Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Kenti Okulla Birlikte Taşımak

Bazı okullar vardır, bulundukları şehre damgalarını vururlar. Fiziksel varlıklarıyla ve yetiştirdikleri öğrencilerle. Ankara Koleji bunlardan biridir. Ankaralıların, biraz mesafeli, biraz, soğuk, biraz resmi, biraz "cool" havasında, o tanımlanamayan "farklılık"larında payı vardır Kolej'in.

Derya Nüket ÖZER
Kenti Okulla Birlikte Taşımak

API dergisinin 291/Şubat sayısında yeni yapılan TED Ankara Koleji Yerleşkesi projesi tanıtılıyor. Semra Uygur ve Özcan Uygur'un tasarımı "okulla birlikte kenti de taşıma" konseptine oturuyor. Bu konseptle tasarımcılar son dönemde konutlar açısından sıkça tartışılan, "şehirden kaçma, gettolaşma" olgusunun bir başka ayağına, okulların şehirden kaçışına dikkat çekiyorlar : "Eğitimin kentten uzaklaşması, kentsel yaşamdan koparılması doğru değil, onun için 'okulla birlikte kenti de taşımalı' diye düşündük. Elbette düşünsel bir taşıma. Yalnızca Ankara Koleji değil, kent de Koleji yaşıyor; yani bütünle parça birbirlerini yaşıyor ve yaşatıyorlar, vücudumuzla organımız gibi. Gençler, çocuklar Sakarya Caddesi'nde ve öteki caddelerde sokaklarda, kafelerde, kitapçılarda; Ankara ise onu, otobüs, dolmuş duraklarıyla, metro istasyonlarıyla yaşıyor" diye özetliyorlar projenin temel fikrini. Ana temanın kent kurgusu olarak belirlendiği tasarımda kentin dinamizmini ve karşılıklı etkileşimi simgeleyen öğe olarak Sakarya Caddesi kullanılıyor.

Bazı okullar vardır, bulundukları şehre damgalarını vururlar. Fiziksel varlıklarıyla ve yetiştirdikleri öğrencilerle. Ankara Koleji bunlardan biridir. Ankaralıların, biraz mesafeli, biraz soğuk, biraz resmi, biraz "cool" havasında, o tanımlanamayan "farklılık"larında payı vardır Kolej'in. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk resmi-özel okulu olarak 1930'lardan bu yana başkentin yüksek bürokratlarının, orta ve üst gelir grubunun çocuklarının okuduğu Kolej, bütün bu özelliklerine karşın sıkı bir devlet okulundan farksızdı bir zamanlar. Modern Ankara, Kızılay'dan hemen sonra Kolej'de sona erer; Kurtuluş Parkı'yla birlikte artık gözden düşmekte, köhneleşmekte olan eski Ankara başlardı. Bu sınırda gri duvarlı, gri zeminli bloklar halinde yükselirdi okul. Kolej'in öğrencileri belediye otobüsleriyle, harçlıkları dolgunsa dolmuşla gelirlerdi okula. Şehrin içinden geçerek, şehri duyarak, bazen şehirle mücadele ederek. Şehirden bir şeyler alıp, ona bir şeyler katarak. Farklı insanlar görür, onları izler, onlarla iletişim kurar, yaramazlıkları ya da efendilikleriyle fark edilirlerdi. Yemek paydoslarında ve akşam çıkışlarında Kızılay gözde duraktı. 70'li yılların başında açılan, şehrin sanıyorum ilk büyük fastfood restoranı "Sandviç" rahatlıkla girilip çıkılan bir yerdi ortaokullular için, "Piknik"in ise kapısında durulur biraz korkarak bakılırdı. Okul çıkışı kaçamakları, flörtler, ilk sigaraların tüttürüldüğü kafeler, uğranılan kitapçı dükkânları eve şehri yüklenerek, biraz daha büyüyerek gelmek demekti. Şehrin içinde okumak okuldan kaçabilme şansı, şehre karışma, şehri tanıma şansı demekti. Yürümek, şehri solumak demekti. Erken Cumhuriyet dönemi yapılarının yanında hızla yükselmeye başlayan modern yapılar, Gökdelen ve Büyük Ankara Oteli otomobille geçerken seyredilen nesneler değil, kapılarının önünden geçerken kokuları duyulan, dokuları hissedilen gerçek varlıklardı.

Şehirden koparılmanın yarattığı boşluğu, şehrin eksikliğini Ankara Fen Lisesi'ne gidince anladık. Ankara'nın dışında ODTÜ'ye bakan bir tepede, "Ey çocuklar, işte hedefiniz ODTÜ" diyordu okul. O döneme göre, güzelden de öte lüks bir okuldu Fen Lisesi. Behruz Çinici tarafından yalnızca üçyüz öğrenci için tasarlanmış, adeta kocaman bir evdi. Kademelenmiş bahçesi, alçak yapıları, küçük havuzu ve hemen yanındaki şeftali ağacıyla şehir dışında, ama sıcaktı. Çevresinde doğru dürüst bir koruyucu bir duvar bile yoktu. Bir yanda Konya Yolu öte yanda ODTÜ'ye kadar göz alabildiğine uzanan bozkır doğal sınırları oluşturuyordu. Fen Lisesi'nde bozkırın güzelliğini keşfettik. Kütüphanenin ODTÜ'ye bakan geniş pencereli küçük okuma odasında romanlara dalmışken tepelerin arasından yükselip ODTÜ'yü gözlerden silen sisi huşu ile seyreder, sanki evimizin oturma odasındaymışçasına bir huzur duyardık. Hüzünlü ve görkemli günbatımları, baharda açan bin türlü çiçek şehirde farkına varmadığımız güzelliklerdi. Ama "zorunlu yatılılar" olarak şehrin dışına itilmek bizden bir şeyler eksiltiyordu. Hafta sonlarında, yaz tatillerinde şehre döndüğümüzde şehirde okuyan yaşıtlarımızın bizden daha hızlı büyüdüklerini fark ediyorduk. Onların daha çok arkadaşları vardı, onlar şehrin girdisini çıktısını öğreniyor ve şehre sahipleniyorlardı. Biz Ankaralı yatılılar Ankara'nın misafirleri haline geliyorduk giderek. Şehri uzaktan seyrediyorduk. Rengarenk bir yamalı bohça gibi, bir tepeye yapışmış Balgat gecekondularını Oya Zaim'in o sıralar pek ünlü olan bir tablosuna benzetirdim. Uzaktaki Ankara bir tablo kadar soyuttu, insansızdı, sanaldı. Biz seçilmiş 300 kadar genç ise yalnızca birbirimizden beslenerek kendi toplumumuzu yaratıyorduk. Eksiktik. Bir tepeye hapsedilmiş, toplumun kendilerinden "çok şey" beklediği 300 "bilgin adayıydık" yalnızca. Bizse, toplumu okulun arka bahçesinde rüzgârın çamlarda çıkardığı uğultu arasında, gizli saklı ekonomi-politik, diyalektik materyalizm okuyarak keşfetmeye çalışıyorduk.

ODTÜ ve Fen Lisesi 60'lı yılların ilk kampus örneklerinden biri olarak farklı bir sürecin ürünü hiç şüphesiz. Bugünkü gettolaşma ise farklı ekonomik etkenler ve sosyolojik bir sürecin ürünü.

Şehir merkezi dışında arsaların ucuzluğu, hattâ hazine arazilerini, ormanlık alanları, yalnızca okul yapma izni alınabilen sulak alanları kullanabilme olanakları, şehir dışı "siteleri"nin pazarlama stratejileri çerçevesinde ayırdıkları "okul" arazilerini ucuza elde etme şansı gibi olanaklar yeni tip uydu kentlerle birlikte yeni tip şehir dışı okullarını da yarattı.

Yaklaşık on-on beş yıl kadar önce hızla şehir dışında başlayan bu süreç bugün şehrin içinde ama "şehirle araya duvar örerek" sürüyor. Yüksek duvarların ardında kurulan okullar hızla ve plansız büyüyen şehrin ortasında kalıyorlar kısa zamanda. Ya da uygun yer bulunursa şehrin içinde yapılıyorlar. Tıpkı konutlarda olduğu gibi eğitim sektörünün bu kesimde de bir lüks tüketim modeli oluşturulurken aslında bir "statü" pazarlanıyor. Her eğitim yapısında zaten bulunması gereken ferah ve sağlıklı mekânlar, öğrencinin çeşitli ruhsal ve fiziksel gereksinimlerine uygun tasarlanmış ayrıntılar öne çıkarılırken yüzme havuzları, çeşit çeşit etkinliğin gerçekleştirilebileceği özel tesisler, şık kütüphaneler "tanıtım günlerinde" velilere gösteriliyor. Veliler için, büyük şehirlerin tehlikelerine karşı duyulan haklı kaygılar açısından birer sığınak bu okullar. Çocuklar kirli ilişkiler içindeki kentten, uyuşturucu, çocuk istismarı gibi karabasanlardan uzak kalabiliyorlar böylece. Eğitmenler öğrencileri rahatlıkla denetleyebildiklerini söylüyorlar. Öğrencilerse derslere konsantre olmak açısından bu tür okulların iyi olduğunu, ama yaşamlarını ev-okul arasında kilitlediğini, okul dışında hayatlarının olmadığını söylüyorlar. "Hapislik" ve "yalıtılmışlık" olarak niteliyorlar duygularını. Yaşamlarının tekdüzeliğinden, kendilerinin tektipleştiklerinden yakınıyorlar. Farklılıkların en aza indiği bu kurumlardaki hayatın olumsuzluğunu, "bizim okulda kavga bile çıkmıyor" diye tanımlıyorlar. Bu okulların bir bölümü öğrencilerinin yaşadıkları şehrin normal hayatına yabancılaşmalarının farkında olarak "şehir turları" düzenliyor; örneğin Beyoğlu'na, "halkın takıldığı mekânlara" götürüyorlar öğrencilerini.

Öte yandan öğrencilerin ve eğitmenlerin hemfikir olduğu bir konu var: Bugünün büyük şehirlerinde, eğitim sisteminin en büyük sorunu olsalar da, dershaneler öğrencilerin sosyalleşmesi açısından önemli bir görev üstleniyorlar. Ortaokul ve lise son sınıf öğrencilerinin büyük çoğunlukla servis aracı kullanmadan toplu taşıma araçlarıyla gidip geldiği dershaneler gençleri özgürleştiriyor. Farklı semtlerdeki okullardan, farklı sosyoekonomik yapıdaki ailelerin çocuklarını buluşturan, şehrin belirli merkezlerinde kurulan bu kurumlarda öğrenciler "öteki"leri tanıma olanağını buluyorlar. Şehirle ve kendi topluluğunun dışındaki bireylerle tanışma, karşılıklı etkileşim, şehrin zorluklarıyla mücadele etme gücünü, dolayısıyla özgüvenini kazanma gibi pek çok yönde olumlu etkileniyorlar. Belki de en önemlisi, şehirden duvarlarla ayrılan okullarının kazandırdığı statünün ÖSS sorularını çözmeye yetmeyeceğini görerek yaşamlarının ilk önemli dersini alıyorlar.

TED Ankara Koleji örneği, bu genel sorunların ötesinde bir başka çok önemli kavramı akla getiriyor: Süreklilik. Dünyanın bütün saygın eğitim kurumlarının en önemli vasıflarından biri geleneklerine bağlılıklarıdır. Fiziksel çevre açısından da buna özen gösterirler. En büyük kampus-şehirlerden biri olan Cambridge Üniversitesi yüzyıllardır gotik yapılar içinde bilimin gidişini değiştiren fizik buluşlarının yapıldığı yerdir. Trinity College, Isaac Newton'la birlikte anılır. Watson ve Crick'in DNA modelini tartıştıkları pub'da oturup birşeyler içebilirsiniz. Diploma törenleri tarihsel Senate House'da tarihsel giysiler içindeki öğretim üyeleri tarafından kökleri 800 yıl önceye uzanan kurallara göre Latince yönetilir. Bu tarihsel tiyatro sahnesi Stephen Hawking gibi dünya çapında bilim insanları ve dünyanın dört bir yanından gelen seçkin öğrencilerin modern dünyayı değiştirecek buluşlar üzerine çalışmalarına engel değildir.

TED Ankara Koleji Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk eğitim sisteminin önemli bir deneyidir, 75 yıla ulaşan geçmişiyle bir geleneği temsil eder. Yerinde kalabilmesinin yolları aranabilseydi keşke. İstanbul'da Galatasaray Lisesi'nin Beyoğlu'ndan çekip gitmesi kadar büyük bir eksikliktir Ankara Koleji'nin şehirden kopuşu.

Semra Uygur ve Özcan Uygur'un çok güzel dile getirdikleri gibi okulu taşımak yanlıştı. "Okulla birlikte kenti taşımak" konseptini, yaşanan olumsuz gidişe karşı çıkan ironik bir slogan olarak ele alıp tartışmak gerekiyor herhalde.

http://www.yapi.com.tr/haberler/kenti-okulla-birlikte-tasimak_61096.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!