiştir. Bu dönemde İstanbul’da en zengin at tüccarı, sepetçi ve dansçı loncaları da Romanların kontrolündedir. Akrobatları, hokkabazları, dansçı ve müzisyenleri ile Sultan’ın tahta geçiş kutlamalarında baş roldekiler Romanlardır tabii ki.

Romanlar bugün ise, dünyaya yayıldıkları, tüm Romanların en önemli tarihi merkezi olan Sulukule’den ve kentte yaşadıkları diğer mahallelerden atılmak; bin yıl sonra yeni ve zorunlu bir göçe mahkum edilmek isteniyorlar. Ancak tarihi merkezlerini kaybetmekten başka anlamları da var bu yeni göçün. Başta “Memleketi pazarlamakla mükellef” AKP iktidarının bu dönüşüm kararı, maddi imkanları daha iyi olan Romanları apartman dairelerine sokarak, diğerlerini ise kent çevresinde muhtemel çadır kentler yaratmaya yönelterek, bir halkın, bir kültürün daha ülkemiz topraklarından yavaş yavaş ortadan kalkmasına zemin hazırlıyor.

Roman başkenti Sulukule yıkılıyor
“Kentsel Yenileme Projesi için, ne yasanın hazırlanmasında, ne karar aşamasında, ne de uygulama için bizim fikrimiz sorulmadı. Şimdi de çok bağlı olduğumuz, ninelerimiz, dedelerimiz, ve tüm atalarımızın mezarlarının bulunduğu bu semtten sürülmek üzereyiz. Proje sonucu Romanlar yaşadıkları yerlerden çıkıp gitmek zorunda kalacak. Parasız, yurtsuz, okulsuz, yoksul, gidecek yeri olmaksızın herhalde sokaklarda ikamet edecek. Bizim başka gidecek yerimiz yok.”

Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği, yıkım kararını öğrendiğinde yaptığı basın açıklamasından alındı bu sözler.
Büyükşehir Belediye Meclisi, Fatih’te Sulukule olarak bilinen Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleleri’ni “Kentsel Yenileme alanı” olarak belirledi. Sulukule’de 86 bin 760 metrekarelik 355 parsel, TOKİ tarafından yenilenecek. Bu “yenilenme”nin gerçekleşmesi için ise Romanların evleri yıkılacak. Burada yaşayan yaklaşık 3 bin 500 Roman’a ise tapu sahibi olanlara yıllarca taksit ödeyerek yapılacak evlerden alma, ya da üç kuruş parayı kabul ederek “başka” yere taşınma seçenekleri sunuluyor.

Bu yüzden eğlence yerleri de kapatıldıktan sonra giderek yoksullaşan Sulukule’ye girerken, Romanları tarif eden renkli sözcükleri aramak boşuna. Basının akınına uğrayan Sulukuleliler, aleyhlerine haberler yaptıkları gerekçesiyle gazetecilere tepkililer. Ne isimlerini vermek, ne de fotoğraf çektirmek istemiyorlar.

Yabancı mahallede yaşayamayız
Dernek başkan yardımcısı olduğunu söylemesine rağmen soyadını vermeye yanaşmayan Şenol, çok kızgın; “Benim evimi alıp da karşılığında beş milyar on milyar verirse ben 10 milyar parayla nereden ev alacağım. Biz 80 milyar da verse gitmek istemiyoruz mahallemizden. Biz birliğiz. Herkes birbirini tanır burda. Ben burada oturduğum rahatlığı başka bir semtte zaten bulamam ki. Ben kendim müzikle uğraşıyorum. Gecenin üçünde dördünde geliyorum. Yabancı bir semtte oturduğum zaman nasıl gireceğim o saatte. Niye gideyim bu semtten? Niye borçlanayım?. Zaten kıt kanaat evine ancak bir ekmek getiriyor bu insanlar.“ sözleriyle başlıyor anlatmaya.

Evleri yıkılırsa ellerinden bir tek “boş arazi bulup çadır kurmak“ geleceğini söylüyor sinirle.: “Herkesin 3-4 çocuğu var. Ziyan olacak gidecek çocuklarımız. 13-14 çocukla çadırda mı oturacak? İnsanlar zevk sefa alemde yaşarken, buradaki insanların sefalet içinde yaşamasına gönülleri razı oluyorsa buyursunlar yıksınlar. 25 sene evvelsi ben burada Sultançiftliği Gazinosu’nda çalışıyordum. Orada işimi bitiriyordum Sulukule’ye geliyordum, o zaman bir şen şakraklık vardı burada. O zamanlar gazinoda 2-3 bin lira kazanıyorsam Sulukule’de 5 bin lira kazanıyordum. İnsanlar, ailesi ile gelip rahat bir şekilde oturup eğlenebiliyordu. Rahatlıkla da evine gidebiliyordu. Ama böyle bir şey kalmadı”
Mahalledeki gergin havayı soruyoruz; “Psikolojimiz bozuk tabii. İnsanı iş tutar mı, evin gidiyor... Nasıl gülelim“ oluyor yanıtı.

Arkadaşı Sibel Can komşusu Türkan Şoray
Bir Alman televizyonu ile yaptığı röportajı bitirmesinin ardından yaklaştığımız Oğuz devam ediyor mahalleyi anlatmaya; “Eskiden bürokratlardan futbolcularına kadar herkes gelirdi mahallemize. Sibel Can benim 10 metre altımda oturuyordu. Sibel Turnagöl’le liseyi beraber okuduk. Türkan Şoray benim babaannemin kapı komşusuymuş. Böyle bir mahalleyi bir hiç uğruna yok ediyorlar. Burayı güzelleştirelim deseler ya! İnsanlar gazino yerine buraya gelirlerdi. Bir samimiyet, rahatlık bir güzellik vardı. İnsanların bu özgürlüklerini de aldılar ellerinden. İnsanlar da fakirleşti. Ünlü futbolcular hep buradan çıktı. Nejat, Nedim, Ayhan Abi, Oktay Derelioğlu, Serdar var Karabük’ten transfer olma. Buranın gençliği herkesin düşündüğü gibi, içkiye, sigaraya kumara düşkün insanlar değildir. İnsanların en büyük zevki gelip şuraya bir kağıt oynamaktır. Hele Ramazan’da! Camide musalla taşına teravihden önce yemekler konur, aç olan insanlar yesin diye. Karpuz, beyaz peyniri ile iftarını yapar, öyle namaza girer insanlar. Bu değerlerimizi yitirmedik burada”

Kafeste yaşıyoruz çok görüyorlar
İktidarın Sulukule’yi ucuza kapatıp pahalıya satmak istediğini söyleyen Oğuz, mahalledeki evleri gezdirerek Romanların nasıl sefalet içinde yaşadıklarını gösteriyor. Kendi kiracılarına götürüyor önce. 320 metrekarede yaşayan toplam 10 aile, 50 kişi... Ufacık odalara nasıl sığıştıklarını anlatıyor. Fotoğraf makinesi çıkınca hepsi yüzünü çeviriyor önce. Ama yıkıma karşı olduğumuzu söyleyince teker teker dönüyor başlar. Oğuz son sözünü söylüyor önce; “Şu kardeşim 20 yaşında gencecik kız, bu genç kız 4 tane kardeşi var, babası yeni vefat etti, 10-15 kişiye bakıyor bu kız nasıl senet ödeyecek? 100 milyon ödeyemezler.”

Sonra yeni kalp ameliyatı olan Faruk Amca devam ediyor: “Hepimiz garibiz. Kafes gibi yerlerde oturuyoruz. Onu da çok görüyorlar bize. Ben çocuğuma çanta alamadım, 25 milyon verip okula gönderemedim” sözleri üzerine eşi Kadriye’nin gözleri doluyor.
8 çocuk anası Kadriye. 70 milyona oturduğu bu “kafesten” atılırsa nasıl yaşıyacağını soruyor; “Yıkmasınlar bizim evimizi anneciğim. Garip insanların biz. Ben merdivene temizliğe gidiyorum veremem 300 milyon kira. Hükümetimiz nasıl atacak bizi? Vicdanı nasıl kabul edecek bunların?”

Burayı da pazarladılar
Aydoğan Amca da çömeldiği köşeden lafa karışıyor; “Esas bizim mahallemiz aşağıdaydı, yıkılan mahallemiz. O zaman Menderes, Vatan Caddesi’ni yaptı, yıktı orayı. Benim dedem gelmiş, Konya’dan Sulukule’ye yerleşmiş. Buradaki insanlar işsiz kaldı. Sulukule işsiz kalınca ne yaptı? Uyuşturucuya başladı” diyor. Sonra kendi söylediklerine sinirlenip “Sattı başbakan burayı, pazarladı gitti işte ya” diye bağırıyor.

‘Bizim için yenilensin’
Mahalleyi dolaştırma görevini 8 yaşındaki Kezban alıyor daha sonra. Dolaştırırken de sık sık “Mahallemiz yıkılmasın istiyoruz biz” diyor. Tarihi Neslişah Sultan Camii’nin yanında oturan Halis Yağmur, “Öyle kolay da değil bu mahalleyi yıkmak” diyor. Yanında oturan kırk yıllık dostu Erol Kalabalık ise, dertlerini basına anlatamamaktan şikayetçi. Sulukule yenilenecekse mahalleli ile birlikte, burada yaşayanlar için yenilenmesinden yana o.

“Şurası benim dedemin dedesinin evi. Ben 60 yaşındayım bak hesap et artık” derken o da tekrarlıyor; “Kolay yıkılacak mahalle değil Sulukule ha!”

http://www.yapi.com.tr/haberler/istanbulun-ritmi-dusecek_48585.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!