Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
SONRAKİ HABER: İnşaatta Güven Azaldı
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Koru(ma)mak mı?

Mülkiyet denen "kutsal" hırsızlık tüm insani boyutunu aşarak gelecek nesillerin yaşama alanlarını çalmaya başladı ve dünyada neredeyse her toprak parçasına sıçradı

Radikal



odern dünyada doğal çevrenin, fiziksel çevrenin ve kültürel çevrenin bozulmasına ilişkin duyarlılıklar sanayi devriminden sonra gelişmeye başladı. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında ise, özellikle kentlerin yaşam koşullarının zorlaşması ve doğa üzerindeki yoğun tahribat, koruma kavramını çağdaş ve güncel kavramların arasına soktu ve toplumun ilgisini çoğu zaman çekmeyi başardı. Ancak tarih boyunca ve özellikle bugün toplumsal isteklerin her zaman insani bir perspektifle belirlendiği söylenemez (Öyle bile olsa yine de koruma isteği değerli bir kavram olma özelliğini kaybetmez). Çoğunlukla günün modaları, turistik değerleri, toplumsal güç veya duyarlılık gösterileri bu istekleri şekillendirir. Ancak kesin olan bir şey "neyi" ve "kimden" koruduğumuz sorularının cevabıdır. "Nasıl" sorusuna verilmesi gereken cevaplar ise haddini bilemeyen aceleci bir belediye başkanının veya yetki sınırlarından haberi olmayan devlet adamlarının parlak(!) fikirlerinden medet umamayacak kadar ciddi, bilimsel ve çok disiplinli bir tartışma konusudur. Değişken olan cevap ise "neden" koruyoruz sorusuna verilen yanıtlar olur. İşte bütün kıyametler de bu soruya verilen cevaplarda kopar.

Geçmiş ve gelecek
21 Mayıs 2005 tarihinde Radikal gazetesindeki bir haberde Montreal'deki BM Biyolojik Çeşitlilik Kongresi'ndeki "korkutucu" rapor, son 50 yılda insan etkinliğinin biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkisinin, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar tahribatı hızlandırıcı bir etken halini aldığını, ayrıca son yüzyıl içerisinde türlerin insanlar tarafından yok edilişinin de 1000 kat artış gösterdiğini yazıyordu. Aynı rapor kuş çeşitlerinin yüzde 12'sinin, memelilerin yüzde 23'ünün, amfibilerin yüzde 32'sinin nesli tükenme tehlikesi altında yaşadığını ve endüstriyel balıkçılığın gelişmeye başlamasından bu yana balık stoklarının da yüzde 90 azalmış durumda olduğunu da çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Yine aynı tarihli Radikal'in ilk sayfa haberinde Konya ve Aksaray illerinin kontrolsüz atıkları yüzünden Türkiye'nin ikinci büyük gölü ve tuz stoğumuzun tamamına yakınını elde ettiğimiz Tuz Gölü'nün çok ciddi bir çevre felaketinin kurbanı olmak üzere olduğu anlatılıyordu. Bu haberlerden iki gün önceki başka bir haberde ise soluduğumuz havadaki oksijenin çoğunu üreten Amazon ormanlarının kontrolsüz ağaç kesimleri yüzünden önümüzdeki yüzyıl içinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu açıklanıyordu. Tüm bu ve benzeri haberlere göre doğaya verdiğimiz zararların hesabı tutulamayacak kadar büyük boyutlara varmış durumda olduğu açık.

Kültürel miras tahribatı
Doğaya yapılan tahribat kültür ve kültürel miras üzerinde de çok benzer bir şekilde görülür. 12 Haziran'daki Radikal İki'de Uğur Tanyeli ve Aykut Köksal hocaların "Restorasyon mu tahribat mı?" başlıklı yazılarının konusunu oluşturan 1500 yıllık Küçük Ayosofya Camisi'nin "restorasyon" adı altında başına gelenler, tüm olup bitenlerin çok açık bir dille ortaya konmuş özeti gibidir. Her gün yanan konaklar, bilimsel araştırma adına kazıldıktan sonra kendi halinde yok olmaya bırakılan arkeolojik alanlar, bu alanlardan ve müzelerden çalınan heykeller, depolarda çürüyen ya da NATO toplantısına götürülmek için daha paketlenirken hasar gören dünyanın en nadide mozaikleri, "Nemrut" gibi dünya harikalarımızdan birine, filmlerde bile rastlanmayacak absürd reenkarnasyon hikâyeleriyle müdahale edilmeye (kazılmaya) çalışılması, vs gibi örnekler, bizi geçmişimizden ve geleceğimizden her gün biraz daha uzaklaştırıyor. İnsan olma tarihimiz boyunca birlikte evrim geçirmiş olan doğa ve kültür, insanoğlu için ayrı düşünülemeyecek kadar birbirine bağlı iki kavramdır. Birisi bizi geçmişimize bağlarken diğeri geleceğimize tutunabilmemizi sağlar. Aslında bir anlamda ikisi de insan için vazgeçilmez birer "oksijen" kaynağıdır. İşte bu iki kavramla ilişkileri kopan bir toplum için ise yavaş yavaş intihar ettiğini anlamaktan başka bir çare kalmaz.

S. ÖZKAL YÜREĞİR: Mimar

http://www.yapi.com.tr/haberler/korumamak-mi_29096.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!